Batsın bu dünya jenerasyonu: ‘Baby boomer’lar

27/09/2026

Yorum Yok

76 Görüntülenme

7 dakika

Geçen yazımda yapay zekanın risklerini anlatırken “Trump gibi baby boomer (bebek patlaması) kuşağından insanların yönettiği ülkeler ise bugün için bırakın kontrol altına almayı, ne olduğunu tam olarak anlamadıkları için tehlikeli geliştirmeyi daha da körüklüyorlar” demiştim. İkinci dünya savaşı sonrası 1946 ile 1964 yılları arasında tanımlanan bu demografik kuşağın yönettiği ülkelerden güç alarak tüm dünyada ne gibi felakete yol açtıklarını bu yazımda daha detaylı işleyeceğim.

Bir önceki yazımın sonuç bölümünde şu sözlere yer vermiştim: “Unutmayalım hırs ve nefretle hareket eden kötü insanların sürekli geliştirdikleri yapay zekâ sistemleri insanlığa büyük darbe vurabilir hatta daha da ilerisi insanlığın sonunu getirebilir. Trump gibi baby boomer (bebek patlaması) kuşağından insanların yönettiği ülkeler ise bugün için bırakın kontrol altına almayı, ne olduğunu tam olarak anlamadıkları için tehlikeli geliştirmeyi daha da körüklüyorlar.

 

Önümüzdeki 5-10 sene içerisinde tüm dünyada acil önlemler alınması şart. Bu yüzden de ülke yönetimlerinde yapay zekâdan anlamayan, 70 yaşından sonra bile büyük bir hırs ve yüksek egoyla hareket eden bu kuşağın yerine yapay zekâdan anlayan, insanlığın geleceğini düşünen ve empati kurabilen, vicdanlı bir sonraki neslin temsilcilerinin geçmesi gerekiyor. Demedi demeyin.”

Dünyanın içine eden kuşak

Peki bu bahsettiğim Baby Boomer yani bebek patlaması kuşağını biliyor musunuz? Hemen anlatayım. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki 1946 ile 1964 yılları arasında büyük bir hızla artan doğum oranlarıyla dünyaya gelen demografik kuşağı ifade eder. Kendi açımdan baktığımda babalarımızın kuşağı.

Öncelikle şunun baştan altını çizmek istiyorum. Bu yazının konusu gücü elinde bulunduran ve bunu heba edip insanlık adına çalışmaktansa kendi menfaatine çalışan insanlarla ilgili. Baby boomer jenerasyonu komple kötüdür demiyorum, tam tersine bu nesilden çok değerli insanlar çıkmıştır. Ancak istisnalar kaideyi bozmuyor, bu neslin yaptırım gücü olanları ellerindeki gücü son derece kötü ve verimsiz kullanmışlardır ki bugün dünyanın gidişatı belli.

Geçen sene haberleri izlerken içimden gelerek ve lafımı esirgemeden direkt şunu söylemiştim:

ꟷ Baba farkında mısın? Senin kuşağın dünyanın içine etti.
ꟷ Ne demek istiyorsun?
ꟷ Dünya liderlerinin büyük çoğunluğu hâlâ senin kuşağın ve şu dünyanın haline bak.
ꟷ Senin kuşağını da göreceğiz.

Bu kısa ve net konuşmadan sonra ağzımdan rastgele çıkan sözleri daha sonra düşündüğümde esasında ne kadar doğru bir tespitte bulunmuşum. Bu kuşağa baby boomer (bebek patlaması) yerine içimden “batsın bu dünya” kuşağı demek geldi. Batsın bu dünya kavramını daha önce “En büyük global riskleri nasıl etkisizleştiririz?” başlıklı blog yazımda ele almıştım: https://serhansuzer.com/tr/en-buyuk-global-riskleri-nasil-etkisizlestiririz/

Batsın bu dünya anlayışı

Bu yazıda mecazi anlamda kullandığım “Batsın bu dünya” tabirini şu sözlerle anlatmıştım: “Orhan Gencebay’ın bizim savunduğumuz değerlerin tam tersini ifade eden kült olmuş “Batsın Bu Dünya” şarkısının sözlerindeki gibi düşünebilir, “Ben mi yarattım, ben mi yarattım, derdi ızdırabı, ben mi yarattım?” diyebilirsiniz (Bkz: https://karnaval.com/sarkilar/batsin-bu-dunya-20416).”

