Birleşmiş Milletler’de tarihe tanıklık etmek (4)

Sonunda 22 Nisan tarihinde New York’ta Birleşmiş Milletler merkezinde gerçekleşmiş olan tarihi törenle ilgili izlenimlerime ve bazı önemli bilgilere bu hafta yer verebiliyorum. Gündemin kalabalık olmasından dolayı bu final yazısında gecikmeler oldu. “Birleşmiş Milletler’de tarihe tanıklık etmek” başlıklı yazı serisinin ilk üçünün linklerini hatırlatma amaçlı olarak sizlerle paylaşarak başlıyorum.

 

  1. Bu tarihi törene davet edilmemin öyküsünü ve tören öncesinde yaşadıklarımı anlatan yazımın linki: http://www.serhansuzer.com/tr/birlesmis-milletlerde-tarihe-taniklik-etmek-1
     
  2. Paris Anlaşması imza seremonisi başlamadan önce aklımdan geçen düşüncelere ve sürdürülebilirlikle ilgili bazı önemli bilgilere yer verdiğim yazının linki: http://www.serhansuzer.com/tr/birlesmis-milletlerde-tarihe-taniklik-etmek-2

 

  1. 22 Nisan’daki tarihi törende ilk kez gitmiş olduğum Birleşmiş Milletler’e bu kez geçtiğimiz Haziran ayında konuşma yapmak için davet edildim. “Sürdürülebilir Enerji ile Dünya’yı kimseyi geride bırakmadan dönüştürmek” konulu ve ilk defa düzenlenen “Agora” etkinliği öncesinde yaşadıklarımı, sürdürülebilirliği farklı boyutlarıyla ele aldığım sunumumu ve sonrasındaki gözlemlerimi içeren yazımın linki: http://www.serhansuzer.com/tr/birlesmis-milletlerde-tarihe-taniklik-etmek-3

 

İlk yazıda sabah erkenden Birleşmiş Milletler binasına girdikten sonra balkonda yerimi aldığımı belirtmiştim. Etrafımdaki herkes ‘sürdürülebilirlik’ konusunda kendini ispat etmiş, bu alanda önemli işler yapan kurum ve kuruluşların temsilcileriydi. Güvenlik önlemleri ise çok fazlaydı. Amerikan güvenliği her zamanki gibi durumu abartmıştı bana göre. Önlerine gelen herkesi sürekli uyarıyorlardı ve hatta yanımdaki Global Catholic Climate Movement’ın temsilcisi hispanik bir arkadaşı güvenlik kendi kurumunun yazısının resmini çekti diye en önden en arkaya attı. Yüzlerce ülkenin devlet başkanı, başbakanı, bakanları ve en üst düzey bürokratlarının olduğu bir ortamda yüksek güvenliği anlıyorum, ancak böyle önemli bir etkinliğe zaten ciddi bir süzgeçten geçerek gelmiş, önemli kariyerlere sahip katılımcılara güvenliğin bu şekilde davranmasını yadırgadığımı söylemeliyim.
 

Gelecek Şimdidir!

Açılışı BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon yaptı, onu 13 yaşında Tanzanyalı bir çocuk olan Getrude Clement’in konuşması takip etti; genç kız sözlerini “The Future is Now / Gelecek Şimdidir” diye bitirdi. Sonra Ban Ki-moon tekrar kürsüye çıkıp Fransızca bir konuşma yaptı, konuşmasına İngilizce devam etti. Özetle bugünün tarihi önemde olduğunu, geleceğimiz için bütün devletlerin harekete geçmeleri gerektiğini, bu anlaşmanın sadece söz verme anlamına gelmediğini, artık bütün devletler ve hükümetler için aksiyon alma zamanı olduğunu belirtti. Son olarak da bütün ülkelere bu konuda liderlik gösterdikleri için teşekkür etti.

 

 

Ban Ki-moon konuşmasını tamamladıktan sonra kürsüye Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ı davet etti. Hollande da bütün devletlere, Ségolène Royal’a, bir milat kabul edilen 12 Aralık 2015’te Paris’te gösterilen çaba için ve Fas Kralı VI. Muhammed’e bir sonraki BM Forum’unu Fas’ta ağırlayacağı ve sürdürülebilirlik konularında liderlik üstlendiği için teşekkür etti.
 

