İstanbul Maratonu’ndan renkli izlenimler

Yaklaşık 100.000 ihtiyaç sahibinin yaşadığı Bağcılar-Esenler hattında sizlerin de desteğiyle açmayı hedeflediğimiz yeni Destek Market için düzenlediğimiz kampanya kapsamında geçtiğimiz Pazar İstanbul Maratonu’nda ekip halinde koştuk. İşte Tider ve destekçileri olarak bu keyifli koşuda yaşadıklarımızdan birtakım keyifli izlenimler...

 

İstanbul Maratonu’nun koşulacağı 13 Kasım Pazar sabahı saat 7’de Taksim’de The Marmara’nın yanındaki Starbucks’ta buluşmak üzere arkadaşlarla sözleşmiştik. Sabah sabah acayip bir yağmur yağıyordu. Saat 7’yi birkaç dakika geçe geldiğimde bizim gruptan Yasemin Starbucks’ın önünde bekliyordu. Yavaş yavaş diğerleri de gelmeye başladılar. Sonradan gelenler Starbucks’ta kahve sırasına girdiler. Orada ciddi bir sıra vardı. 10 dakika onları bekledikten sonra AKM’nin önünde herkesin toplanıp belediye otobüsleriyle maratona götürüldüğü yere bir bakayım dedim. İstanbul’daki bütün otobüsler Pazar sabahı mesai yapıyorlardı. Ancak yine de gözlerime inanamadım. Maratona gitmek için sıraya girenlerin oluşturduğu kuyruk her geçen dakika uzuyordu. Hemen kahve almayan arkadaşlarımızdan birine “biz de otobüs sırasına girelim. Yoksa geç kalacağız, onlar kahvelerini alıp gelirler” dedim. Sıraya Gümüşsuyu’nda bir yerden girebildik. Bizden sonra da sıra herhalde Dolmabahçe’ye kadar inmiştir diye düşünüyorum. Kahve almış olan arkadaşları da aradık, “biz sıradayız çabuk gelin” diye. 10 dakika sonra bize katıldılar. Tabii yüzlerinden panik olduklarını anlayabiliyordum. Hemen şakayla karışık takıldım:

  • Sizin bu kahve sevdanız yüzünden İstanbul Maratonu’na katılamayacağız. Sıraya 20 dakika geç girdik. Önümüzde daha çok sıra var.
  • Biz de burada böyle bir sıra olabileceğini tahmin etmedik.
  • Kahveyi iyi yapmışlar mı bari?
  • Güzel güzel.
  • Afiyet olsun.

Yarım saatten fazla bir süre sırada bekledikten sonra sonunda saat 8 gibi otobüse binebildik. Bundan hemen önce çektiğimiz fotoğrafı aşağıda görebilirsiniz. (Sağdan sola sırasıyla Nilüfer, Nigar, Özlem, Yasemin ve ben): 

Otobüs ile 15 dakika içinde maraton alanına geldik. Hemen bize Adım Adım tarafından belirtilen 10 kilometrecilerin başlama noktasına, 15 kilometrecilerin bitiş yerine geldik. Grubumuz biraz dağılmıştı. Toparlamaya çalıştık. Bir kısım Tider destekçileri ve dernekteki çalışma arkadaşlarımız Metrobüs durağının olduğu yerde bekliyordu. Toplandıktan sonra toplu fotoğraf çekmeye başladık.

Sonrasında farklı gruplarla sohbet etmeye başladım. Sağ olsun birçok kişi gelmişti. Maalesef Mert Fırat bize katılamadı. Bir gün önce gece geç saatlere kadar süren çekimlerinden dolayı yorgun düşmüş gelememişti. Onunla da telefonda görüştük, “artık bir dahaki sefere görüşmek üzere” diye sözleştik.

Bulunduğumuz alanda Adım Adım platformuna üye birbirinden değerli STK’nın da temsilcileri vardı. Soğuk, rüzgârlı ve çiseleyen yağmur ortamı da olsa etraf karnaval alanına dönmüştü.

Kişiye özel derece tahminleri!

Tatlı sohbetler sonrasında koşu vakti gelmişti. Hava soğuk olduğu ve koşu sırasında rahatsız edeceği için koşu sırasına girmeden önce yolun yan tarafına koydukları portatif tuvaletlere girdim. Artık koşuya hazırdım.