Şimdi de babamların kuşağına “bebek patlaması jenerasyonu” yerine “batsın bu dünya jenerasyonu” demek içimden geliyor. Bence bunu fazlasıyla hak ediyorlar.

Ben geçen yazımda “batsın bu dünya jenerasyonunu” yapay zekayı anlamadıkları için yapay zekanın tüm tehlikelerini körükleyecek kararlara imza atıyorlar ve doğru düzgün kontrol altına almak gibi bir niyetleri yok diye bir önceki yazımda eleştirmiştim. Halbuki insanlığa büyük zarar verebilecek ve hatta insanlığın sonunu getirebilecek tüm unsurlara baktığımda hepsini körüklediklerini söyleyebilirim. Şimdi bu “En büyük global riskleri nasıl etkisizleştiririz” yazımdan alıntı yaparak insanlığın sonunu getirebilecek unsurları tekrar sıralayalım ve “batsın bu dünya jenerasyonunun” bu sorunları nasıl ele aldığına bakalım:

1) Devlet temelli silahlı çatışmalar nasıl önlenir?

Önlemeyi bırakın tam tersine körüklüyorlar. Etrafımızda her yerde savaşlar var. Rus-Ukrayna savaşı, İran-ABD/İsrail savaşı ve çevremizdeki diğer bölgelerde irili ufaklı bir sürü başka savaş. Sonuç olarak milyonlarca insan hayatını kaybetmeye veya sakat kalmaya devam ediyor.

2) Aşırı hava olayları ve hava kirliliği nasıl giderilir?

Bunun en büyük sebebi fosil yakıtların hala dünyanın büyük çoğunluğunda fosur fosur kullanılması. Batsın bu dünya jenerasyonu da hâlâ iklim krizine inanmıyor, fosil yakıt lobisinin tam desteğini alıp onlara her türlü desteği vermeye ve yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik alanında yapılacak diğer işleri baltalamaya devam ediyorlar.

3) Jeoekonomik çatışmaların üstesinden nasıl gelinebilir?

“Tüm ülkelerin ve/veya bölgesel birliklerin kendi kendilerine yetecek şekilde planlama yapması gerekir.” demiştim. Bırakın böyle bir planlamayı “batsın bu dünya jenerasyonu” kendilerinin ve yakınlarının ceplerini doldurmak için hep yönettikleri ülkeleri başka ülkelere bağımlı hale getirme derdindeler. Asıl dertleri ülkelerinin menfaatleri değil, kendilerinin, ailelerinin ve yakınlarının menfaatleri.

4) Yanıltıcı bilgi ve dezenformasyon önlenebilir mi?

Bırakın yanıltıcı bilgi ve dezenformasyonu önlemeyi tam tersine bunu bir silah gibi kendi istediklerini gerçekleştirebilmek için kullanıyorlar ve körüklüyorlar. Seçimler gibi daha birçok rekabeti bir savaş olarak algılayan “batsın bu dünya jenerasyonu”, hedefe ulaşmak için her yol mübahtır mantığıyla sapına kadar dezenformasyon yapıp bel altı işlere imza atıyorlar. Başarılı olduklarında da bunu herkesten daha coşkulu kutluyorlar.

5) Toplumsal kutuplaşma nasıl ortadan kaldırılır?

Toplumsal kutuplaşmayı yine kendi menfaatleri için kullanıyorlar. Güzel Türkçemizde “kendi tarafını sıkılaştırmak” diye bir tabir var. İş hayatında, ilişkilerde ve siyasette “kendi tarafını/yerini sağlamlaştırmak” anlamına geliyor. Yani “batsın bu dünya jenerasyonu” özellikle siyasette konumunu daha korunaklı, güçlü ve sarsılmaz hale getirmek için bilinçli olarak toplumda kutuplaştırmak için nefret söylemlerini sayısını ve şiddetini arttırarak yoluna devam eder. Kutuplaşmadan daha hızlı sonuç almak için de ele geçirdiği medyayı ve bilinçli olarak uğraş verdiği halkın cehaletini kullanır.

6) Nükleer riski nasıl bertaraf ederiz?

Nükleer santrali tümden yasaklamak yerine nükleer silah yarışına girişirler. Bazıları da yüzlerce nükleer başlığa sahip olmasına rağmen bu konuda hiç yorum yapmaz, tamamen kendisiyle ilgili yorum yapmaktan kaçınıp başka ülkelerin nükleer kabiliyetlerine saldırırlar. İkinci dünya savaşından sonra nüfus patlaması sonucunda ortaya çıkan bu kuşağın ebeveynlerinin döneminde savaşın en yoğun hissedildiği 1940’ların ilk yarısında dünyada ilk defa Japonya’ya atılan nükleer bombaların iki şehri yok edip milyonlarca insanın ölümüne veya sakatlanmasına sebep olduğunu unuturlar.

7) İklim değişikliği dışında oluşan afetleri önleyebilir miyiz?

İnsan faktöründen kaynaklanan afetleri umursamazlar. Ormanda sigara içilmesini yasaklamak, afetlere dayanıklı evlerin/binaların yapılmasını sağlamak veya caydırıcı cezalar koymak, bu kuşağın yapacağı işler değil. Onlara göre bu işler uğraşmaya bile değmez.

8) Tüm insanların kendi temel ihtiyaçlarını karşıladıkları bir dünyaya tanık olabilecek miyiz?

Umurlarında bile olmaz. Bu kuşakta güç sahibi olanlar fakirlerden nefret eder. Onları kullanılacak bir canlı türü olarak tanımlarlar. Kullanamadıkları insanların kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayıp ölmeleri bile kıllarını kıpırdatmaya yetmez.

Bu kuşağa ait ortak özellikler

Şimdilerde 70 yaşın üzerinde olan bu kuşağın temsilcilerinin güç ve nüfuz sahibi olanlarının ortak özellikleri de var. Bazılarını örneklendireyim:

1) Egoları kendi kabiliyetlerinin çok üzerindedir. O yüzden başta yakın çevreleri olmak üzere etrafındaki insanlara zarar verirler. Bunun farkında değildirler.

2) Kendilerini çok akıllı zannedenleri özellikle manipülasyona çok açıktır. Onları çözenler istediklerini her seferinde yalan dolanla yaptırtabilirler.

3) Empati yoksunudurlar. Kendilerini hiçbir zaman başkalarının yerine koymazlar, buna ihtiyaç da duymazlar. Varsa yoksa kendi ihtiyaçlarıdır.

4) Tek anladıkları dil güçtür. Güçsüzsen seni ezmeye kalkarlar, onlardan daha güçlü olduğunu fark ettiklerinde de boyun eğerler, şaşırtacak bir biçimde alttan alırlar. Başka bir deyişle diş geçirebildiklerini ezerler ve kendilerini tatmin ederler.

5) Kendi istediklerini elde edebilmek için büyük felaketlere yol açabilirler. Başka bir tabirle pire için yorgan yakabilirler. Bazı liderler kendi hastalıklı düşüncelerini ispatlamak için savaşlar başlattı. Milyonlarca insan hayatını kaybetti.

6) Güçlerini devam ettirebilmek için hep bir düşman yaratırlar. Bunu da halk nezdinde dibine kadar kullanıp “ben olmazsam düşmanımız başarılı olur” hikâyesini anlatırlar.

7) Nereden geldiklerini unuturlar. Kendilerini vazgeçilmez görürler.

8) Hedeflerine ulaşmak için oyunun kurallarını oyun devam ederken değiştirmekten çekinmezler.

9) Saçma sapan insan ilişkilerinin içinde olabilirler. Bundan utanmazlar. Belli bir yaştan sonra kendi zevkleri ve keyiflerini ön planda tutmayı kendilerinde hak görürler.

Tüm bunları ifade ettikten sonra babamın bana söylediği “senin kuşağını da göreceğiz” kinayeli lafına karşılık içimden geçtiği halde saygısızlık etmemek adına söylemediğim bir düşünceyi burada sizlerle yazının sonuç bölümünde paylaşmak isterim:

Tüm dünyada baby boomer liderlerin gücü devretmek gibi bir dertleri yok. Tam tersine gidebildiği yere, hayatlarının sonuna kadar ellerindeki gücü tutmak istiyorlar. O zaman bizim kuşağı nasıl göreceğiz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir