McGill ünlüleri ve ‘yer altından’ notlar

Geçen hafta kaleme aldığım yazıda McGill Üniversitesi’ne nasıl girdiğimi ve orada edindiklerimin yaşamıma ne tür önemli katkıları olduğunu paylaşmıştım (http://www.serhansuzer.com/tr/ufuk-acan-bir-deneyim-mcgill-yillarim). Bu hafta sosyal yaşamının önemli kısmı yer altında kurulmuş olan Montreal şehri ve dünyaya pek çok değerli bilim ve sanat insanı kazandırmış üniversitem hakkında daha detaylı ve özel bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Öncelikle kısa bir bilgilendirmeyi paylaşmak isterim (kaynak Vikipedi). 1821 yılında kurulan McGill Üniversitesi, Kanada'nın Montreal şehrinde bulunan ve Kanada'nın en eski üniversitesi olan bir devlet kuruluşudur. Adını kurucusu James McGill'den alan üniversite dünyanın en saygın üniversiteleri arasındadır. McGill kampüsü 32 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Üniversitenin toplamda iki kampüsü bulunmaktadır. Şehir merkezinde olan kampüsü, "Mount Royal" adındaki dağın eteklerindedir. Bu kampüsünde "Redpath Museum" adında bir müze de bulunmaktadır. İkinci kampüsü ise "MacDonald Kampüsü"dür. 34 bin öğrenci kapasitesine sahip üniversitede toplam 21 fakülte bulunmaktadır. Dil olarak İngilizce ve Fransızca eğitim verilmektedir.

Okul, farklı kültürlerden ve farklı ülkelerden öğrencileri bünyesinde barındırdığından, oldukça kozmopolittir. Kanada'nın "Harvard"ı olarak tanımlanan McGill'in, özellikle Fransız liselerinden veya Amerikan liselerinden gelen Türk öğrencilere kabul verdiği gözlemlenmektedir. Özellikle Fransız liselerinden mezun olan öğrenciler için Fransa dışındaki en iyi seçeneklerden biri olma özelliğini korumaktadır. Bunun sebebi, McGill Üniversitesi'nin yüksek saygınlığının yanı sıra, bulunduğu Montreal şehrinin Quebec eyaletine bağlı olması nedeniyle Fransızca'nın günlük hayatta çok kullanılmasıdır. McGill Üniversitesi’nin en önemli özelliklerinden biri de bir araştırma üniversitesi olmasıdır. McGill Üniversitesi’nde okuyanlar ve öğretim görevlileri birçok buluşa imza atmışlardır.

Geçen haftaki yazımda McGill’de okumuş ve okuyacak olanların İstanbul’da Temmuz ayı sonunda bir araya geldiği bir etkinlikten söz etmiştim. "Welcome to McGill" ismiyle İstanbul Kuruçeşme’de gayet keyifli bir ortamda gerçekleşen bu etkinliğe yaklaşık 50 kişi katıldı.

 

 

 

 

McGill Mezunlar Birliği (McGill Alumni Association - MAA), McGill mezunlarını kapsayan Alumni Online Community e-mail grubunda bizim bölgemizden kayıtlı olan mezunları ve öğrencileri bilgilendirdi.
 

Organizasyonu ve ev sahipliğini Uğurgül ve Melike Tunç kız kardeşler yaptılar. Yeni öğrencilere ulaşılması konusunda okula yeni başlayacak Murat Polat destekçi oldu. Öğrencilerden Elif Ezgi Aksulu, Yasemin Biçer ve şu anki Turkish Students’ Society of McGill University (TSSMU) başkanı İlayda Abacıoğlu gönüllü olarak destek verdiler ve etkinlikte sunumu yaptılar. Benim gibi mezun kontenjanından katılan değer verdiğim arkadaşlarımdan Zeynep Meydanoğlu yaka kartlarını bastırdı ve Zeynep Çiçeker brownies ve cookies yaptı.

Zeynep Çiçeker TSSMU kurucu başkanıdır. O akşam TSSMU ile ilgili de şakalaşmalar oldu. Akşamın sonunda aramızda sohbet ederken bir yanımda Zeynep Çiçeker TSSMU’nun ilk başkanı, ben de ondan sonra görevi devralan ikinci başkan ve diğer yanımda şimdiki başkan İlayda Abacıoğlu olunca “3 başkan yan yana, ne güzel” muhabbeti döndü.

