Adrenalin tutkusu

Herkeste farklı bir heyecan ve mutluluk yaşatan birçok aktivite vardır, örneğin dalış, futbol, dans, kayak, ya da çeşitli ekstrem sporlar gibi.

Bu etkiyi heyecan ve korku anlarında vücudumuzda salgılanan adrenalin hormonu yaratır. Ben de bu adrenalin tutkusunu bugüne kadar yaptığım birçok farklı sporda yaşadım.

Adrenalin (epinefrin), böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanan bir hormondur. Doğada bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır. Etkisini, nabız atışında artış, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle, acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir. Kan damarlarını genişletir, acı hissini azaltır. Göz bebeklerinin büyümesiyle göze alınan ışık artar, daha net ve hızlı görüş sağlanır (Kaynak: Wikipedia).

Heyecan ve korku durumunda adrenalin salgılanması artar. Korku dışında çoğu zaman insanlar kendilerini gerçekten heyecanlandıran ve tutkuyla bağlı oldukları işleri yaparken adrenalin salgılarlar. Kimi dalış yaparken, kimi futbol oynarken, kimi resim yaparken, kimi dans ederken, kimi kayak yaparken, kimi de ekstrem sporlarla bu heyecanı hisseder, adrenalin salgılar ve mutlu olur. Bu biraz da kişinin doğasına bağlıdır.

Yani, yüksekten korkan birinin pilot olması veya paraşütle atlaması çok zordur. Bu kişinin ciddi terapi görmesi gerekir. Ben kendimden örnek vereyim. Ne yükseklik korkum var, ne de klostrofobi (kapalı alan korkusu). Biraz iddialı olacak, ama’ hiçbir şeyden gözüm korkmaz’ diyebilirim. Nedendir bilemiyorum, ama herkesin en panik olduğu anda bile sakinliğimi koruyabiliyorum. Bu küçüklüğümden beri böyle olmuştur. Bir keresinde ben 8-9 yaşlarındayken uçağımızın ciddi bir türbülansa girdiğini hatırlıyorum. Büyük sallantıların ardından 15-20 metre düşen uçak ciddi şekilde sallanmaya devam etmişti. Uçakta ciddi bir panik havası yaratmıştı. O uçuşta, doğal olarak dua edenlerden tutun da ağlayanlara ve çığlık atanlara kadar her şeye tanık olmuştum. O gün bana her nedense uçağın durumu ve sallantılar değil de insanların reaksiyonları daha enteresan gelmişti.

Hatta kendimi daha fazla tutamamış ve kahkaha atmaya başlamıştım, çünkü etrafımdaki her tipten yetişkin insanı bu halde görmek tuhafıma gitmişti ve her ne hikmetse bu durumu komik bulmuştum.

Hatta etrafımdakilerin ağlamayı bırakıp kim bu kahkaha atan çocuk diye gelip bana baktıklarını hatırlıyorum. Zavallı babam da etrafımda bana kızgın kızgın bakan insanlara “Pardon, çocuk işte, ne yaparsınız?” diye sakinleştirmeye çalışmıştı. Bu durum ilerleyen yıllarda da bu şekilde devam etti. Başıma birçok olay geldi (bunları zaman içerisinde paylaşacağım). Yaşadığım bu tip kötü olaylar bir insanı normal şartlarda çok ciddi paniğe sevketmesi gerekirken ben hep sakindim. Hatta bu sayede arkadaşlarımın ve kendimin hayatını kurtardığım da oldu. Tabii, bu yapıda olan birinin bazı ekstrem sporları yapmaktan çekinmeyeceğini ve hatta keyif alabileceğini düşünebilirsiniz.

Gerçekten keyif aldığım birçok aktiviteye imza attım diyebilirim. Örneğin, 15 yaşındayken, yazlıktan çocukluk arkadaşım Ali’nin telkinleriyle Fethiye’de yazın dalışa başladım. O kadar hoşuma gitti ve istekliydim ki daha 5. dalışımda hocamız beni 31 metre derine kadar indirmişti. Sonrasında ekip liderinin hocamızı, “15 yaşındaki çocuğu daha 5. dalışında 15 metreden daha derine nasıl indirirsin” diye azarladığını hatırlıyorum. Bense o dalıştan çok keyif almıştım. Hatta tüpümdeki hava bitmişti ve hocamızın tüpündeki ek regülatör yardımıyla yukarıya çıkmıştık. Hocamıza “Çok zevkliydi hocam, teşekkür ederim. Bir dahaki sefere 40 metreyi deneyelim.” demiştim.

Doğada yapmış olduğum sporlardan biri de çok fazla bilinmeyen, ancak son yıllarda bütün dünyada popülaritesi artmış bir spor dalı: Kanopi (Canopy). Kanopi, bir ağaçtan bir ağaca (genelde aşağısı uçurum veya çok yüksek oluyor) Tarzan misali, gerilmiş çelik bir halat üzerinden kayarak gitmektir. Bunu Kosta Rika ve Arjantin’de yaptım. Acayip zevkliydi. Şimdi nerede bir Kanopi görsem hiç tereddüt etmeden hemen Kanopi yapıyorum. Arjantin’de yapmış olduğum Kanopi görüntüleri:

 

 

Kayaktan da çok keyif aldığımı söyleyebilirim. O dağın tepesine çıkıp beyaz örtünün üzerinden süzülerek aşağıya inmenin zevkini kelimelerle ifade etmem çok zor. Sadece “kendimi gerçekten %100 özgür ve doğayla bütünleşmiş hissettiğim an” diye bu duyguyu tarif edebilirim. Beş yaşından beri kayak yapmanın rahatlığıyla her yerden ve hatta genelde de pist dışından kayıyorum diyebilirim.