Saat 9’a çeyrek kala 15 km koşacak Başak ve Özlem ile 15 km sırasına girdik. Orada kimin hangi hedefle koşacağını konuşmaya başladık. Benim genelde tahminlerim tutar. “Hedefim 1 saat 15 dakikada koşmak” dedim. İçimden ise “aslında hedefim 1 saat 10 dakika ama rakamlarda mütevazı olmakta fayda var” diyordum. Başak, kite sörfçü olduğu ve spor hayatının bir parçası olduğu için ona “sen bence 1 saat 30 dakikada bu mesafeyi koşarsın” dedim. Özlem’e de döndüm, “sen de bence 1 saat 45 dakikayı hedefle, bu 15 km’yi koşmak için iyi bir süre” dedim. Herkes hemfikir kaldıktan sonra sohbet etmeye ve fotoğraf çekmeye devam ettik. İşte çektiğimiz fotoğraf:

Daha sonra yarışın startı verildi. Tabii çok kalabalık olduğu için birkaç dakika bekledikten sonra başlama çizgisini geçebildik. Hemen sonra köprüye ulaştık ve köprüden geçmeye başladık. Tabii o sırada muhabbet de devam ediyordu. Hava ciddi rüzgârlıydı ama manzara harikaydı. Yavaş tempoda manzaranın keyfini çıkarıp koşarken Başak birden cep telefonunu çıkardı ve olanları kayda aldı:

VİDEO: https://www.youtube.com/watch?v=5ykRVha4aZ0&feature=youtu.be

Bu şakalaşma ve manzaranın keyfini çıkarma anlarından sonra köprüyü geçtik. Sonra 1-2 km daha koşup Barbaros Bulvarı’na bağlayan viyadüğün üzerine gelmeden önce Başak ile vedalaştım ve “ben artık kendi tempomda koşmaya başlıyorum” dedim. Hızlanmaya başladım. Etrafım hala çok kalabalıktı. Bazen zorlanarak da olsa bir yer bulup önümdekileri geçmeye başladım. Tempomu iyice artırdıktan hemen sonra Barbaros Bulvarı’na ulaştım. Bulvar yolu zaten yokuş aşağı olduğundan sen istemesen de hızlanıyorsun. Oradaki tempom doğal olarak maksimuma ulaştı. Yokuşun sonunda 5km çizgisini geçtiğimde kolumdaki kronometre 25:26’yı gösteriyordu. Normalde Belgrad ormanında 5 km’yi 22 dakika civarında koştuğum için normal ortalamamın gerisinde kaldığımı düşünüp tempomu biraz daha arttırdım. Beşiktaş ve Dolmabahçe civarında da doludizgin koşarken her gün geçtiğim yolun güzelliğine bir kez daha tanıklık etmiş oldum. Zaman zaman yolun kenarından insanlar tezahürat ediyor, zaman zaman müzik eşliğinde koşarken bazı kişiler de fotoğraf çekiyorlardı. Böyle bir karnaval havası yaşarken esas coşku Karaköy’ü geçip Galata köprüsüne ulaştığımda yaşandı. Nike harika bir ortam hazırlamıştı. Köprü sağlı sollu insan doluydu ve koşucuları inanılmaz bir coşkuyla alkışlıyorlar, tezahürat ediyorlardı. Bu deneyim sayesinde stadyum ortamında futbolcuların nasıl gaza gelebileceklerini bizzat deneyimlemiş oldum. Ne yalan söyleyeyim, ben de gaza geldim ve tempomu artırdım. Köprü sonrasında kurulan 10 km çizgisini geçtiğimde kronometrem 45:56’yı gösteriyordu.

Atletsiz, çantalı maratoncu
 
Bu arada renkli kişiliklere de tanıklık ediyordum. Örneğin koşuculardan biri üzeri çıplak koşuyordu. Yüksek tempoda koşan bu kişiyi merak ettiğim için hızlanarak yanına gittim. Üzerinde bir de çanta vardı. Aramızda şöyle bir diyalog geçti (söze ilk ben girdim):

  • Merhaba, sıcak mı bastı birader? Bu soğuk havalara alışıksın herhalde?
  • … what? (Anlayamadım?)
  • It is kind of hot, isn’t it (Hava biraz sıcak değil mi?) -''hava buz gibi bu arada, işin dalgasındayım''?
  • (gülerek), Yes.(Evet)
  • Where are you from? (Nerelisiniz?)
  • USA (Amerika Birleşik Devletleri)
  • Where, from the US? (Amerika'nın neresinden?)
  • New York 
  • Good for you. Are you enjoying Istanbul? (İyiymiş. İstanbul'da güzel vakit geçiriyor musun?)
  • Pretty much.(Oldukça çok.)
  • What distance are you going to run today? ( Bugün ne kadar mesafe koşacaksın?)
  • Marathon, 42 km. And you? (Maraton 42 km. Ya sen?)
  • 15 km. Peanuts for you, right (gülerek)? (15 km Senin için hiçbirşey değil mi?)
  • (kahkaha atarak) Right. (Doğru)
  • Enjoy it, man! Have a good day. (Tadını çıkar. İyi günler)
  • You too.(Sen de)


Sonrasında zaten 15 kilometercilerle maratoncuların ayrıldığı yere geldik. Yolumuza devam ettik.

