İklim değişikliğinin en büyük nedeni ineklerin gaz çıkarması mı?

13/09/2026

Yorum Yok

30 Görüntülenme

12 dakika

‘İklim değişikliğinin en büyük sebebi’ iddiasını ilk defa Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi’nde yaptığım bir konuşmada soru soran vegan bir öğrenciden duydum. Sonrasında bu iddiayı dillendiren başka vejeteryan ve vegan arkadaşlarım da oldu. Bu yazımda konuyu geniş bir perspektiften detaylı işleyeceğim.

Geçmiş senelerde belli dönemlerde neredeyse her ay bir veya iki üniversitede konuşma yaptığım oldu. Yoğun iş takvimimin içinde bu etkinliklere ciddi zaman harcıyordum. Bunun en büyük sebebi de gençlere sürdürülebilirlik nosyonunu verme arzusuydu. Bunu kamu görevi olarak görüyor, bana gelen tekliflerin hiçbirini geri çevirmiyordum.

Yine böyle bir etkinlikte Eskişehirli gençler beni yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik konularında konuşma yapmaya çağırdı. Ben de hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde yaptığım konuşma, en keyif aldığım okullardan biri olarak zihnimde yer aldı. Beni ağırlayan öğrenci kulübü son derece organizeydi. Eskişehir’e trenle gittim ve beni tren istasyonundan alıp getirdiler. İşlerini bu derece titizlikle ve ciddiyetle yapıyorlardı. Bu ortam çok hoşuma gitti. Büyük bir motivasyonla toplamda 1,5-2 saat süren konuşmamı gerçekleştirdim.

Farklı ve heyecanlı bir soru

Klasik sunum formatında yaptığım konuşmamın hemen akabinde en sevdiğim soru-cevap bölümüne geçtik. Bu bölümde beklemediğim bir soruyla karşılaştım. 500 kişilik amfide soru cevap bölümüne geçtiğimizde elini ilk kaldıran arkadaşa sözü verdim. Ön sıralarda oturan ve daha sonra mühendislik okuduğunu (hangi mühendislik olduğunu hatırlamıyorum) ve birinci sınıfta olduğunu anladığım bu arkadaş büyük bir heyecanla bana şu soruyu sordu:

“Yaptığınız konuşmada iklim değişikliğinin sebeplerine değindiniz. Bunların arasında ineklerin çıkardıkları gazlar yoktu. Şahsen dünyada milyonlarca ineğin çıkardıkları metan gazlarının iklim değişikliğinde en önemli etkenlerden biri olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de et endüstrisinin bu yaşadığımız krizde büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

Açıkçası hiç böyle bir soru beklemiyordum. İlk duyduğumda oldukça enteresan geldi. Daha sonra vegan olduğunu öğrendiğim arkadaşa mantığımı kullanarak aklıma ilk gelenleri sıraladım:

“İneklerin çıkardıkları gazların elbette bir etkisi vardır. Ancak en büyük etkendir demek bence doğru değildir. İklim krizinin sebepleri arasında ben birinci sıraya enerji ihtiyacının karşılanmasında başlıca kaynağımızın fosil yakıtlar olmasını koyuyorum. Evlerde, iş yerlerinde, sanayide, AVM’lerde, hastanelerde vb. Bir de işin mobilite tarafı var. Dünyada milyarlarca aracın hala benzin, dizel gibi atmosferi çok kirleten bir yakıt kullandığını düşünebiliyor musunuz? Daha da ilerisi uçak yakıtıdır. Dünyada yüzbinlerce uçağın atmosferin ortasında uçak yakıtlarını yakıp karbon emisyonunu ne ölçüde artırdığını düşünün. Karbon salınımını en fazla artıran unsurlar bunlardır.”

Bunu söyledikten sonra aldığı cevaptan tatmin olmayan genç öğrenci bir başka öğrencinin soru sormasına izin vermeden konuşmaya devam etti ve bana izlediği bir belgeselden söz etti. Cowspiracy adlı bu belgeseli o zaman izlememiştim. Israrla ineklerin ve et endüstrisinin en büyük suçlu olduğunu ve aşırı tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi.

