Kars – Ani Harabeleri

Binlerce yıldır çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir şehir Ani. Bugün bile barındırdığı eşsiz eserlerle bir tarihe ışık tutuyor ve keşfedilmeye çağırıyor. Kars’a son gidişimde ben de bu çağrıya uydum ve Ani Harabelerini Anadolu’nun çok kültürlülüğüne bir kez daha hayran kalarak dolaştım.

Gönüllü rehberliğimizi yapan Karslı çocukların da bu keşifte özel bir yeri var tabii ki.

Kars’a bu sene en son gidişimde programımda Ani Harabeleri vardı. Valizim ilk çıkanlar arasında olduğu için şanslıydım. Böylece, uçağımızın saat 15.00 civarı inişinden 5 dakika sonra havaalanından çıkabildim. Hava saat 17:30 gibi karardığı için fazla vaktimiz yoktu. Macit, Ömer ve Alberto beni havaalanından aldılar ve doğru Ani Harabelerine gittik.

Mart ayının ilk haftasındaydık, doğal olarak bu gelişimde ortam değişmişti. Karlar erimiş, hava ılımanlaşmış, adeta bahara hazırlık yapıyordu Kars. Ertesi gün Sarıkamış’ın tepelerinde kalan son karlarda kayak yapacaktık. Ancak, uzun zamandır merak ettiğim Ani Harabelerine giderken yolda ilginç görünümlerle karşılaştık. Kimi zaman metruk binaların olduğu yerlerden geçtik, kimi zaman uçsuz bucaksız ova bizleri karşıladı, kimi zaman da bir kaz sürüsü yolumuzu kesti.

Yolumuzu kesen kaz sürüsü. Arabadan inip bu anı ölümsüzleştirdik.

1 saatlik yolculuğun ardından Ani Harabelerine vardık. Ancak kapı kapalıydı. Surların yan tarafından biraz da tırmanarak giriş yaptık. İçeriye girer girmez hemen resim olayına giriştik.

İçeriye girer girmez bizi karşılayan avlu

“Arkadaşlar, vaktimiz kısıtlı içeride daha gezecek çok yer var.” diye Macit bizi uyardı.

Ne demek istediğini büyük kapıdan girince anladık. Uçsuz bucaksız bir alanda inanılmaz güzellikte yapılar ve eski antik bir şehir bizi karşıladı.

Bu arada Ani Harabeleriyle ilgili olarak Valiliğin web sitesinde okuduğum bilgileri de kısaca sizinle paylaşmak istiyorum:

Kars iline 42 km uzaklıktaki Ocaklı köyü sınırları içerisinde yer alan Ani Örenyeri, Türkiye – Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay nehrinin batı yakasında Türkiye sınırları içerisinde volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş bir ortaçağ şehri. Ören yeri Anadolu’ya İpek Yolu üzerinden girişte ilk konaklama merkezi olduğundan aynı zamanda bir ticaret merkeziymiş. Antik kentin zenginliği de buradan gelmekte olup Ani Örenyerinin en eski tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanmakta.

ANİ ÖRENYERİ GİRİŞİNDE DE BULUNAN ANTİK KENTİN TARİHİ GELİŞİM
•    Anı Harabelerinde ilk yerleşme M.Ö. 5000-3000 yıllarında Kalkolitik Çağda başlar.
•    M.Ö. 3000 – 2000 Eski Tunç Devri yerleşmesi,
•    M.Ö. 2000′de Demir Çağında Hurri yerleşmesi,
•    M.Ö. 900-700 yılları arasında Urartu Devleti yerleşmesi,
•    M.Ö. 650 yıllarında Kimmeri hakimiyeti,
•    M.Ö. 626-149 Saka Türkleri (İskit) hakimiyeti,
•    M.Ö. 350-300 yıllarında şehir eski Oğuz Boylarından Arsaklıların Kamsarakan soyundan Karampart tarafından yeniden kurulmuştur.
•    M.S. 430-646 yılları arasında Sassani hakimiyeti,
•    M.S. 646 yılında Halife Hz. Ömer devrinde Anı ve çevresi Arapların eline geçmiştir.
•    M.S. 732 yılında Bağratlı Beyliği egemenliğine geçmiştir.
•    M.S. 966 yılında Bağratlı III Aşot tarafından şehir surları yaptırılarak Anı Krallık Merkezi olmuştur.
•    M.S. 1045 yılında şehir Bizanslıların eline geçmiştir.
•    M.S. 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından şehir alınarak Şeddat Oğulları Beyliğine verilmiştir.
•    M.S. 1199 yılında Anı Gürcü Atabeylerin eline geçmiştir.
•    M.S. 1226 yılında Harzemşah Devletine tabi olmuştur.
•    M.S. 1235 yılında Moğol İstilasına uğrayarak şehir tahrip edilmiş ve sonra eyalet merkezi olmuştur.
•    M.S. 1339 – 1344 yılları arasında İlhanlılar egemenliğine geçmiştir.
•    M.S. 1406-1467 yılları arasında Karakoyunlu Devleti hakimiyeti altına girmiştir.
•    M.S. 1467 – 1516 Akkoyunlular Devleti hakimiyeti,
•    M.S. 1516 – 1534 yılları arasında Afşar Türkleri hakimiyeti,
•    M.S. 1534 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır.
•    M.S. 1878 yılında Ruslar tarafından istila ile 40 yıl Anavatandan ayrı kalmıştır.
•    MS. 1921 yılında İstiklal Harbi sırasında Ruslardan geri alınmıştır.