Son iki aydır düzenli antrenman yapıyordum. Ancak yeterli vaktim olmadığı için genelde 6 ila 10 km arası intervalleri koşabilmiştim. Antrenmanda aksattığım 10 km sonrası için kendimi biraz daha zorlamam gerekiyordu. Yine de tempomu korudum. 14. kilometreye yaklaşmışken, Adım Adım temsilcimiz Pınar ile karşılaştım. İlk defa maraton koşan Pınar ile karşılıklı selamlaşıp birbirimize hızlıca iyi koşular diledikten sonra, son 1 kilometrede tempomu korumayı başardım ve 15 km’yi 1 saat 9 dakika 53 saniyede bitirmeyi başardım.

 

Bu şu ana dek yaptığım en iyi dereceydi. Üstelik geçen hafta Ankara ve Konya’daydım. Bırakın antrenman yapmayı, etli ekmek, satır arası gibi leziz Türk yemeklerine kendimi bırakmıştım. Yine de formumun yerinde olmasından duyduğum mutlulukla, vaktimin de olduğunu düşünerek finish çizgisinin ilerisindeki Eminönü Börekçisi’ ne attım kendimi. Güzel bir patatesli börek seçip çayla birlikte atıştırdım. Daha sonra dışarı çıkıp diğer arkadaşları aramaya gittim. Önce Başak geldi. Tahminim tutmuştu. 1 saat 29 dakikada yarışı bitirdi. Bir başka arkadaşımın çantasını almak üzere çantaların bırakıldığı otobüslere gittim. Geri döndüğümüzde Özlem de yarışı bitirmişti. 1 saat 45 dakika bitirme süresiydi. Burada da tahminim tuttu. Yolun karşı tarafına geçip 10 km’de koşan Tider destekçilerini beklemeye başladık. Her geçen dakika kalabalıklaşmaya başlamıştı. Saat 11:30 civarı son koşanlar da (esasında yürüyenler) geldiler ve onları alıp Eminönü’nde hep beraber (yaklaşık 50 civarında Tider destekçisi) balık ekmek yemeye gittik.


Bu leziz yemekten sonra insanlarla vedalaştık ve herhangi bir taşıt olmadığı için yine yürüyerek Dolmabahçe’de arabamı park ettiğim yere geldik.

Ziyaret ve ziyafet

Sonrasında eve gittim, duş aldım ve rutin olan babaannemi Pazar ziyaretime gittim. Buluşma bu kez halamdaydı. Annemler, kardeşim Baran, diğer halam, eşi, herkes oradaydı. Patatesli böreğin üzerine balık ekmek yemiştim, tahmin edersiniz ki çok toktum. Halamlara gelir gelmez, ‘tokum bir şey yemeyeceğim’ dedim.

Ama bizimkilerin klasik taktiği “biraz dolmadan tatmak ister misin, şu Ali Nazik’ten de koyayım mı bir lokma?” ile başlayan seans sonrasında o biraz biraz yemek koymalar yine bir ziyafete dönüştü. Tabii babaannemin yediklerimi takip etmesi, “al oğlum şundan da ye” demesi benim yeme tempomu hızlandırdı. Yoğurt çorbası, mercimek köftesi, kısır, börek, Antep usulü salata derken belki de koşuda kaybettiğim kalorilerin iki katını aile yemeğinde almış oldum. Önemli değil, yemekler çok lezzetliydi. Bir de tabii kuzenim Enci’nin kızı Karolin’i gördüm. Sakin ve güzel bir bebek, Karolin ile fotoğraf çektik:


Sabah iyilik peşinden koştum, bir sürü sevdiğimiz arkadaşlarımı gördüm, eğlendim. Güzel güzel yemekler yedim. Akşamüzeri de ailemi görmüş oldum. Daha ne isterim ki?

Esasında bir şey daha istiyorum: Kampanyamız devam ediyor. Destek Projemizi (Destek Market + Destek İK) İstanbul'un en sıkıntılı bölgelerinden birine Bağcılar-Esenler hattında uygulayabilmemiz için kampanyama bağışta bulunabilirsiniz. Kampanyamın detayları https://bagis.adimadim.org/?ccid=CC12976
Bağış yapmak için de https://bagis.adimadim.org/?ccid=CC12976 link’ine girmeniz yeterli.

Daha fazla detay için önceki yazımı okuyabilirsiniz: http://www.serhansuzer.com/tr/on-binlerce-kisiye-destek-icin-el-ele

Sağlıcakla kalın. 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için