Komşudaki felaketin ardında yatan açgözlülük

Geçtiğimiz hafta ırkçılıkla ilgili bir yazı kaleme almıştım. İnsanlığın ciddi anlamda yozlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Sıkıntılar bir türlü sonlanmıyor; kin, nefret ve şiddet tavan yapıyor, iklim değişikliğini her şekilde hissediyoruz ve sonuçta doğal afetler katlanarak artıyor. Bir başka deyişle biz insanlar dünyamızı hızla yaşanmaz bir hale getiriyoruz.

 

“Irkçılık kendini kandırmaktan başka bir şey değildir” başlığıyla paylaştığım geçen haftaki yazıyı şu sözlerle bitirmiştim:

Fark kanda değil, yürekteki iyiliktedir

İnsanları ülkeleri, inançları, dilleri gibi etmenlere göre kategorize etmek saçmadır. Bana göre iki tip insan vardır: İyi insan ve kötü insan. Herkesin %100 iyi veya %100 kötü olduğunu da söyleyemeyiz elbette. Ama içinde iyi tarafı baskın olanlar, kötüyü bilip de iyide ısrar edenler iyi insandır. Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi ırktan insanla muhatap olursanız olun, orada iyi insan da kötü insan da vardır. Kendi ülkesindeki veya kendi ırkındaki insanları topyekûn şişirenlerin yaptığı aslında kendini ve etraflarındakileri aldatmaktan başka bir şey değildir.

Ben ve yakın çevrem de iyi insanlığın gereklerini yerin getirmeye çalışıyoruz. TİDER’de yaptıklarımız buna en çarpıcı örnek. TİDER’de bugüne dek çok güzel işler başardık ve başarmaya devam edeceğiz. Bir sonraki yazım TİDER’le ilgili olacak.

Yaşasın iyi ve üretken insanlar!

 

Tam TİDER’le ilgili yazıyı kaleme alırken Yunanistan’daki yangın felaketi baş gösterdi. Söndürülemeyen yangın maalesef şu ana kadar 88 insanın hayatına mal oldu. Bu vesileyle tüm Yunan Halkı’na başsağlığı diliyorum. Ayrıca vefat edenlerin yakınlarına da sabırlar dilliyorum.

Bir de bu yangın felaketiyle ilgili söylenen sözleri ve sosyal medyadaki bazı yorumları okuyunca bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Kayıtsız kalamazdım. Biz istediğimiz kadar TİDER, Good4Trust ve farklı kanallardan iyiyi ve güzeli teşvik edelim, insanları kalkındırmaya çalışalım, içinde bulunduğumuz ortam ve sistem bizim iğneyle kazıp gelişim sağladığımız kazanımları kepçeyle götürüyor.


İnsanların yarattığı, en az yangın kadar tehlikeli bir felaket

Bu olayla birlikte gerek bazı Yunanlıların gerekse bazı Türklerin yaptığı yorumlar seviyenin ne kadar düştüğünü ve insanlığın ne kadar dipte olduğunu açıkça gösteriyor.

Sosyal medyada insanlığı hiçe sayıp Yunanlılara “iyi olmuş, hak etmişler” gibilerinden yorum yapanları Allah’a havale ediyorum. Bununla ilgili bazı yorumları şu linkte bulabilirsiniz: http://www.mynet.com/haber/guncel/yunanistan-daki-yangin-felaketi-icin-kan-donduran-yorumlar-sosyal-medya-ayaga-kalkti-4290340-1 (Yabancı okuyucularım, siz ne dediklerini anlamayın daha iyi. Bu tipler bizi temsil etmiyor, bunu bilesiniz. Biz Türklerin önemli bir çoğunluğu vicdan ve şefkat sahibiyiz.)

Tabii olayın bir de diğer tarafı var. Kıbrıslı Rum arkadaşlarımdan askerde “en iyi Türk, ölü Türk’tür” diye eğitim aldıklarını öğrenmiştim. Yani maalesef her iki tarafta da insanlık dışı kafatasçı ve bağnaz anlayışın olduğunu söyleyebilirim. Yunan tarafından bir örnek daha vereyim: Mora (Peloponez) Yarımadası'ndaki Kalavryta bölgesinin piskoposu Amvrosios, Yunanistan'da onlarca kişinin ölümüne yol açan yangının Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras'ın ateist olması sebebiyle çıktığını söyledi.

“Ateist Başbakan Alexis Tsipras Tanrı'nın öfkesini çekiyor” diyen piskoposun bu ifadeleri, Yunanistan'da tepkiyle karşılandı. Görüşlerini kişisel blog hesabından paylaşan Amvrosios, “SYRIZA'nın ateistleri genel felaketin sebepleri. Onların ateistlikleri, Tanrı'nın gazabını çekiyor” ifadelerini kullandı.

Benim de Amvrosios’a söyleyecek bir çift sözüm var: 21. Yüzyıl’da görev yapan bir din adamı olarak ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Normalde bütün dinler aynı temel üzerine oturtulmuştur: İyi insan olmanın pratiğine dayanırlar. Senin bu söylediğin söz insanlıkla bağdaşmıyor. Din adamlarının tam tersine kucaklayıcı olmaları ve insanları teselli etmeleri gerekiyor. Bu kadar acının olduğu bir yerde söylediklerin her anlamda utanç verici.

 

 


Sebep büyük ihtimalle kundaklama

Ayrıca piskopos’un söylediği gibi bu olay Tanrı’nın gazabı falan değil. Bu uydurmaları bir kenara koyarsak ve olaya bilimsel yaklaşırsak yangına bir doğal afet diyemiyorum. Şimşek veya başka bir doğal sebepten çıktığına dair bir bulgu yok. Bu yangın bana göre çok büyük bir ihtimalle kundaklamadan çıktı. Daha önce de Yunanistan’a her gittiğimde Yunanlı arkadaşlarım ve orada sohbet ettiğim kişiler, ağız birliği etmişçesine bana her yaz yangınların çıktığını ve bunun bölgede rant sağlamak isteyenler tarafından yapıldığını söylediler. Yunanistan Kamu Güvenliği ve Sivil Savunma Bakan Vekili Nikos Toskas da bunu doğrularcasına, ülkesindeki yangın faciasına ilişkin, “Araştırma birimleri tarafından yapılan tahkikatlara göre, kundaklama ve cezai suçları işaret eden ciddi bulgular var” dedi. Ayrıca okuduğum haberlere göre yangının tek bir yerden değil, 6-7 farklı noktadan çıktığı anlaşılıyor. Bu da kundaklama ihtimalini kuvvetlendiriyor. Ellerinde uydu görüntüleri varsa kundaklamayı ortaya çıkarabilirler.


Doğal koşullar yangını körükledi

Elbette aşırı sıcaklar ve rüzgâr da ormanlık bölgede böyle bir yangını körükleyebilir. İtfaiye Teşkilatı Başkanı Sotiris Terzoudis, yangınlar çıktığı sırada rüzgârın saatte 100-120 kilometre hızla estiğine dikkat çekerek, “Havadan müdahale ekiplerimizin tümü yangın söndürme faaliyetlerine katıldı, ancak yangının başlayışıyla bitişi arasındaki süre sadece 1,5 saatti” dedi.

 

 

 

Kundaklamanın ardındaki vahşi kapitalist sistem

Peki ormanlar neden kundaklanıyor? Bunu detaylı düşündünüz mü? Sadece Yunanistan’da değil, Türkiye’de de çok büyük orman yangınlarına defalarca tanık olduk. Bunun sebebi ranttır. Ormanlık alana yapılamayacak inşaatların önünü açmak için değerlenmiş olan yerlerde bulunan ormanları yakıyorlar. Böylelikle orman vasfını yitirmiş yerlere inşaat izni ve ruhsat alabiliyorlar.

Sürekli para kazanmaya odaklanmış mafya bozuntusu hırslı iş insanlarının başını çektiği bu güruha, alacakları bedellerden dolayı para kazanan belediyeler ve hatta bu işlerden kişisel kazanç sağlayan bireyler de (buna maalesef bazen kamu yetkilileri de dahil oluyor) eklenince ormanların yakılıp küle dönmesi kaçınılmaz oluyor.

 

 

 


Bunu nasıl tersine çeviririz?

Öncelikle acil yapılacak işler var. Başta kendi ülkelerimiz olmak üzere tüm Dünya’da kundaklayanların çok ağır cezalar almalarını sağlamamız gerekiyor.  Yaptırımın cinayet işleme cezasına eşdeğer olması gerekir. Zaten bu son olayda onlarca kişi yaşamını yitirdi. Bunun cezasını da göstermelik olarak değil, gerçekten vereceksin. Kundaklama rant elde etme amacıyla yapılmışsa, bu kumpasın arkasında kim varsa cezalandıracaksın. İleride o bölgede inşaat ruhsatı isteyen ve verenlere dikkat etmelerini tavsiye ederim. Bir de orman yangınından sonra o bölgeyi en kısa sürede ağaçlandıracaksın.

Uzun vadede de milyarlarca yılda şekillenen doğamızın yağmalanması üzerine kurulmuş, sürekli tüketimi teşvik eden mevcut vahşi kapitalizm sisteminin değişmesi gerekiyor. Nüfusun sürekli arttığı, başta su olmak üzere doğal kaynakların hızla tükendiği bir dünya sürdürülebilir değil. Hayatlarımızı hızla yaşanılamaz bir hale getiriyoruz. Bunu tersine çevirmek için günümüz uygulamalarının aksine, doğaya sahip çıkanın ödüllendirildiği, zarar verenin de cezalandırıldığı bir sisteme evrilmek zorundayız. Yoksa gelecek nesillerin yaşayacak bir dünyası kalmayacak. Sistemin nasıl değiştirebileceği hakkında bir fikir vermesi açısından aşağıdaki Eco Currency konseptini paylaşmak istiyorum.

https://vimeo.com/12612854

Eco Currency hakkında daha sonra bir yazı kaleme alacağım. Ayrıca eylül ayında doğaya ve insan haklarına saygılı faaliyet gösteren bu tür girişimleri destekleyen Good4Trust’la ilgili de bir yazı paylaşacağım. Bir sonraki yazımda ise daha yaşanır bir dünya için çabaladığımız TİDER’le ilgili güzel haberler vereceğim.


Sağlıcakla kalın…

 

Not: Yukarıda videosunu paylaştığım “Eco Currency” ile son dönemde çıkarılan “Eco” adlı kripto para biriminin alakası yoktur. Benim paylaştığım “Eco Currency” bir konsept çalışmasıdır. 8 yıl önce yapılan bu çalışma sistemin nasıl şekillenmesi gerektiğini çok basit bir şekilde anlatıyor.

Not 2: Bu yazıyı yazdıktan yaklaşık 2 hafta sonra bu sefer Çanakkale’de ciddi bir orman yangını çıktı. İşte ilgili haber: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/canakkalede-orman-yangini-40927496

Yani yazının içinde de belirttiğim gibi aynı “yağma kültürü” maalesef Ege’nin her iki yakasında da mevcut. Bu sorunu bitirmek için her iki yakanın duyarlı insanlarına çok iş düşüyor.

 

 

 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için