Asıl neden nüfus artışı

Bu yorumlarından sonra tekrar sözü aldım ve ona konunun özünde insan nüfusunun artışı ve dolayısıyla ihtiyaçların karşılanması için yapılan aktivitelerin artması olduğunu anlatmaya çalıştım. Bir başka deyişle insan nüfusu artıyor, araç sayısı artıyor ve fosil yakıtlı araçların karbon salınımı da artan bir oranda artıyor. Aynı şey et tüketimi içinde geçerli. İnsan nüfusu artıyor, kişi başı et tüketimi artıyor ve tüketilen et miktarı da artıyor. Aktivitelerin artmasıyla dünya ısınıyor. Nüfus sayısı artarken hiç değilse bu aktivitelerin karbon salınımını artırmayacak şekilde tasarlanması gerektiğini belirttim.

Bu söylemim hoşuna gitti. Ancak daha sonra söze devam ettim ve ineklerin metan gazı salınımını asgariye indirecek teknolojik çözümler olabilir dedim ve aklıma gelen çözümleri sıraladım:

“İneklerin arkasına torba bağlayıp bu torbada biriken metan gazını enerji kaynağı olarak kullanabiliriz. Başka bir olası çözüm de ahırlara özel sistem yapmaktır; çıkarılan metan gazı ahırın tavanında toplanır ve bu yine enerji kaynağı olarak kullanılabilir.”

Bu resmi internette araştırma yaparken buldum. Ben öğrenciye aklıma gelen ve mantığıma uyan ilk önerileri sıraladım ve “ineğe torba bağlarsınız” cümlesini sarfettikten sonra amfide kahkaha patladı. Meğer herkesin eğlenceli bir zihni sinir projesi olarak algıladığı tavsiyemi uygulayanlar varmış. Tabii Arjantin’de çekilmiş yukarıdaki resimden çok daha ileri teknolojik yöntemleri (özellikle hayvanı rahatsız etmeden) uygulamak bence mümkün.

Celallenen öğrenci

Bunu söyledikten sonra, bu teknolojik çözümler hoşuna giden öğrenciler gülmeye başladı. Etkinlik tam eğlenceli bir yere doğru giderken inek sorusunu soran ve söylediklerim hoşuna gitmeyen öğrenci, yine başka bir öğrencinin konuşmasına izin vermeden bu sefer sesini yükselterek adeta bir şeyi protesto ediyormuşçasına konuşmaya başlayınca amfide diğer öğrenciler devreye girdi ve bu bıçkın delikanlıyı susturdular.

Susturma faslı bitince gerginliğin dağılması için biyogaz endüstrisinden örnek verip bir sonraki öğrenciye sözü verdim. Sonrasında da birçok güzel soru alıp cevaplarını verdikten sonra klasik amfi kürsüsünden inip ek soruları cevapladım ve resim çekme faslına geçtik.

Bu olay beynimde ciddi yer etti. Çok saygı duyduğum vegan veya vejetaryen arkadaşın (soruyu sorarken altını çizdi) fanatiklik çizgisini geçmesine anlam verememiştim. Sonuçta hepimiz aynı teknedeyiz ama akla kara bazen birbirine karışıyor.

Cowspiracy belgeselini izlememin ardından

Geçenlerde Netflix’te o gün Eskişehir’deki öğrencinin dillendirdiği bu Cowspiracy belgeseline denk gelince de bu yazıyı kaleme alıp konuyu tekrar detaylı anlatmak istedim.