Tabii, her pistin ayrı bir zevki var. Buzda, karda, bombeli pistte ve bol karda kaymanın farklı teknikleri ve keyfi var. Önemli olan sizin piste göre kendinizi ayarlayabilmenizdir. Kayakta son nokta diyebileceğim Heliski’yi bir türlü yapmaya fırsat bulamadım. Heliski’de sizi helikopterle dağın tepesine bırakıyorlar, kayarak aşağıya iniyorsunuz. Genelde bol karda yapılan bu kayakta tek büyük risk “çığ riski”. Ama bu çok düşük bir ihtimal ve her ihtimale karşı size bir oksijen tüpü veriyorlar (çığ olursa ve çığın altında kalırsanız nefes alabilmeniz için). Bilmiyorum haberiniz var mı, birkaç yıldır Kaçkar dağlarında İsviçreli bir firma tarafından Heliski organize ediliyor. Ben de 2 kere kaydımı yaptırdığım halde bir türlü gidemedim. Her seferinde işle ilgili önemli ve acil yapmam gereken seyahatler çıktı. Ve her seferinde, gerçekten üzülerek iptal ettim. Bu sene de tam gideceğim diye niyetlenmişken Türk yetkililerin gerekli garantileri vermemesinden dolayı bu sezon için Türkiye’deki Heliski aktivitesini iptal ettiklerini bildirdiler.

Aynı şekilde su kayağından da çok keyif alıyorum. Küçük yaşlarda su kayağını belli bir süre yaptıktan sonra Mono (tekli su kayağı) ve wakeboard’a geçmiştim. Uzun süre de bu işin üzerine düşmedim. Son 10 senedir, ender hafta sonu tatillerinde yazları her fırsat bulduğumda su kayağı yaptım. “Teenage” yıllarımda bayağı iyi duruma gelmiştim. Hatta bir ara sudan başlamak yerine iskeleden atlayıp başlıyordum. Aradan zaman geçmiş olmasına rağmen bundan sonra da kitesurfing ve barefoot (çıplak ayak su kayağı) denemek isterim. Bu aktivitelerden de çok keyif alacağım konusunda kuşkum yok.

Denemiş olduğum bir başka ekstrem spor dalı da delta veya üçgen kanat ile uçmadır (hanggliding). Fransa’da La Plagne kayak merkezinde, delta kanat ile uçulduğunu yanından ilk geçişimde fark etmiş ve yanlarına gidip sorular sormuştum. Kendini delta’ya bağlıyorsun, sonrasında uçurumdan aşağı kayakla kayıp uçmaya başlıyorsun. Çok heyecanlanmıştım. Hemen aşağıya inip parasını bizimkilerden almış (tabii parayla ne yapacağımı söylememiştim), sonra da doğruca denemeye gitmiştim. 16 yaşındayken yapmış olduğum bu aktivite inanılmaz zevkliydi. (Aşağıda delta kanatın üzerinden otomatik olarak çekilmiş resmimi görebilirsiniz):

 

 

 

Bu uçuş sırasında kendimi adeta kuş misali uçuyor gibi hissetmiştim ve dikkatimi çeken bir başka husus da aşağıdaki insanların, evlerin ve otellerin yukarıdan boyutlarının ne kadar küçük göründüğü idi. Doğal olarak yukarıdan herşeyin boyutu insana küçük geliyor. Yere indiğimde ise içimden bir daha tepeye çıkıp yeniden uçmak gelmişti. Her neyse, sonuç olarak yukarıdaki gibi havada çekilmiş resimlerimi aileme gösterdiğimde “Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?” diye bir tepkiyle karşılaşmıştım.

Elbette bu yapacağım şeyi önceden söyleseydim bizimkiler beni engellemek için her şeyi yaparlardı. Sonuçta, güzel bir anı olarak kaldı. İleride fırsat bulursam bungee jumping ve paraşütle atlamayı da denemek isterim.

Paraşütle atlamak demişken, bu konuda kimsenin eline su dökemeyecek, dünyanın bir numaralı profesyoneli tartışmasız Felix Baumgartner’dir. Geçtiğimiz günlerde 14 Ekim tarihinde 39 km yükseklikten adeta uzaydan dünyaya atladı.

Tüm dünyanın nefesini tutarak izlediği bu denemede yaklaşık 2 saat 40 dakika süren bir yolculuktan sonra uzaya çıkarak, en yüksek kapasiteli jetlerin bile erişebileceğinden üç kat daha fazla yükseğe ulaşan Baumgartner, 52 yıldır kırılamayan en yüksek serbest atlama, en hızlı insan ve balonla en yükseğe çıkan insan rekorlarını ele geçirdi.

Ses hızı duvarını aşarak 1136 kilometre hızla inişe geçen Baumgartner, 4 dakika 19 saniye boyunca serbest uçuş yaptı. Baumgartner, yeryüzüne bin 524 metre kala paraşütünü açarak tam 10 dakikada güvenli bir iniş yaptı. Bu denemesi ekstrem paraşütçülük kariyerinin son atlayışı oldu. Şimdi, bu harika atlayışın videosunu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=Eh3gsD66704

Bu atlamayı gerçekleştirmeden saniyeler önce söylediği söz ise bu korkusuz adamı benim gözümde bir kat daha yüceltti:

“Ne kadar küçük olduğunuzu anlayabilmeniz için bazen gerçekten yukarılara çıkmanız gerekir.”

Adamım Felix, helal olsun sana. Etrafımdaki insanlara senelerdir bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu sözün şerefine ileride bir yazı daha yazacağım…

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için