Tarihi Paris Anlaşması’nın başlangıcı kabul edilen 12 Aralık 2015’te küresel ısınma konusunda en önemli adımların atıldığını belirtti. Fransa Cumhurbaşkanı sözlerine şu şekilde devam etti: “Paris Anlaşmasından sonra hükümetler, özel sektör herkes üzerine düşenleri yerine getirmeye başladı. Kelimelerin aksiyona dökülmesini takip etmemiz gerekiyor. Küresel ısınma birçok ülkede ağır tahribatlara sebep oluyor. Fiji adaları gibi ada ülkeleri, yok olan göller, fırtınalar ve her yıl yanan, yitip giden 12 hektarlık ormanlık alanlar... Bütün bunlardan dolayı adım atmamız gerekiyor, 175 ülke bir araya geliyor ve bu anlaşmayı imzalayarak çok önemli bir adım atıyor. Bu imzadan sonra uluslararası kanunla herkes yükümlülüklerini gerçekleştirmek zorunda kalacak. Bugünden böyle amaç, karbon salınımının %55’ini üreten 55 ülkenin Paris Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmeleri olacak. Bu anlaşmanın kısa vadedeki amacı. Zamanla yarışıyoruz, aksiyonlarımızı hızlandırmak zorundayız. 100 Milyar dolardan daha fazla finansman bulup bu aksiyonları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Sadece devletler değil, bütün herkes (halklar) aksiyon alıyor. Herkes her şeyi yapmak zorunda değil, herkes yalnızca kendine düşen görevi gerçekleştirirse bu sorunları çözeriz. İnsanoğlunun kendi kaderi konusunda telaşa düşmeyeceği güvenli bir gelecekte var olmasını sağlamalıyız.”
 

Son değil, başlangıç

Bu sözleri sarf ettikten sonra Genel Kurul’un (General Assembly) Başkanı Mogens Lykketoft’u kürsüye davet etti. Lykketoft sözlerine bütün devletleri ve Paris Anlaşması’na emeği geçen herkesi tebrik ederek başladı. Bu tarihi anlaşma sonucunda ortaya çıkan tabloda bütün ülkelerin üzerlerine düşen görevleri yerine getireceklerini umduğunu belirtti.
 

Sonrasında Peru Devlet Başkanı Ollanta Humala Tasso’yu çağırdı. Kendisi Peru’nun Paris Anlaşması’nın imzalanmasında önemli bir rol oynamasından memnun olduğunu, ülkelerinde organize edilen COP 20’nin Paris Anlaşması’nın mimarlarından olduğunu belirtti. Bunun günümüze dek gezegenimiz için yapılmış en önemli anlaşma olduğunu ve iklim değişikliğiyle baş edebilmenin öncüsü olacağını belirtti. Tasso ayrıca şu ifadelere yer verdi: “Lima, Paris aksiyon ajandasında Peru 2021 itibariyle ‘İklim Sorumlu Ülkesi’ haline gelmek üzere çalışmaları başlatmak istiyor. 2021 itibariyle karbon salınımı sıfırlamak istiyor. Bu anlaşmayla bir zaferi kutluyoruz ve bu bir son değil, bir başlangıç. Bu, hepimizin ortak düşmanı olan iklim değişikliğiyle savaşmanın en önemli hareketi olacak ve ilerlememizi sağlayacak.”


Bu konuşmanın ardından Demokratik Kongo Cumhuriyeti Devlet Başkanı Joseph Kabila söz aldı ve özetle şu konulara değindi: “İklim değişikliğiyle ilgili en önemli adımları en az gelişmiş ülkeler atmıştır. 47 en az gelişmiş ülke ihtiyaçları olmadığı halde kendi taahhütlerini deklare etti. Birlikte geri dönülemez bir yolda sağlam adımlar atma konusunda kararlıyız. Isı artışını bu yüzyılın sonuna kadar 1,5 derecenin altında tutmak için elimizden geleni yapacağız. Gerekli finansmanı oluşturup aksiyonları gerçekleştirmemiz gerekiyor.  2020-2030 arası karbon salınımı %17 azaltmayı amaçlıyoruz. Tüm bunları gerçekleştirmek için, teknoloji yatırımı, finansman kolaylığı ve doğal kaynakların en verimli şekilde kullanılması temel amaçlarımız olmalıdır. Gıda güvenliği ve su kaynaklarının korunması da bizim önemli görevlerimiz arasındadır. İnsanoğlunun geleceği tehlike altındadır.”

Kabila’nın sözlerini tamamlamasından sonra Ban Ki-moon şakayla karışık “Hiçbir devlet başkanı ve üst düzey devlet erkânını utandırmak istemem ancak Genel Kurul Başkanı Lykketoft dışında kimse kendi zaman dilimine uymadı, lütfen size ayrılan zaman dilimine uyunuz” diye kibarca bir uyarıda bulundu.
 

