2012 senesinde balonla uzaya çıkarak 39 km yükseklikten gerçekleştirdiği atlayışla tarihe geçen Felix Baumgartner, geçen ay İtalya’da yamaç paraşütü yaptığı sırada kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cesaretini ilham verici bulduğum Baumgartner’ı 2012 yılında bir blog yazımda kaleme almıştım. Dün de babamın en sevdiğim arkadaşı Hulusi Çil en büyük hayali Gazi Koşusu’nun 99.’sunu 29 Haziran tarihinde kazandıktan haftalar sonra beynine pıhtı atması sonucu hayata gözlerini yumdu. Her iki ölüm haberi de beni gerçekten üzdü. Bu yazımı “en büyük hayalini gerçekleştirip hayata gözlerini yumanlara” atfen kaleme alıyorum.
2012 senesinde blog sitemde ilk yazılarımı yayınladığım dönemde Felix Baumgartner’la ilgili bir yazı kaleme almıştım. https://serhansuzer.com/tr/adrenalin-tutkusu/ linkinde okuyabileceğiniz yazımda Felix’le ortak noktamızın adrenalin olduğunu belirtip kısaca şu konulara değinmiştim:
Farklı insanlar için heyecan ve mutluluk hissi yaratabilen aktiviteler — örneğin dalış, futbol, dans, kayak ve ekstrem sporlar — adrenalin hormonunun etkisiyle gerçekleşiyor. Adrenalin; tiroksin salgılanarak vücudu acil durumlara hazırlar, kalp atışını hızlandırır, kanı kaslara yönlendirir, acı hissini azaltır ve göz bebeklerini büyüterek görüşü netleştirir. Korku ya da heyecan anlarında adrenalin salgısı artar. Kimi insan bu yükselişin tadını resim yaparken, kimi dans ederken, kimi kayak ya da ekstrem spor yaparken çıkarır; bu, bireylerin doğasına bağlıdır.
Adrenalin etkinliklerim
Sonrasında adrenalin için yaptığım bazı aktiviteleri sıraladım:
• Tüple dalış: 15 yaşında yaptığım ilk dalışlarda 31 metre derinliğe indim; tüpteki havam bitince hocanın ek regülatörüne bağlı kalarak suyun yüzeyine çıktım.
• Canopy: Kosta Rika ve Arjantin seyahatlerimde canopy (bir başka adıyla zipline — ağaçtan ağaca orman veya uçurum gibi yüksek bir yerin üzerinden çelik halatla kayma aktivitesi) yapmaktan büyük keyif aldım.
• Heliski (helikopter kayağı): Dağın tepesinden beyaz örtü üzerinde süzülmek özgürlük hissi veriyor. Özellikle Heliski (helikopterle dağın tepesine çıkarak kayma) yapmayı çok seviyorum. Hiç kayılmamış bir dağın tepesine helikopter sizi bırakıyor sonrasında kayarak aşağıya iniyorsunuz.
• Hang gliding: Fransa’da delta kanatla (hang gliding) yaptım. Bu aktivite sırasında kendinizi kuş gibi özgür hissediyorsunuz.
Tüm bu aktivitelere ek olarak bungee jumping ve uçaktan paraşütle atlamayı da denemek istediğimi belirtmiştim.
Bu adrenalin içeren aktivitelere bu sene mart ayında Zermatt’ta yamaç paraşütünü de ekledim. İsviçre’nin ünlü kayak merkezi Zermatt’ın en yüksek tepelerinden birinden yamaç paraşütüyle atladığım deneyimimi https://serhansuzer.com/tr/alpler-kanatlarimin-altinda/ linkindeki blog yazımda okuyabilirsiniz.
Dünyaya uzayın sınırından bakmak
Felix Baumgartner de insanlık sınırını geliştirmiş ve bilgeliğiyle örnek olmuş önemli şahsiyetlerden biridir. Bu müthiş adamın hayat hikâyesini https://tr.wikipedia.org/wiki/Felix_Baumgartner linkinde okuyabilirsiniz.