Öncelikle en baştan belirteyim, iklim değişikliğinin en büyük sebebi ineklerin gaz çıkarması değildir. Belgeselde belirtildiği gibi tüm dünyadaki salınan karbonun %51’in hayvancılıktan kaynaklandığının söylenmesi toplumu yanlış yönlendirmektir. Bu rakamın hangi kaynaktan elde edildiği ve hesaplarken hangi donelerin kullanıldığı açıklanmalıdır. Bu detayları öğrenirsek bu hesabın nasıl yanlış yapıldığını ispatlayabileceğimizi düşünüyorum. Bunu söylemişken hayvancılığın özellikle metan (CH₄) nedeniyle iklim değişikliğinde bir role sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu bahsedildiği gibi çoğunluk, yani %51 değildir, çok daha düşük bir yüzdedir.

Kip Andersen ve Keegan Kuhn’un belgeseli hayvancılığın iklim, ormansızlaşma, su kullanımı ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini anlatıyor. Belgeselin temel mesajının bir kısmına katılıyorum; fakat bazı çarpıcı istatistiklerin, vardığı bazı sonuçların yanıltıcı ve bilimsel alt yapısının çürük olduğunu düşünüyorum.

Önce şu “ineklerin gazı” konusunu düzeltelim

Aslında mesele büyük ölçüde ineklerin osurması değil, daha çok geğirmesidir.

İnekler, koyunlar ve keçiler gibi geviş getiren hayvanların işkembesinde mikroorganizmalar otu ve diğer lifli bitkileri parçalar. Buna enterik fermantasyon denir. Bu sırada oluşan metanın büyük bölümü ağız yoluyla atmosfere çıkar.

Metan güçlü bir sera gazıdır. IPCC’ye göre biyolojik kaynaklı metanın iklim etkisi, 100 yıllık ölçekte aynı miktardaki CO₂’nin yaklaşık 27 katı, 20 yıllık ölçekte yaklaşık 81 katıdır. Atmosferdeki etkili ömrü ise yaklaşık 12 yıldır.

Burada önemli bir fark var: CO₂ uzun vadeli ve biriken bir problemdir. Metan ise kısa ömürlü ama çok güçlü bir problemdir. Bu nedenle metanı hızla azaltmak, özellikle önümüzdeki 10–30 yıldaki sıcaklık artışını yavaşlatmak açısından çok değerlidir.

Peki küresel ısınmanın asıl nedeni ne?

Asıl neden hâlâ açık biçimde şu: Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması.

Bir Birleşmiş Milletler kurumu olan IPCC’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change / İklim değişikliğiyle ilgili hükümetler arası panel) 2019 küresel sera gazı dağılımı kabaca şöyle:

Sektör Küresel sera gazı emisyonlarındaki pay
Enerji arzı %34
Sanayi %24
Tarım + ormancılık + arazi kullanımı %22
Ulaştırma %15
Binalar %6

Buradaki tarım ve arazi kullanımının %22’sinin de tamamı ineklerden kaynaklanmıyor; ormansızlaşma, pirinç üretimi, gübre kullanımı, toprak yönetimi vb. de bunun içinde. IPCC açıkça CO₂’nin küresel ısınmadaki baskın rolünü ve fosil yakıt kullanımının başlıca CO₂ kaynağı olduğunu belirtiyor.

Dolayısıyla, “İnekler iklim değişikliğinin en büyük sebebidir” demek yanlıştır. Bunun yerine “Hayvancılık iklim değişikliğinin nedenlerinden biridir” demek doğrudur.

Hayvancılığın gerçek payı ne kadar?

Birleşmiş Milletler kurumu olan FAO’nun (Food and Agriculture Organization: Gıda ve Tarım Örgütü) güncel kapsamlı çalışmasına göre hayvancılık tedarik zincirleri yılda yaklaşık 6,2 milyar ton CO₂ eşdeğeri, yani insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının yaklaşık %12’sini oluşturuyor.

Bunun içerisinde:

• Sığırlar: %62
• Domuzlar: %14
• Tavuklar: %9
• Mandalar: %8
• Koyun ve keçiler: %7 paya sahip.