Toprak Ana ya da Ölüm!

Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales bugünün aynı zamanda Dünya Günü (yeryüzü ve toprak anlamlarını da kapsayan ‘Earth Day’) olduğunu, atalarından toprağı ‘ana’ olarak algılamayı öğrendiklerini ve çevremizi korumak için her şeyi yapmamız gerektiğini dile getirdi. Isının yalnızca 1 derece artması durumunda bile nasıl kuraklıklar ve felaketler yaşadığımıza hepimizin tanık olduğunu belirtti ve “Toprak Ananın hakkı bizim kişisel haklarımızdan daha önemlidir. O yüzden Toprak Ana’nın hakkını korumak için Evrensel kurallar ve yaptırımlar oluşturmamız gerekiyor” dedi. Sözlerini kendi dilinde “¡Pachamama o muerte! ¡Venceremos!” sloganıyla bitirdi. (Pachamama, tarihte bugünkü Bolivya, Ekvator, Şili ve Peru topraklarına yayılmış olan İnka İmparatorluğu’nda yerli halkın inançlarına göre ‘Toprak Ana’ya verilen isim. Son sözlerinin çevirisi ise şöyle: “Toprak Ana ya da ölüm! Üstesinden geleceğiz!”).


Daha sonra Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef kürsüye çıktı. Roussef Portekizce yaptığı konuşmada bu anlaşmanın bir başarı olduğunu belirtti ve Ban Ki-moon ile François Hollande’a çabalarından dolayı teşekkür etti. Brezilya’nın bu anlaşmaya yaptığı katkıdan dolayı gurur duyduğunu, Çevre Bakanına ve ekibine bu süreçleri yönettikleri ve sonuçlandırdıkları için teşekkür etti. Brezilya olarak bu anlaşmanın gereklerini zamanında yerine getireceklerini belirtti. Fosil yakıtlara bel bağlamaksızın oluşturulacak bir yaşamın önemliliğini vurguladı. İklim değişikliği yaşanan bir dünyada, gelişmiş ülkelerin hırslarını sınırlamaları ve tüm dünya için katkılarını esirgememeleri gerektiğini belirtti. Bunu gerçekleştirmek için dünya çapında oluşturulacak 100 milyar dolarlık finansmanın önemli olduğunu ve özel sektörün de bu konuda somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Bu anlaşmayı imzalamanın ilk ve en kolay adım olduğuna dikkat çeken Dilma Roussef, sözlerini şöyle sürdürdü: “2025 itibarıyla karbon salınımı %37 oranında azaltmayı taahhüt ediyoruz. Amazonlarda ağaçların azalması sürecini tersine çevireceğiz, tarım alanlarını 5 milyar hektara çıkarmayı ve 2030 itibarıyla yenilenebilir enerjiyi toplam üretimde %45’e ulaştırmayı hedefliyoruz. Gerekli adımları atmayacak olanların bunu açıkça belirtmesi gerekir. Eşitlik ve fakirliğin azaltılması sürdürülebilirlik için önemlidir. Brezilyalılar özgürlükleri için büyük mücadeleler vermiş çalışkan insanlardır. Geçmişte otokrasiye karşı çok savaştık. Bu değerlerimizin sürekliliği için elimizden geleni yapacağız.”

Justin Trudeau’nun alkış rekoru

Sonrasında atmosfere en fazla sera gazı salınımı üreten Çin Halk Cumhuriyeti’nin Başkan Yardımcısı Zhang Gaoli söz alarak, Paris Anlaşması’nın bir dönüm noktası olduğunu, bu anlaşmayı imzalayarak yeni adımlar atmak istediklerini belirtti. Çin Paris Anlaşmasının sonuçlanması için üzerinde düşeni yaptığını ve pazarlıklarda önemli bir rol oynadığını vurgulayarak şu görüşlere yer verdi: “Paris Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmek için elimizden geleni yapacağız. 13. Beş yıllık plana göre karbon salınımı önümüzdeki 5 yıl içerisinde %18 düşürmeyi planlıyoruz. Çin, Paris Anlaşması’nı takip eden süreçlerde liderlik yapmaya devam edecek. İklim değişikliği konusunda bir şeyler yapmak isteyen gelişmekte olan ülkelere de finansman sağlayacağız. Gerek kendi neslimiz gerekse gelecek nesiller için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”