 

Etkinliğin sonunda hep beraber çektirdiğimiz fotoğraf

 

Önce iptal, ardından harika bir buluşma

Etkinlik aslında İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde yapılacaktı fakat darbe girişiminden sonra iptal edildi. O süreçte Uğurgül benimle temasa geçti ve fikrimi sordu. Ben de kendisine iptal etmenin çok yanlış bir karar olduğunu ve ne olursa olsun hayatın devam ettiğini, yurt dışı medyanın da olayları abartarak Türkiye hakkında yanlış bir imaj çizdiklerini söyledim. Özetle yurtdışından kimsenin telkinlerini dinlememesi ve organizasyonu ne olursa olsun gerçekleştirmesi gerektiğini, çünkü bu ülkede yaşayanların bizler olduğumuzu ve görüldüğü gibi Türkiye’de durumun hızlıca normale döndüğünü, etkinlik iptal ettirecek bir durum olmadığını söyledim. Uğurgül de her zamanki gibi ani bir aksiyon alarak etkinliği yeniden organize etti. Üstelik bu sefer bence daha güzel bir lokasyonda, Kuruçeşme sahilde, güzel bir evin bahçesinde samimi bir ortamda gerçekleştirdi. Sonuç olarak, buluşmadan herkes keyif aldığı ve pozitif geri bildirimlerde bulunduğu için etkinliğin önümüzdeki senelerde de devamı planlanıyor.   

Etkinlik sırasında ben ve mezun olan diğer arkadaşlarım McGill’e yeni başlayacak öğrencilerle ve anne babalarıyla sohbet etme fırsatını bulduk. Bize okulla ilgili bir sürü ayrıntı sordular. Tabii bir Türkiye klasiği; okuyacak öğrencilerden çok anne babalar soru sordular ve öylesine işin içindeydiler ki, okumaya gidenin çocukları değil de kendileri olduğunu sanırdınız. Bu anlamda evde sürekli koruma altında yaşayan çocukların yurtdışına çıkıp bütün işlerini kendilerinin görmeye başlamalarını, gerçek hayatı tanımaları ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmeleri açısından olumlu buluyorum.

Bir ara sohbet ettiğin annelerden biri bana “sen kaçıncı sınıfta okuyorsun?” diye sordu. Gülerek “mezun olalı 17 sene oldu” deyince yüzündeki şaşkınlık ifadesini görmeniz lazımdı.

Kanada Üniversiteleri’nin tanıtımına katkıda bulunmak için Kanada Başkonsolosluğu benden yaşadığım deneyimle ilgili kotasyon istedi. Sonunda da tanıtım materyallerinde aşağıdaki görsel yer aldı:

 

 

Bütün mezunlar da “çocuklarınız doğru adreste, buradan mezun olanların önü açık.” deyip Montreal, McGill Üniversitesi hakkında bilgilendirmeler yaptılar. Hakikaten de öyle. Mezun olan bütün arkadaşlarım iyi yerlere geldiler.

 

Dünyaya mal olan ünlü mezunlar

İyi yerlere gelmenin ötesinde McGill’den mezun olup dünya tarihine geçmiş çok önemli şahıslar var. McGill Üniversitesi'nin mezunları arasında sekiz Nobel Ödülü sahibi, üç astronot, iki de Kanada Başbakanı bulunuyor. En son 2015 Kanada seçimlerinde, yine McGill mezunu olan Justin Trudeau Kanada Başbakanı seçilmiştir. Bundan sonra da “özel insan” diye nitelendirebileceğimiz bir kısım McGill mezunları tarihte en iyi şekilde yerlerini almaya devam edeceklerdir. Bazı örnekleri kısaca paylaşmak isterim (bilgiler Wikipedia’dan özetlenmiştir):

 

William Shatner  (Oyuncu, Yapımcı)

William Shatner, 22 Mart 1931 tarihinde Kanada, Quebec, Montreal’de doğdu. McGill Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi aldı. 1952’de üniversiteden mezun oldu.

Üniversite sonrası bir süre yöneticilik yapan Shatner, daha sonra Ottowa’daki Kanada ulusal tiyatrosuna katıldı. Burada bir takım irili ufaklı rollerde oynayan Shatner, ilk Broadway gösterisini ise 1956’da gerçekleştirdi. William Shatner’in sinema kariyeri resmi olarak 1951’de başlamış olsa da, gerçek anlamdaki ilk sinema filmi 1958 yılında Yul Brynner ile birlikte rol aldığı ‘Karamazov Kardeşler’ oldu. O tarihten sonra Shatner, bir Hitchcock filmi olan ‘Cam Göz’deki başrol de dahil birçok filmde rol aldı. Ancak büyük çıkışını Türkiye’de 17 Ekim 1972’de yayımlanmaya başlayan “Uzay Yolu” adlı dizide Yıldız Gemisi Atılgan’ın kumandanı Kaptan Kirk rolü ile yaptı.

Shatner’i özel yapan bir diğer olay ise ABD’nin üç büyük TV kuruluşu olan NBC, CBS ve ABC’de dizilerde oynayan ilk Kanadalı oyuncu olmasıdır. Shatner, 2005 yılında ‘Boston Legal’ adlı dizide oynadığı ‘Danny Crane’ rolü ile hem Emmy hem de Golden Globe ödüllerinin sahibi oldu. 

 

Justin Trudeau (Siyasetçi, Kanada Başbakanı)

25 Aralık 1971 doğumlu Kanadalı siyasetçi, Kanada'nın 23. Başbakanı ve Kanada Liberal Partisi Genel Başkanı. Joe Clark'tan sonra Kanada'nın ikinci en genç başbakanıdır. Ayrıca Trudeau, Kanada’nın efsaneleşmiş eski başbakanı Pierre Trudeau'nun da en büyük oğludur. Babasının soyadı zamanında Montreal’deki havalimanına verilmiştir.

Justin, 1994 yılında McGill Üniversitesi’nden mezun olmuştur. Babasının ölümünden sonra siyasette daha fazla yer almaya başlamış ve 2008 federal seçimlerinde başarı göstererek, Papineau'dan Avam Kamarası'na girmiştir. Partide farklı işkollarında görev yaptıktan sonra 14 Nisan 2013'te partinin başına geçti.

Trudeau, 19 Ekim 2015 tarihinde yapılan seçimlerde çoğunluğu kazanarak Kanada'nın yeni dönem Başbakanı olarak tayin edildi. 4 Kasım 2015 tarihinde ise resmen 23. Kanada Başbakanı olarak göreve başladı.

Leonard Cohen (Şair, Müzisyen)

21 Eylül 1934’te Montreal, Quebec’te doğmuş Kanadalı yazar, şair, söz yazarı ve müzisyendir. 1951'de McGill Üniversitesi'ne giren Cohen orada McGill Müzakere Grubu'nun başkanlığını da yaptı. Mezuniyetten sonra bir yılını McGill'in hukuk fakültesinde geçirdi.

İlk şiir kitabı olan Let Us Compare Mythologies 1956 yılında Cohen hâlâ öğrenciyken çıktı. 1961'de yayınladığı The Spice-Box of Earth onu şiir dünyasında özellikle de kendi ülkesi Kanada'da bilinen bir isim haline getirdi. 70'lerde pop, kabare ve dünya müziği üzerine çalışmalar yapan Cohen'in, 80'lerden itibaren tipik olarak bas bariton tonda söylediği şarkılarına kadın vokalistler ve elektronik bireştiriciler eşlik etmiş, çalışmalarında genellikle din, yalnızlık, cinsellik ve kişiler arası karışık ilişkileri konu edinmiştir. Eserleri binden fazla başka sanatçı tarafından yorumlandı ve kaydedildi. "Canadian Music Hall of Fame" ve "Canadian Songwriters Hall of Fame"e kabul edilen Cohen, ayrıca ülkenin en büyük sivil şeref madalyası olan "Companion of the Order of Canada" ile ödüllendirildi.