Yani tek başına sığırlar yaklaşık 3,8 Gt CO₂e/yıl yaratıyor. Fakat bunun tamamı “ineklerin çıkardığı gaz” değil; yem üretimi, arazi kullanım değişikliği, gübre, hayvan dışkısı, enerji, işleme ve taşıma gibi unsurlar da hesaba katılıyor. Bir başka deyişle yine Birleşmiş Milletlerin tarım kuruluşu olan FAO’ya göre bahsedilen karbon emisyonunda hayvancılığın payı %51 değil, %12’dir.

Cowspiracy ne söylüyor?

Belgeselin ana tezi kabaca şu:

Çevre hareketi fosil yakıtlara aşırı odaklanıyor, oysa endüstriyel hayvancılık iklim, ormanlar, su, arazi ve ekosistemler açısından çok büyük bir sorun ve gerektiği kadar konuşulmuyor. Bu tezin bir bölümüne katılıyorum. Belgeselin özellikle başarılı olduğu nokta, iklim tartışmasını yalnızca “elektrikli otomobil + güneş enerjisi + geri dönüşüm” üçgeninden çıkarıp; “Ne yiyoruz ve bunu üretmek için ne kadar arazi kullanıyoruz?” sorusuna yöneltmesi. Bu gerçekten önemli.

Belgeselde katıldığım noktalar

Hayvancılığın iklim etkisi uzun süre gerektiğinden az konuşuldu. Bu doğru.

Özellikle sığır eti ve süt üretiminin metan, arazi kullanımı ve yem üretimi nedeniyle önemli bir çevresel etkisi var. IPCC de enterik fermantasyonun tarımsal metanın başlıca kaynağı olduğunu açık biçimde belirtiyor.

Hayvancılık ile ormansızlaşma arasında güçlü ilişki var

Bu konuda belgeselin temel mesajı oldukça güçlü. FAO’nun uydu verilerine dayanan araştırmasına göre dünya çapındaki ormansızlaşmanın yaklaşık %90’ı tarımsal genişlemeden kaynaklanıyor.

Bunun yaklaşık:
• %50’si tarım arazileri,
• %38,5’i hayvan otlatma alanları ile ilişkili.

Dolayısıyla tüm dünyadaki ormansızlaştırmanın yarısı tarım yapmaktan kaynaklanıyor. Güney Amerika’da ise durum biraz farklı. Orada ormansızlaşmanın yaklaşık dörtte üçü hayvan otlatma alanlarının genişlemesiyle ilişkili. Dolayısıyla Amazon konusunda sığır yetiştiriciliğini görmezden gelmek mümkün değil.

Beslenme tercihlerinin iklim üzerinde etkisi var

Kesinlikle. Özellikle sığır eti tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde daha az kırmızı et tüketmek, iklim açısından anlamlı bir araçtır. Burada “herkes vegan olmalı” sonucuna varmak zorunda değiliz.

Örneğin: sığır eti → tavuk → bitkisel protein geçişinin her aşamasında emisyon önemli ölçüde azalabilir.

Cowspiracy’de katılmadığım en önemli nokta: “%51”

Belgeselin en tartışmalı iddialarından biri: Hayvancılık, dünya sera gazı emisyonlarının %51’inden sorumludur. Belgeselin kendi sitesinde de bu sayı yer alıyor ve Robert Goodland ile Jeff Anhang’ın 2009 tarihli çalışmasına dayandırılıyor.

Bu rakam bilimsel ana akımın kabul ettiği rakam değildir. Bugün FAO tarım + ormancılık + arazi kullanımını yaklaşık %12 olarak hesaplıyor.

Dolayısıyla hayvancılığın tek başına %51 olması mevcut ana akım emisyon muhasebesiyle kesinlikle bağdaşmıyor. Düşündüğünüzde mantıklı da gelmiyor. Bu abartılı rakamlara belgeselde hiç gerek yoktu. Bence belgeselin güvenilirliğine en fazla zarar veren noktalardan biri bu.