Sonrasında kürsüye alkışlar arasında Justin Trudeau geldi. Kanadalıların yaptığı gibi konuşmasını İngilizce ve Fransızca karışık olarak yaptı. Şahsen çok alışık olduğum bu konuşma formatında, kişisel olarak ne kadar popüler olduğunu bütün salona bir kez daha göstererek en çok alkışı alan lider oldu. Konuşmasında karbon salınımı azaltmak için milyar dolarlık finansman ayırdıklarını, teknolojiye yatırım yapacaklarını ve özel sektör liderliğini teşvik ettiklerini belirtti. “Bunları iyi gözükmek için yapmıyoruz, Kanada böyle algılansa da iklim değişikliği için somut şeyler yapıyoruz, örneğin yenilenebilir enerji için 300 milyar doların üzerinde yatırım yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.” Ardından “Gelişen ülkeleri korumak Kanada ve diğer gelişmiş ülkelerin sorumluğudur” deyip milyar dolarlık finansman yardımı yapacaklarını belirtince salonda alkış koptu. Trudeau konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Ban Ki-moon’un dile getirdiği gibi bir zamanlar düşünülemeyen şeyler durdurulamaz hale geldi. Herkes üzerine düşeni yapmalı, biz yapacağız, biz hepimiz adına bunun içindeyiz ve bunu hep birlikte başaracağız.”

Daha sonra İtalya Başbakanı Matteo Renzi söz aldı ve şu ifadelere yer verdi: “Bir saniye için gözümüzü kapatalım ve hayal edelim. Kendi çocuklarımızı ve torunlarımızı bu salonda hayal edebiliriz. Sonunda bölünme olmaksızın ortak bir vizyon oluşturabildik. Sonunda onlara umut verdik. Biz İtalyanlar bu sonuçlardan dolayı çok mutluyuz. Sonunda politikalar gelecek nesillere umut veriyor. Bu anlaşmanın gereklerini yakından takip edeceğiz.”
 

İtalya’dan sonra Tuvalu Başbakanı Enele Sosene Sopoaga kürsüye çıktı (Büyük Okyanus'ta, dokuz adet mercan adasından oluşan Polinezya ülkesi Tuvalu, Avustralya ile Hawaii arasındaki bölgede konumlanır) ve şu mesajlara yer verdi: “Paris Anlaşması bizim hayatlarımız değiştirecek. Bu anlaşmayı imzalamak yalnızca bir ilk adımdır ve izleyen süreçte gerekenlerin yapılması çok önemlidir. Küçük bir ada olarak bu anlaşmayı imzalamaktan gurur duyuyoruz ve iklim değişikliğine karşı çok geç olmadan önlemler alınması gerektiğine inanıyoruz. Küçük bir ada olarak yalnızca biz büyük tehlike içerisinde değiliz, tüm dünya bu tehditle yüz yüze. İklim değişikliğinden dolayı her gün 62.000 insanın yer değiştirdiğinin, farklı yerlere göç ettiklerinin altını çizmek istiyorum. Biz kendi adamızda kalmak istiyoruz, ancak iklim değişikliğinden dolayı tehlike altındayız. İklim değişikliği için gerekli finansman erişimi kolaylaştırılmalıdır. Fonlama desteği alabilmeyi umuyoruz. Paris Anlaşması’nı eksiksiz uygulamamız gerekiyor ki Tuvalu’yu ve dünyayı kurtaralım.”


Rusya ve ABD’nin görüşleri

Ardından söz alan Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Khloponin, karbon salınımı 2030 itibariyle 1990’lı yılların %70 gerisine düşürmeyi amaçladıklarını belirtti. Ormanların korunmasının ve çoğaltılmasının önemini vurguladı. 2050’ye kadar düşük karbon için planların titizlikle takip edilmesi gerektiğini söyleyerek, teknolojik gelişimin önemine dikkat çekti. Bu konuda ilerlemek için Putin’in teknolojik gelişim konulu bilimsel bir kongre düzenlemeyi planladığını duyurdu ve Rusya’nın imzalanacak Paris Anlaşması ve izleyecek süreçler konusundaki istekliliğini belirtti.