Şimdi size Bumgartner’ın hikayesini özetleyelim. Bazı insanlar hayallerini erteleyebiliyorlar ancak sürecin sonuna kadar arkasında olunca eninde sonunda hayallerini gerçekleştiriyorlar. Felix Baumgartner de Ocak 2010’da birtakım bilim insanları ile birlikte ve Red Bull sponsorluğunda en yüksekten atlama rekorunu gerçekleştirmek istediğini açıkladı. Proje Baumgartner’ın 36 km yükseklikten atlayarak ses duvarını geçen ilk kişi olmasını kapsıyordu. Atlayış 9 Ekim 2012’de yapılacaktı ancak hava şartları yüzünden 14 Ekim’e ertelendi. 14 Ekim Pazar öğleden sonra, New Mexico’nun Roswell şehrinde gerçekleştirilen Red Bull Stratos projesi, Felix Baumgartner’ın canlı yayında uzayın sınırı sayılabilecek 39.044 metreden atlaması ve üç dünya rekoru kırmasıyla başarıyla tamamlandı.
Atlayış 4 dakika 19 saniye sürdü
Felix, görevi canlı izleyen dünyanın dört bir yanından milyonlarca kişinin gözleri önünde New Mexico yerel saatiyle 09.31’de kalkış yaptı. Balonla saatte 39,2 km ile uzayın sınırına kadar yükselen Red Bull sporcusu sonra da aşağı atladı.
Felix’in paraşütünü açması ve sağ salim yere inmesiyle görev başarıyla tamamlanmış oldu ve ekip de üç dünya rekorunun kırılmasını içeren, aynı zamanda gelecekteki hava-uzay projeleri için bol miktarda araştırma ve veri de sağlayacak olan bu benzersiz başarıyı kutladı. Atlayışını ortalama 1.166 km/s hızla toplam 4 dakika 19 saniyede tamamladı.
Bu atlayıştan sonra Baumgartner’in “Ne kadar küçük olduğunuzu anlayabilmeniz için bazen gerçekten yukarılara çıkmanız gerekir.” sözünün kafama kazındığını tekrar vurgulamak isterim. Egosu yüksek narsist özelliklere sahip insanlara bu sözü zaman zaman hatırlatmak gerekiyor.
Beklenmedik hazin son
Baumgartner 17 Temmuz 2025’te İtalya’nın Porto Sant’Elpidio (Fermo) kentinde yamaç paraşütü uçuşu sırasında 56 yaşında hayatını kaybetti. Havada kalp krizi geçirdikten sonra paraşütün kontrolünü kaybedip Le Mimose Aile Kamp Köyü’nün yüzme havuzuna düştü, düştüğü yerde genç bir kadına çarparak yaraladı ve sonuçta yaşama en sevdiği işi yaparken veda etti. İlgili haberi https://www.sozcu.com.tr/tum-dunya-taniyordu-yamac-parasutunde-hayatini-kaybetti-p196105 linkinden okuyabilirsiniz.
Düşünebiliyor musunuz? Red Bull ekibinin yıldızı olarak dünyanın en tehlikeli atlayışlarını gerçekleştir, hatta uzaydan atlayıp saatte 1.342 km hıza ulaşarak dünya rekorlarına bir yenisini ekle; sonra yamaç paraşütü gibi nispeten düşük riskli bir etkinlik sırasında kalp krizi geçirerek havuz çakıl ve hayatını kaybet. Pisi pisini vefat etmek diye buna denir işte. Yine de en sevdiği işi yaparken hayatını kaybetmesi bu hazin sonun tesellisidir. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine ve hayranlarına sabır diliyorum. Ayrıca insanlığa yaptığı katkılardan ve benim gibi düşünen insanlara ilham vermesinden dolayı da şahsen teşekkür ediyorum.
Peki inanılmaz işlere imza atıp böyle acı şekilde hayatını kaybetmiş veya bitkisel hayata girmiş başka efsaneler var mı? Tabii ki var. Hepsinin hikâyesi de inanılmaz. Şimdi şahsen ölüm haberlerini duyduğumda şok olduğum, aklıma gelen birkaçının hikâyesini paylaşmak isterim:
1) Steve Irwin (https://en.wikipedia.org/wiki/Steve_Irwin): Stephen Robert Irwin (22 Şubat 1962 – 4 Eylül 2006), ” Timsah Avcısı ” olarak bilinen Avustralyalı bir hayvanat bahçesi bakıcısı, korumacı, televizyon kişiliği, yaban hayatı eğitimcisi ve çevreciydi.
Irwin, timsahlar ve diğer sürüngen türleri arasında büyüdü ve babası Bob tarafından bu konuda eğitildi. 1990’ların sonlarında, eşi Terri ile birlikte sunduğu, uluslararası alanda yayınlanan bir yaban hayatı belgesel dizisi olan The Crocodile Hunter (Timsah Avcısı) adlı televizyon dizisiyle uluslararası üne kavuştu. Çift ayrıca Croc Files, The Crocodile Hunter Diaries ve New Breed Vets dizilerinin de sunuculuğunu yaptı. Ayrıca, Steve’in ebeveynleri tarafından Queensland, Beerwah’da kurulan Australia Zoo’nun ortak sahibi ve işletmecisiydiler. Bindi ve Robert adında iki çocukları oldu.
Irwin, 4 Eylül 2006’da Büyük Set Resifi’nde su altı belgeseli çekerken bir vatozun neden olduğu yaralanma sonucu hayatını kaybetti. Ölümü uluslararası haber oldu ve hayranları, medya, hükümetler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından şok ve üzüntüyle karşılandı. Çok sayıda park, hayvanat bahçesi, sokak, MY Steve Irwin gemisi, Crikey steveirwini salyangoz türü ve 57567 Crikey asteroidi onuruna isimlendirildi. Irwin ailesi, Avustralya Hayvanat Bahçesi’ni işletmeye devam ediyor.
Karadan denize geçiş yaramadı
Ben şahsen Steve Irwin’in timsahlarla yaptığı görüntülere denk geldiğimde gözlerime inanamıyordum. Adam resmen timsahlarla dalga geçiyordu. Ağızlarını açıp kafasını içine sokuyor, onlarla nehrin içinde güreşiyor, içlerine dalıp birbirlerine kızıştırıyor, doğanın en vahşi hayvanlarından biri olarak kabul edilen timsahlara inanılmaz bir şekilde hükmediyordu. Diğer kara hayvanlarıyla da arası çok iyiydi. Aurasından mı kaynaklanıyor bilinmez, hangi hayvana denk gelse hayvanlar ona saygı duyuyor, Irwin’in kendilerine hükmetmesine izin veriyorlardı. Tabii bu bahsettiklerimin hepsi kara hayvanlarıydı.
Karada olduğu gibi benzer bir şekilde deniz canlılarıyla da içli dışlı olmaya kalkınca muhtemelen daha az bildiği bir dünyada tepki gördü ve bu da hayatına mal oldu. Timsahlara hükmeden adam şakalaştığı bir vatozun Irwin’i yanlış anlayıp sert ve dikenli kuyruğunu savunma amaçlı vurunca Irwin’in ağır yaralanmasına sebep oldu ve maalesef bu efsane ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
2) Ayrton Senna (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayrton_Senna): Ayrton Senna da Silva (21 Mart 1960, Sao Paulo – 1 Mayıs 1994, Bologna), Brezilyalı otomobil yarış pilotu. Formula 1 Dünya Şampiyonluğunu 1988, 1990 ve 1991 olmak üzere 3 kez kazanmıştır. 1994 San Marino Grand Prix’sinde lider durumda iken 7. turda Tamburello virajında geçirdiği kazada ölmüştür. Birçok otorite tarafından gelmiş geçmiş en iyi F1 pilotlarından biri olarak kabul edilir.
Geçenlerde belgesel dizisini severek izlediğim Senna’nın ismini ne zaman duysam Formula 1’i ilk izlediğim zamanlar aklıma gelir. Formula 1 severler için bir efsane konumunda olan Senna, yaşasaydı muhtemelen şampiyonluk sayısını 5’e veya 6’ya çıkarırdı. Brezilya’da adeta milli bir kahraman konumunda olan Senna’nın çok farklı bir aurası vardı. Onun mükemmeliyetçiliği, işine olan saygısı, taviz vermeyen kişiliği, aklına geleni söylemesi ve doğru bildiği yoldan hiç şaşmaması gibi karakteristik özellikleri efsaneleşmesini sağladı ve popülerliği artarak devam etti. Ölümünden 31 sene sonra bile insanlar onu iç geçirerek ve büyük bir üzüntüyle anarlar. Çünkü kariyerinde 3 dünya şampiyonluğu, 41 yarış birinciliği ve 65 pole pozisyonu olan bu efsane Formula 1’in popülerliğine büyük katkı yaptı. Tüm bu başarılarına rağmen onun için herhangi bir yarış olan San Marino’da yarış pistinde gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı feci şekilde duvara çarpıp hayatını kaybetti.
3) Paul Walker (kaynak: ChatGPT): Paul William Walker IV, 12 Eylül 1973’te Kaliforniya, ABD’de doğdu. En çok “Fast & Furious” (Hızlı ve Öfkeli) film serisindeki Brian O’Conner rolüyle tanınan Walker, çocuk yaşta modellik yapmaya başladı. 1980’lerde ve 1990’ların başında bazı TV dizilerinde ve filmlerde küçük rollerde yer aldı. 1999’da Varsity Blues ve She’s All That gibi gençlik filmleriyle dikkat çekti. Asıl çıkışını 2001 yılında, ilk Fast & Furious filmiyle yaptı. Film büyük başarı kazandı ve Walker serinin kilit oyuncularından biri oldu. Sonrasında serinin birkaç filminde başrol olarak yer aldı:
• The Fast and the Furious (2001)
• 2 Fast 2 Furious (2003)
• Fast & Furious (2009)
• Fast Five (2011)
• Fast & Furious 6 (2013)
• Furious 7 (2015) – Bu film, ölümünden sonra tamamlandı ve kendisinin bazı sahnelerinde CGI teknolojisi ve kardeşlerinin yardımıyla çekim yapıldı.
Paul Walker’ın Meadow Rain Walker adında bir kızı vardı. Deniz biyolojisine büyük ilgi duyardı; hatta National Geographic ile belgesel çalışmaları da yaptı. Yardımsever bir insandı. 2010 Haiti depremi sonrası yardım kuruluşu Reach Out Worldwide’ı kurdu.
30 Kasım 2013’te, bir hayır etkinliğinden sonra arkadaşı Roger Rodas’ın kullandığı araçla geçirdiği trafik kazasında Kaliforniya, Santa Clarita’da hayatını kaybetti. Araç, aşırı hız nedeniyle kontrolden çıkarak ağaca çarptı ve alev aldı. Ölümü, hayranlarını ve Hollywood’u derinden etkiledi.
Paul Walker, sadece bir aksiyon yıldızı değil, aynı zamanda doğaya ve insanlara duyarlı biriydi. Kızı Meadow, onun adına Paul Walker Vakfı’nı kurarak yardım faaliyetlerine devam etmektedir.
Walker gibi resmi olmayan araba yarışı temalı bir dizi filmle dünya çapında bir şöhrete ulaşan, tipi gibi kalbi de temiz olan bir adamın bir yardım etkinliği dönüşünde trafik kazası geçirmesi inanılır gibi değil. Çektiği filmin teması adeta karabasan gibi adamın üzerine çöktü. Bu hazin sonla herkesin kursağında kalan bir kariyere sahip oldu. Bugün hayranları tarafından hâlâ özlemle anılmaktadır.
Hulusi Çil’in özlediği zaferi izleyen vefatı
Efsanelerden bahsetmişken bizim ailemizin dostu ve efsanesi haline gelmiş babamın en sevdiğim arkadaşı Hulusi Çil’i de dün kaybettik. Vefat haberini dün aldığımda çok üzüldüm. Hulusi Amca gerçekten iyi kalpli, iyi niyetli, özü sözü bir, tipik Türk iş insanında olmayan vicdanlı olmak gibi üstün özelliklere sahip, işinde de son derece titiz ve başarılı olan iyi bir aile babasıydı.
Şahsen tek tesellim en büyük hayalini gerçekleştirdikten kısa bir süre sonra hayatını kaybetmesiydi. Kendisi at tutkunuydu. Kimya alanındaki fabrikalarını yabancı yatırımcılara sattıktan sonra emekliliğinde en büyük hobisini hayata geçirdi ve büyüttü. Onun at tutkusunu ve atlardan bahsederken gözlerinde beliren ışıltıyı daha dün gibi hatırlıyorum. Gazi Koşusu’nu kazanmanın ne kadar zor olduğunu ve kazandığı tüm kupaların yanında bir tek Gazi Koşusu’nun eksik olduğunu bana Fethiye’deki teknemizde sohbet ederken bizzat söylemişti. O en büyük hayalini geçtiğimiz haziran ayında 99. Gazi Koşusu’nu Cutha adlı atıyla ve Ahmet Çelik adlı jokeyiyle kazanarak gerçekleştirdi: https://gsb.gov.tr/tr/haber-detay/291018-bakan-bak-gazi-kosusunu-kazanan-ahmet-celiki-tebrik-etti
Hulusi Çil’in atı Cutha’nın Ahmet Çelik jokeyliğinde şampiyonluk elde ettiği son Gazi Koşusu’nun videosunu da kafanızda canlandırmanız için bu vesileyle paylaşmak isterim: https://www.youtube.com/watch?v=NbBP4JPgsvU&ab_channel=TJKTV
Hulusi Amca’ya ve ekibine helal olsun. Türkiye’nin en büyük at koşusunu büyük emekleri sonucunda kazandılar. Bu büyük başarının hemen ardından Haziran ayının son günlerinde aramızda şöyle bir yazışma geçti:
ꟷ Çok tebrikler. Sizin at Gazi Koşusu’nu kazanmış. Büyük başarı (alkış emojisi).
ꟷ Çok teşekkürler, Serhancım. Selam ve sevgiler.
ꟷ Rica ederim. Başarılarınızın devamını dilerim. Selam ve sevgiler.
Bu yazışmadan birkaç hafta sonra, büyük dostlukları ta Gaziantep yıllarına dayanan babamın kendisini Kocaeli’ndeki çiftliğinde ziyaretinin ertesi günü beynine pıhtı atması sonucunda yoğun bakıma kaldırıldı. Sonrasında bir ayı aşkın bir süredir yoğun bakımda kalıyordu ve maalesef kendisini dün kaybettik. Türkiye’de atçılık dünyasının önemli yetiştiricilerinden biri konumunda olan Hulusi Çil’in ölümünü asil üyesi olduğu TJK da (Türkiye Jokey Kulübü) duyurdu: https://www.tjk.org/TR/YarisSever/News/Page/50733
Hulusi Amca’ya Allah’tan rahmet, ailesine de sabır diliyorum. Nurlar içinde yatsın.
Efsane Schumacher’in geri dönüşü
Son olarak vefat etmediği için yukarıdaki listeye koymadığım Michael Schumacher’dan bahsetmek isterim. Yaklaşık 12 sene koma ve bitkisel hayatta kalan Schumacher’in geçtiğimiz günlerde komadan uyandığı haberi geldi. Schumacher da 6 dünya şampiyonluğuyla Formula 1’in gelmiş geçmiş en iyi pilotları arasında yer alan efsanelerden. Dünyanın gelmiş geçmiş en hızlı araç kullanan insanları arasında bulunan ve yarış sırasında defalarca kaza atlamış Schumacher, hayatını neredeyse bir kayak kazasında kaybediyordu.
Schumacher’ın en büyük şansı her zaman yanında olan eşi ve çocuklarıydı. İyileşmesi için ellerindeki tüm imkanları kullandılar. Tedavisi boyunca gizliliğin bozulmasına izin vermeyerek onurunu ve şerefini korudular. Schumacher’ın belki de hayatındaki en iyi kararı eşi Corinna Schumacher ile yuva kurarak verdi. Hulusi Amca gibi atlara çok meraklı ve profesyonel atçı olan Corinna, 2010 yılında Batı tarzı binicilik dalında Avrupa Şampiyonası’nı kazandı. Bitkisel hayata girdikten sonra da eşini hiçbir zaman bırakmayarak en zor zamanlarında hep yanında bulunan ve bundan sonra da olacak olan bu muhteşem kadını alkışlıyor, darısını “doğru eşi bulma anlamında” kendi başıma diyorum.
Umarım Schumacher da bitkisel hayatta geçirdiği onca seneden sonra en kısa zamanda toparlar ve normal hayatına bir şekilde dönebilir. Ona da çok geçmiş olsun.
Hayat kısa. Herkes eninde sonunda ne ekiyorsa onu biçiyor bu hayatta. Çok çalışan, emek veren ve büyük hayalleri olanlar eninde sonunda hayallerini gerçekleştirip bu hayata veda ediyorlar. Size yukarıda örneklerini verdim. Hulusi Amca, Baumgartner, Irwin, Senna ve Walker hayalini kurdukları işleri gerçekleştirip hayata ve insanlığa katkıda bulunmuş önemli şahsiyetler benim için. Hepsinin mekânı cennet olsun.
Hâlâ hayatta olanlar için de şu tavsiyeyi verebilirim: Schumacher gibi doğru seçimler yapıp hayatı hakkını vererek yaşamak lazım. Hayal ettiklerimizi gerçekleştirirken sevdiklerimizin değerini bilmeli, hayattan keyif almalı ve hepsinden önemlisi tüm bunları yaparken onur ve şerefimizi koruyarak bu hayatı dolu dolu yaşamalıyız. Her şeye rağmen hayat güzel ve devam ediyor. PURA VIDA!