Vikipedi’de ise şu bilgiler yer alıyor:

Ani, 961-1045 yılları arasında Pakraduni Hanedanlığından Ermeni hükümdarlarının başkenti olmuştur. 11. ila 12. yüzyıla ait bazı İslam mimarisi eserlerini de barındırır.

Kentin adı en erken 6. yüzyılda Gamsaragan sülalesinden Ermeni beylerine ait bir müstahkem yer olarak geçer. Ermeni Gamsaragan ailesi ile Ermeni Bagrationi (Bagrat) ailesi arasındaki uzun mücadele ikincilerin zaferi ile sonuçlanmış ve 780 yılında Gamsaragan’lar mülklerini Bagratlılara satarak Bizans ülkesine göçmüşlerdir.

Bagratlı I. Aşot 885 yılında Abbasi Halifesi ve Bizans İmparatoru tarafından “Ermenistan Kralı/Şehinşah-ı Armen” olarak tanınmıştır. Aşot ve oğulları önce (bugünkü Tuzluca ilçesinin 8 km kuzeyinde Halimcan köyü yakınında bulunan) Bagaran kentinde, daha sonra (Akyaka ilçesinde Koyucak mevkiinde bulunan) Şirakavan’da ve Kars merkezde hüküm sürmüşlerdir. 961 yılında 3. Aşot (953-977) başkentini Ani’ye taşıyarak burada büyük bir kentin inşaına başlamıştır.

Kent en parlak devrini 2. Smpat (977-989) ve oğlu Gagik (989-1020) döneminde yaşamıştır. Bu devirde kent nüfusunun 100.000′i aştığı rivayet edilmektedir. 1045′te Bizanslılar Ani’yi zaptedip Bagratlı devletine son verince savunmasız ve huzursuz kalan bölge, 1064′te Selçuklu sultanı Alparslan’a teslim olmuştur.

İşte size Ani’deki eşsiz tarihi eserlerden örnekler:

İki yanı Arpaçay Kanyonu ile çevrili olan kentin plato tarafındaki üçüncü cephesi, 10. yüzyıla ait güçlü surlarla korunmuştur. Şehir suru, 8 kadar kilise ve bir cami, Ani’de halen ayakta duran eserlerin en önemlileridir. Aslanlı Kapı kentin ana girişini oluşturur.

Katedral adı verilen Meryemana Kilisesi, 989 yılında, İstanbul’daki Ayasofya’nın kubbesini ikinci kez inşa eden (onaran) mimar Trtad tarafından inşa edilmiştir.

Vadi içinde bulunan Dikran Honentz Kilisesi 1215 yılında onarılmış ve Ermeni kilise geleneğini gösteren zengin fresklerle bezenmiştir.

1020 yılına tarihlenen Abugamir Pahlavuni Kilisesi, İslam mimarisinden kaynaklanan ve daha sonraki dönemde Selçuklu mimarisinde sık sık kullanılan özellikler sergiler.

1035 tarihli Halaskâr (Amenaprgiç) Kilisesi dairesel kesitli bir kümbet yapısındadır.

Menuçihr Camii, Türk fethinden sonra Türkiye topraklarında inşa edilen en eski cami olmasıyla dikkati çeker.

Arkeolojik alanın dışında kalan bir müstahkem tepe üzerinde, Zakare Mkhrgrdzeli’nin Kızlar Kilisesi adıyla bilinen kilisesi görülür.

Ani’de çekmiş olduğum resimlerin arasından seçtiklerimi aşağıda bulabilirsiniz:

Her tarafından tarih fışkıran 7000 sene boyunca çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış Ani’nin çok özel bir yer olduğunu söyleyebilirim. Surları, içindeki yapıları ve bulunduğu konumun doğal güzellikleri hayranlıkla gezerken Ani’nin bir başka özelliğini daha keşfettim. O da çocukları. Karslı çocuklar yanımıza gelip rehbere ihtiyacımız olup olmadığını sordular. İhtiyacımız olduğunu söyleyince de bizimle birlikte dolaşmaya başladılar. İşte çocuklarla çektirdiğimiz bir resim:

Bize Ani’nin tarihini, binaları, atları, efsaneleri, kendi yaşamlarını ve Kars’taki hayatı anlatan çocuklar anlattıkça açıldılar. Hepsinin de güzel hayalleri vardı. İşte onlarla yaptığımız sohbetten görüntüler:

https://www.youtube.com/watch?v=58793x8lSs4

https://www.youtube.com/watch?v=GwMrVc5Kubc

Bütün bu keyifli sohbetin sonunda bize “abi, biz sizleri çok sevdik, hep burada kalsanız ne güzel olurdu” demeleri açıkçası içimi acıttı. Büyük hayalleri olan bu zeki çocuklar Anadolu’nun birçok yerindeki diğer çocuklar gibi imkânsızlıktan ve yalnız bırakılmalarından dolayı hak ettikleri yerlere gelemiyorlar ne yazık ki.

Burayla ilgili bir başka tespitim de 7000 yıllık tarihinde birçok farklı imparatorlukların, krallıkların ve beyliklerin hüküm sürdüğü bu toprakların barındırdığı çok kültürlülük. Burada herhangi bir kültürün üstünlüğünü tartışmak ya da ön plana koymak yerine bu harika mozaiğe sahip çıkmak gerekiyor. Memleketimizdeki en önemli sorunlardan birisi de herkesi karbon kopya gibi birbirine benzetme çabasıdır. Aynı aile içerisinde, hatta ikiz kardeşlerde bile çok farklı karakterlere rastlamak mümkün. Önemli olan, bu farklılıkları bir zaaf değil, bir zenginlik olarak görüp memleketimizin tarihte olduğu gibi bugün de her bakımdan önde gelen ülkelerden biri haline gelmesi için çaba göstermek bence.

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için