Rusya’dan sonra ise ABD Dışişleri Bakanı John Kerry söz aldı. Daha önce Kyoto Protokolü’nü imzalamamış olan ABD’nin temsilcisi Kerry, 46 yıllık kariyerinde pek çok tarihi an yaşadığını, ancak Paris Anlaşması’yla sonunda bütün ülkelerin ortak bir kararlılık göstermesinin onun için çok özel bir an olduğunu vurguladı. Kerry konuşmasının devamında özetle şu görüşlere yer verdi: “Paris dönüm noktasıydı, bugün de bunun kutlaması ve devamı için taahhüt verme günüdür. Doğa geri dönülemez bir şekilde değişiyor. Bu anlaşmanın gücüyle tüm taraflara doğru mesajlar veriyoruz. Bu anlaşmanın gücü sayesinde özel sektörün potansiyelini artıracağız. 330 milyar dolar yenilenebilir enerjiye yatırım yaptık. Petrol fiyatlarının çok düşmesine rağmen yenilenebilir enerjiye yatırımlar hızla artıyor ve gelecekte de çok büyük yatırımlar yapmaya devam edeceğiz. Geçmişten bugüne ısının hep arttığını kutuplardaki buzulların çok azaldığını gözlemliyoruz. Bu yıl itibarıyla herkesin aksiyon alma zamanı geldi. Amerikalılar ilk ‘Dünya Günü’nden itibaren çevreci mesajlar vermeye devam ediyorlar. Bazı şeyler gerçekten başarılana dek imkansızmış gibi görünür. Ancak çocuklarımız ve torunlarımız için bu önlemleri mutlaka hayata geçirmemiz gerekiyor.”
 

ABD’den sonra Fas Prensesi Lalla Salma sözlerine ülke olarak Paris Anlaşması’nı gereklerini bir an önce yerine getirmek için ellerinden geleni yapacaklarını belirterek başladı. COP 22’yi Fas’ta (Marakeş’te) ağırlamaktan dolayı onur duyacaklarını ifade etti. Fas’ın azimli ve entegre bir plan oluşturduğunu, 2030 itibarıyla ihtiyaçlarının %50’den fazlasını yenilenebilir enerjiyle karşılamayı planladıklarını, bu konudaki bilgi birikimlerini paylaşabileceklerini bildirdi. Bütün ülkeler arasında şeffaflığın, ‘know-how’ transferinin, enerji üretimindeki geçiş için proje finansmanının, teşviklerin, sigorta ve diğer finansman araçlarının artırılmasının önemine vurgu yaptı. “18 Kasım 2016’da Fas’ta sizleri ağırlamaktan onur duyacağız” diyerek sözlerini bitirdi.
 

“Gün gelecek, uygulayacak insan bulamayacaksınız”
 
Sonrasında Hindistan ve Çad adına katılan iş dünyası ve sivil toplum temsilcileri söz alarak zirveyi değerlendirdiler. Çad adına yerel halkları ve kadınları temsilen konuşan Hindou Oumarou Ibrahim, 30 yıl önce su ve gıdanın anneler için erişilebilir olduğunu, ancak artık bu kaynakların tükenmesinden dolayı göçmen durumuna düştüklerini belirtti ve şu ifadelere yer verdi: “İklim değişikliği fakirliğe her gün fakirlik ekliyor. Benim mesajım gelişmiş ülkelere. Biz geri kalmış ülkeler kendi kaderleriyle baş başa bırakılmış durumdayız. Ben ülkemi bıraktığımda 48 derecelik bir sıcaklık vardı. Bizim insanlarımız bununla baş etmek zorunda kalıyorlar. Biz elektrik kullanmıyoruz, sizin endüstrilerinizin yaydığı karbonunun etkilerini bizim gibi ülkeler yaşıyor. Yenilenebilir enerjiyi her yerde uygulanabilir kılmazsanız, gün gelecek uygulayacak insan bulamayacaksınız. Ülkem Çad için gerekeni yapmanın zamanı geldi.”  Zirvedeki en duygusal ve anlamlı konuşmalardan biriydi bu. Ardından ünlü aktör Leonardo Di Caprio imza seremonisinden önceki son konuşmayı yaptı. BM’nin Barış Elçisi de olan Di Caprio, anlaşmanın dünyanın geleceğini kurtarmayacağını, fosil yakıt kullanımına artık bir son verilmesi gerektiğini vurguladı.

 


 

Bütün bu konuşmalardan sonra imza törenine geçildi. 175 ülke tek tek isimleri okunarak sahneye geldiler ve imzalarını attılar. Törende en dikkat çeken hareketlerden biri, Çin’den sonra en fazla sera gazı salınım yapan ABD’nin Dışişleri Bakanı Kerry’nin imzayı kucağında torunuyla birlikte atması oldu. Böylelikle 2015’in Aralık ayında Paris'te uzlaşıya varılan İklim Değişikliği Anlaşması, 46.’sı kutlanan 'Dünya Günü'nde 175 ülke tarafından New York’taki Birleşmiş Milletler merkezinde imzalanmış oldu.

 


 

 

Öğleden sonra konferans ve etkinlikler devam etti. Yapılan konuşmalar ve tartışmalara elimden geldiğince katılmaya çalıştım. Bütün günüm dolu dolu geçti.
 

Sera gazı salınımmlarının kısıtlanmasını hedefleyen Paris Anlaşması, şu ana kadar iklim konusunda imzalanmış en kapsayıcı anlaşma ve aynı zamanda bir gün içinde en fazla imza toplayan uluslararası anlaşma unvanına sahip oldu.
 

Anlaşma ile küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılması hedefleniyor.
 

Paris Anlaşması'nın imzalandığı ülkelerde yürürlüğe girmesi için, o ülkelerin parlamentoları tarafından da onaylanması gerekiyor.
 

Küresel ısınmanın özellikle tehdit ettiği ve su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan yaklaşık 15 ada ülkesi anlaşmayı onaylayarak yürürlüğe soktu.



Türkiye: Taahhütler ve gerçek ihtiyaçlar
 

Paris Anlaşması, sera gazı emisyonlarının azaltılması anlamında çok radikal bir hedef koymasa da, şu ana kadar en fazla ülkenin uzlaştığı anlaşma olması nedeniyle diplomatik bir başarı olarak görülüyor.

Kendi ülkemize dönersek, Türkiye 22 Nisan'daki imza töreninde Paris Anlaşması'nı imzalayarak küresel harekete destek verdiğimizi gösterdi. Diğer ülkeler gibi bizim de bu anlaşmayı meclisten geçirip onaylamamız, sonrasında ise bu anlaşmanın gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor.
 

Türkiye, 2030 yılında emisyonlarını referans senaryoya göre yüzde 21 oranında daha az artıracağını belirtmişti. Enerji analisti ve gazeteci Özgür Gürbüz ise Türkiye'nin gerçekleştirilmesi oldukça kolay hedeflerin altına imza attığını vurgulamış ve asıl zor olanın Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmemesi olduğunu vurgulamıştı.
 

Türkiye, 2030'daki sera gazı salınımı 1,175 milyon ton CO2 eşdeğeri yerine %21 azaltarak 929 milyon ton CO2 eşdeğerine indireceğini taahhüt etti. Özgür Gürbüz, Türkiye'nin hiçbir şey yapmasa bile bu değerlere hali hazırdaki politikalarıyla varabileceğini belirtiyor.

Bana göre de bu resmi taahhüdü bir kenara bırakıp, konuya daha büyük ve gerçekçi bir sorumlulukla yaklaşmamız gerekiyor. Yani bir başka deyişle, Paris anlaşmasında gerçekleşmesi kolay olan taahhütlerin ötesine geçip çok daha fazlasını yapmak gerekiyor.
 

%100 Yenilenebilir Enerji hedefi

Ötesi nedir diye soranlara özetle şunu söyleyebilirim: Her zaman belirttiğimiz gibi (örneğin Turkish Policy Quarterly’de yazmış olduğum “Türkiye neden %100 yenilenebilir enerjiyi hedeflemeli?” başlıklı yazım: http://turkishpolicy.com/article/632/why-turkey-should-aim-for-100-renewable-energy-summer-2013) yenilenebilir enerji kullanımını artırmamız, enerji verimliliğine ağırlık vermemiz, ulaşım, turizm ve gayrimenkul gibi karbon salınımı yüksek sektörlerde önemli reformlar gerçekleştirerek bu oranı asgariye indirmemiz gerekiyor.  
 

Ayrıca Devletlerin ve özel sektörün tüm bu uygulamaları gerçekleştirecek vatandaşlarımızın eğitimine hassasiyetle yaklaşarak, teknolojik gelişimi sağlayacak AR-GE çalışmalarına da destek vermesi gerekiyor.
 

Tüm bunları söyledikten sonra ben de üzerime düşen görevi EkoRE firmamızla gerçekleştirdiğimi belirtmek isterim. İleride, yaptığımız işlerle ilgili bazı detayları, Türkiye’de Güneş Enerjisi sektörü ve AR-GE ile ilgili görüşlerimi de paylaşacağım.
 

Gelecek nesiller için, Toprak Ana sağ olsun!

 

 

 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için