Brenda Milner (Nörofizyolojist)

15 Temmuz 1918 doğumlu Kanadalı bir nörofizyolojist olan Milner klinik nöropsikoloji alanında değerli araştırmalar yaparak literatüre önemli katkılarda bulunmuştur. ‘Nöropsikoloji kurucusu" olarak da anılmaktadır. Milner, McGill Üniversitesi Nöroloji ve Nöroşirurji Bölümü'nde profesör olarak görev yapmaktadır. 20'den fazla fahri dereceye sahip olan Milner, 90’lı yaşlarında çalışmalarına devam etmekte, şimdilerde beynin sağ ve sol lobları arasındaki etkileşimi araştırmaktadır. Milner nörobilim ve alt branşları ile psikolojiye olan katkılarından dolayı Londra Royal Society, Kanada Royal Society ve Ulusal Bilimler Akademisi gibi çok sayıda ödül almıştır.

 

Jack Szostak (Biyolog)

9 Kasım 1952 doğumlu ABD'li biyolog, Harvard Tıp Fakültesi Genetik Profesörü ve Boston’daki Massachusetts General Hospital’da araştırmacı. Jack Szostak, 1970 yılında henüz 19 yaşında iken McGill Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun oldu. Elizabeth Blackburn ve Carol W. Greider ile birlikte kromozomların telomerler tarafından nasıl korunduklarına ilişkin keşifleri sebebiyle 2009 yılında ‘Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü, almaya hak kazanmıştır.

 

James Naismith (Antrenör)

James Naismith (1861-1939) Kanadalı spor antrenörü ve mucittir. Basketbol sporunu ve Amerikan Futbolu kaskını icat etmiştir. Naismith McGill Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü mezunudur. Uzun yıllar Amerika’da spor eğitmenliği yapan Dr. James Naismith, Springfield şehrinde görev yaparken uzun yıllardır hayalinde yaşattığı basketbol oyununun atasına son şeklini verdi. Spor salonunun karşılıklı duvarlarına asılan tahtadan yapılma sepetlere topu sokma esasına dayalı olan bu oyun, ilk olarak atlet ve beyzbolculara iyi bir kış antrenmanı olarak tasarlanmıştır. Duvara asılı sepetlere topu atma hedefinden dolayı da Naismith oyununa “sepet topu” anlamına gelen "basketbol"u seçti.

Yani özetle, futboldan sonra dünyanın en popüler ikinci oyunu basketbol, bizim üniversiteden mezun James Naismith tarafından icat edilmiştir.

 

Montreal hakkında yerel bilgiler

Okulumuzun mezunlarından bahsetmişken hepimizin ortak paydası olan bazı yaşanmışlıkları ve deneyimleri aktarmak isterim. Şimdi sizinle sadece McGill’de okuyanların veya Montreal’de yaşayanların bilebileceği bazı şeyleri paylaşacağım:

- Yer altında yaşam: Ağır kış koşullarından dolayı Montreal şehrinin altında başka bir dünya var diyebilirim. Montrealliler kışın dışarı çıkmaktansa yerin altındaki alışveriş merkezlerinde, dükkânlarda, restoranlarda vakit geçirmeyi yeğliyorlar. Yine aynı şekilde bizim üniversitede bazı binalar yer altından birbirlerine bağlıdır. Dışarıdaki kara kış koşullarıyla hiç muhatap olmadan bütün günü kapalı sosyal ortamlarda geçirebilirsiniz. 

- Yer üstünde yaşam: Ben genelde soğuk da olsa dışarıda takılmayı severdim. Çünkü Montreal’de hava buz gibi olduğunda dahi gökyüzü genelde günlük güneşliktir. Hatta ilk gittiğimde tam olarak idrak edememiştim. İçeriden dışarıya bakınca dışarıda bir yaz günü yaşanıyor gibi gelirdi. Dışarıya bir çıkarsınız; hava -20°C! Bu yüzden yolda buzlanmalar olurdu. Çoğunlukla tuzlayıp sorunu çözdükleri halde bazen buzlanmalarla karşılaşmak kaçınılmaz oluyor. Kaldırımdan bile yürüseniz buzla mücadeleyi öğrenmiş olmanız gerekiyor. Yolda yürürken kayıp düşen çok insan görürsünüz. Ama her şeye rağmen bana göre dışarısı çok daha keyiflidir.

- Ulaşım: Metroyla şehrin her yerine ulaşılabiliyor olması büyük avantajdır ve bu nedenle ulaşımda hiçbir sıkıntı yoktur. Geniş ağının dışında Montreal’in metrosu çok da rahattır.

- Çift dilli okulumuz: McGill Üniversitesi bulunduğu şehrin de tipik bir özelliğini barındırıyor. Okulda iki dil geçerli; İngilizce ve Fransızca. Esasında dersler İngilizce veriliyor ancak sınavları isterseniz Fransızca da verebiliyorsunuz. Ayrıca gerek bizim okulda gerekse bulunduğumuz Quebec eyaletinde ve başta başkent Ottawa olmak üzere Kanada’nın birçok yerinde bütün konuşmalar çift dillidir. Yani bir yemekte veya konferansta şöyle konuşmalara tanık olabiliyorsunuz. Konuşma İngilizce başlıyor, Fransızca devam ediyor, tekrar İngilizce’ye dönülüyor ve Fransızca’yla kapatılıyor. Bunu gördüğümde ne yalan söyleyeyim, ilk başta şaşırmıştım, sonra hoşuma gitmeye başladı.

- Kat kat giyim sistemi: Kanada’nın birçok yerinde “kat kat giyim sistemini” uyguluyorlar. Hızlı ısı değişikliğine karşı efektif bir yöntem olan bu sistemi ben de senelerce uyguladım. Örneğin tipik bir günde tişört, üzerine sweatshirt, üzerine kazak ve üzerine mont giyiyorsunuz. Isı artış ve azalışlarına göre bunları çıkarıp giyebiliyorsunuz.  

- Tabelaların dili:  Quebec, Fransız kökenlilerin imtiyaz sahibi oldukları bir eyalettir. Bu nedenle şehirdeki bütün tabelalar Fransızcadır.

- Fransız Kanadalılarla Fransızların ilişkisi: Quebec eyaletinde enteresan kişilikler vardır. Fransız Kanadalılar birçok açıdan orijinal insanlardır. Örneğin konuştukları Fransızca çok ağır bir Fransız aksanı içerir. Hatta birçok Fransız arkadaşımın ‘ne dediklerini anlamıyorum’ diye söylendiğini bilirim. Fransız Kanadalılar da Fransızları pek çok açıdan snop bulurlar. İşin ilginci Fransız Kanadalılar Fransızları kendi ana dillerinde konuştukları için çok iyi anlarlar ancak Fransızlar, Fransız Kanadalıları anlamakta güçlük çekerler.

- Fransız Kanadalı Kadınlar: Fransız Kanadalılar, kadınıyla erkeğiyle fiziksel olarak güzel insanlardır. Özgür ruhludurlar ve farklı bir kültürleri vardır.  Sokakta yürürken Fransız Kanadalı kadınlardan bana laf atıldığını deneyimlediğim bile olmuştur. Normalde erkeğin kadına laf atmasına aşina olduğun bir yerden gelince ve kadınlar sana laf atınca ne yapacağını şaşırıyorsun. Bir de Fransız Kanadalı kadınlar arasında evlenmeden çocuk yapma alışkanlığı çok yaygındır.

- Şehrin en hareketli yerleri: Montreal çok hareketli bir şehirdir. Şehrin birçok yerinde farklı etkinlikler, restoran, kafe ve eğlence merkezleri vardır. En hareketli caddeleri St. Laurent, St. Denis, Crescent caddeleri ve onları paralel kesen St. Catherine’dir. Ayrıca eski limanın bulunduğu Old Port bölgesi de popülerliği sürekli artan hip bir yerdir.

- Yemekler: Yemek konusunda hiç sıkıntı çekmedim. Her kültürün, yörenin yemeklerini Montreal’de bulabilirsiniz. Latin Amerika, Uzak Doğu, Kuzey Amerika, Fransız, İtalyan mutfağının en güzel örnekleri mevcuttur. Benim dönemimde tek bir Türk restoranı vardı; “Au vieuil Istanbul” yani “Eski İstanbul’da” restoranını bir karı-koca işletiyordu. Mezeleri lezzetliydi. Ayrıca Lübnan ve Yunan restoranları ile onlara ait marketlerde bizim Türk damak tadına çok yakın tatlara ulaşabiliyorduk.

- Eyaletin mottosu: Amerika’da ve Kanada’da bütün eyaletlerin kendi mottoları var. Bu sloganlar araç plakalarının üzerine yazılır. Örneğin Florida’da “Sunshine State” yani “Güneş Işığı Eyaleti” mottosu kullanılır. Montreal şehrinin bulunduğu Quebec eyaletinde ise her ne hikmetse,  “Je me souviens” yani Fransızca “Hatırlıyorum” yazar. Bunu ilk gördüğümde arkadaşlarıma “neyi hatırlıyorlar?” diye sormuştum. Onlar da bana “tarihe atıfta bulunuyorlar. Zamanında İngilizlerle ciddi egemenlik savaşları yapmışlar, bunu kastediyorlar” dediler. Tabii bu pek hoşuma gitmedi. Harika bir ülke kurulmuş, sen bunun önemli bir parçasısın ve hala geçmişteki hezeyanlarını bir slogan haline getirip plakaların üzerinde sergiliyorsun. Quebec eyaleti ve dolayısıyla Montreal ile ilgili tek hoşuma gitmeyen şey buydu diyebilirim.

- Referandum: Ben ilk sene bu “je me souviens” mottosunu sorgularken, bu ayrımcı yaklaşım beni daha somut ve sert bir şekilde etkiledi. Okula girdiğim ilk sene Quebec eyaletinde referandum düzenlendi. Yani Montreal’in bulunduğu Quebec eyaleti Kanada’dan ayrılıp ayrılmamayı oyladı. Düşünebiliyor musunuz? Ben Kanada gibi çok rahat bir ülkeye geldiğimi düşünürken bir anda daha ilk senemde “evet ayrılalım” veya “hayır ayrılmayalım” taraftarları şehrin sokaklarında her gün yürüyüşler ve etkinlikler düzenliyorlar. Bir de McGill Üniversitesi’nin en önemli 25 hocası ortak bir deklarasyon yayınlayıp “eğer Quebec Eyaleti Kanada’dan ayrılmayı seçerse biz de bir Kanada Üniversitesi olduğunu kabul ederek eğitim verdiğimiz McGill Üniversitesi’nden ayrılacağız” deyince her şeyin üzerine tuz biber ekilmiş oldu. Kendi kendime ‘rahat ve güzel bir ortamda harika bir üniversitede okumaya geldim, şu içine düştüğümüz duruma bak’ demiştim.  Hatta naçizane kendi çapımda ayrılıkçı düşüncelere sahip bazı arkadaşları düşüncelerinden vazgeçirmek için “rahatlık size batıyor, sizi Ortadoğu’da kaosun hâkim olduğu bir ülkeye belli bir süreliğine yollamak lazım. O zaman ülkenizin sizin için sağladığı imkânları çok daha fazla takdir edersiniz. Kanada yaşamak için çok güzel bir ülke, bunu neden bozmak istiyorsunuz?” diye telkinlerde bulunduğumu hatırlıyorum. Sonuçta referandum %51-49 gibi birbirine çok yakın bir yüzdeyle ucu ucuna, “hayır ayrılmayalım” diyenlerin zaferiyle sonuçlandı. Hepimiz rahat bir nefes aldık.

Tersine göç ihtiyacı

Referandumdan bahsetmişken şunu da vurgulamak istiyorum. Bana göre o dönemde uçurumun kenarından dönen Kanada bugün dünyanın en refah ve yaşanabilir ülkelerinden biri olmaya devam ediyor.

Zor günler yaşadığımız kendi ülkemizde ise bu kez biz geçen ay farklı bir şekilde uçurumun kenarında döndük. Bundan sonra ivmemizi hep yukarı doğru çevirerek birlik ve beraberlik içerisinde ülkemizin eskisinden çok daha iyi bir hale gelmesi için çalışmamız gerekiyor.

İçlerinden biri olduğum için bunu başta McGill mezunları tüm kardeşlerime söylüyorum. Sonra da iyi okullardan mezun, ülkesine katkıda bulunabilecek gençlere ve kariyer yapmış, önemli birikim sahibi Türklere sesleniyorum. Ülkemizin kalkınması için değerli beyinlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O yüzden beyin göçünü tersine çevirip ülkemize sahip çıkalım.


 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için