“Hayvancılık bütün ulaşımdan daha fazla emisyon yaratıyor” iddiası da problemli

Cowspiracy’nin en bilinen ifadelerinden biri de bu. Belgesel hayvancılığın ulaştırmadan daha fazla sera gazı yarattığını söylüyor. Burada bir elma-armut karşılaştırması problemi ortaya çıkabiliyor.

Hayvancılık için:

• Hayvanın metanı,
• Yem üretimi,
• Gübre,
• Arazi değişimi,
• İşleme,
• Ve bazı nakliye faaliyetleri gibi yaşam döngüsünün büyük bölümü hesaba katılıyor.

Ayrıca hayvancılığın da önemli bir parçasının lojistik yani ulaşım olduğunu unutmayalım. Bu birbirine geçmiş istatistikleri hayvancılık rakamlarını şişirmek için kullanmak yanlış.

Ulaştırma tarafında ise bazı karşılaştırmalarda yalnızca otomobil, uçak, gemi ve trenlerin doğrudan egzoz emisyonları kullanılmış. Aynı sistem sınırlarını kullandığımızda IPCC’nin güncel tablosunda:

Ulaştırma ≈ %15
Hayvancılık ≈ %12

gibi bir dağılım ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla “hayvanlar arabalardan daha büyük iklim problemi” şeklindeki slogan bilimsel açıdan kesinlikle yanlış.

En katılmadığım fikir: “Vegan olursak fosil yakıtlardan daha büyük etki yaratırız”

Cowspiracy’nin yaklaşımı zaman zaman şu noktaya yaklaşıyor: Hayvancılığı ortadan kaldırmak, fosil yakıtları bırakmaktan bile daha önemli olabilir. Burada kesinlikle ayrılıyorum. 2 çarpı 2 eşittir dört diyecek kadar kesin bir gerçek var, o da fosil yakıt kullanımını büyük ölçüde ortadan kaldırmadan iklim problemini çözmek mümkün değil.

IPCC’ye göre bugüne kadarki ve gelecekteki uzun vadeli ısınmada CO₂’nin, özellikle fosil kaynaklı CO₂’nin baskın rolü var.

Dünyadaki herkes yarın vegan olsa bile:

• Kömür santralleri,
• Doğal gaz santralleri,
• Çimento fabrikaları,
• Çelik üretimi,
• Otomobiller,
• Uçaklar,
• Petrol kullanımı,
• Endüstriyel prosesler aynı şekilde çalışmaya devam ederse iklim değişikliği durmaz.

Tersi de doğru: Sadece enerji sistemini değiştirmek ama metan, tarım ve ormansızlaşmayı görmezden gelmek de yeterli değildir. Ancak fosil yakıt kullanımı iklim değişikliğinin sebepleri arasında daha baskın.

Böyle iddialı fikirleri dile getiren arkadaşlara da bir de şunu sormak isterim: Madem hayvanların gaz çıkarmaları konusuna bu kadar takıksınız, tüm dünyadaki 8-9 milyar insanın çıkardığı gazın etkilerini düşündünüz mü? Sizin kafa yapınıza göre belki bu konuda da önlem almak gerekir. 😊

İşin şakası bir tarafa esasında hayvancılığa bu kadar talep olmasının sebebi de insan nüfusunun artıyor olmasıdır. Kara hayvancılığı da besin zincirinde önemli bir yere sahip.

Belgeselin başka bir zayıflığı: Bütün hayvancılığı aynı kefeye koymak

Bu da bana göre önemli.

Bir kilogram:
• Sığır eti,
• Tavuk eti,
• Yumurta,
• Süt aynı çevresel etkiye sahip değil.

Üretim sistemleri arasında da inanılmaz farklar var.

Örneğin verimsiz bir sığır yetiştirme sistemi ile iyi yem yönetimi, iyi genetik, iyi hayvan sağlığı ve iyi gübre yönetimine sahip bir sistemin emisyon yoğunluğu aynı değil.

FAO da emisyon azaltımı için yalnızca tüketimi değil:

• Hayvan sağlığını,
• Yem kalitesini,
• Genetik verimliliği,
• Gübre yönetimini,
• Üretkenliği iyileştirmeyi önemli araçlar olarak görüyor.

Bu nüans belgeselde yeterince yok.

Ben Cowspiracy’yi özetle nasıl değerlendirirdim?

Bilimsel doğruluk açısından belgeseli ikiye ayırırım:

Hayvancılık ciddi çevre problemidir: Doğru
Sığırlar önemli metan kaynağıdır: Doğru
Hayvancılık ormansızlaşmada önemli rol oynar: Doğru
Beslenme alışkanlıkları iklim politikasının parçası olmalıdır: Katılıyorum

Hayvancılık iklim değişikliğinin en büyük sebebidir: Kesinlikle yanlış
Hayvancılık tüm emisyonların %51’idir: Kesinlikle yanlış (Bilimsel konsensüs desteklemiyor)
Hayvancılık kesin olarak ulaşımdan daha büyük etkiye sahiptir: Yanlış
Veganlık fosil yakıtlardan vazgeçmekten daha önemlidir: Katılmıyorum

Çevre örgütleri konuyu bilinçli olarak saklıyor, belgesel de bunu kanıtlamaktan çok dramatize ediyor.

Bana göre Cowspiracy önemli bir soruna dikkat çeken iyi bir aktivizm belgeseli; fakat tarafsız bir bilim belgeseli olarak izlenmemeli. En güçlü tarafı, hayvancılığın çevresel etkisini gündeme taşıması.

En zayıf tarafı ise, mesajı güçlendirmek amacıyla en yüksek ve en tartışmalı (yanlış) rakamları seçmesi. Ve bence doğru iklim mesajı “Ya petrol ya inek” değil. Yapılması gerekenleri aşağıda sıralıyorum:

1) Fosil yakıtları hızla asgariye indir: %100 yenilenebilir enerji şart. Fosil yakıtların enerji için yakılması yerine materyal üretimi için kullanılması gerekir.

2) Ormansızlaşmayı durdur: Ormanların kesilip azaltılmasının önüne geçmenin ötesinde hızla ağaç dikilmesi ve ormanların kapladıkları alanların artırılması gerekir.

3) Metanı azalt: Hayvanlardan çıkan metanı azaltmak için teknolojiden faydalanabilir. Metan gazı atmosfere karışmadan toplanabilir, farklı ihtiyaçlar için kullanılabilir.

4) Tarımı dönüştür: İleri seracılık teknikleriyle üretim artırılıp orman alanlarının kullanılmasının önüne geçilebilir. Burada Konya ovası kadar büyüklüğe sahip Hollanda’nın nasıl dünyanın en büyük 2. gıda ihracatçısı haline geldiğini incelemek gerekiyor. Hollanda modeli bana göre tarım ve hayvancılıkta doğru modeldir.

5) Aşırı sığır eti tüketimini düşür: Bunu da iki şekilde sağlayabiliriz. İnsan nüfusunun artışını yavaşlatmak veya tersine çevirmek sığır eti tüketimini düşürür. Ayrıca bilinçli tüketimi yayarak da kişi başı et tüketimini azaltabiliriz.

Cowspiracy belgeselini yapanlar, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde bana ısrarla soru soran arkadaş ve diğer fanatiklik düzeyinde vegan/vejetaryen olan arkadaşların, bu aşırılıklarından dolayı (dezenfermasyon, ısrarcılık vb.) davalarına zarar verdiklerini anlamaları gerekiyor.

Bence vegan ve vejetaryen arkadaşların et tüketimini azaltmak için dillendirmeleri gereken birinci konu; bilinci yerinde olan ve bağ kurabileceğimiz canlıların kesilip (çoğu zaman acı çekerek öldürülüp) yenmesidir. Aksi takdirde Cowspiracy’de izlediğimiz gibi verdikleri yanıltıcı bilgiler çürütüldüğü zaman kredibiliteleri düşer, kendileriyle taban tabana zıt düşünenlerin ekmeğine yağ sürerler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir