Geçenlerde ABD özel kuvvetleri Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu başkent Karakas’taki başkanlık sarayından silah zoruyla alıp tutukladı. Bu durumdan daha da vahimi hiçbir tehdit unsuru içermeyen ve barışçıl hayat tarzlarıyla herkesin sempatiyle baktığı, doğal yaşamı koruyan Grönland’ı ABD’ye bağlama isteği. Tüm bunlar ciddi bir güç zehirlenmesine işaret ediyor. Bu durumu Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü gibi tarihten çarpıcı örnekler vererek analiz edelim.
Hemen belirteyim. Maduro’ya karşı hiçbir sempatim yok. Aksine Venezuela gibi güzel ve akıllı bir halkın çok daha dürüst, liyakatli, vizyoner ve en önemlisi halkın refahı için çalışan bir yönetimi hak ettiğini düşünüyorum.
Birçok suça bulaşmış Maduro’yla ve Venezuela’yla ilgili detaylara hakimim. 14 sene Kosta Rika Fahri Konsolosluğu yaptığım dönemde Fahri Konsolosluğumuzun bel kemiği konumunda işleri yöneten yardımcım Ninoska beni ülkesi Venezuela ile ilgili bilgilendiriyordu.
Bu olanları Maduro’nun hak ettiğini düşünüyorum. Bundan sonra da Venezuela halkı için, hak ettikleri şekilde, onlara sağlıklı ve mutlu bir yaşam sağlayacak bir ülke yönetimi diliyorum. Burada benim asıl takıldığım, Maduro’nun ele geçirilmesiyle tanık olduğumuz Trump şov.
ABD ve İngiltere’nin kötü sicili
Trump gibi bir kişilik bence ABD gibi ekonomik ve askeri alanda süper güç konumunda olan bir ülkeyi yönetmeyi hak etmiyor. Trump kendine has üslubuyla, bu süper gücü hafifleten ve saygınlığını azaltan davranışları her zaman, her yerde ve her alanda sergilemekten çekinmiyor.
Önceden de ABD ve İngiltere’nin kendi ülkelerinin ekonomik çıkarları için defalarca diğer ülke hükümetlerini devirdiklerini ve yerlerine kendi menfaatlerini kollayacak ülke başkanları getirdiklerine tanık olduk (Tarihte bunları çok pis bir şekilde yaptılar. Bkz: https://www.instagram.com/reel/DTOOAoSFvgu/?igsh=dWFxMDR2a3A0ZWl0 )
Bundan da beteri Trump yönetiminin ABD’nin gücünü kendi menfaat çevresi için kullanması. Yani o idealist devlet başkanı modeli Trump’la birlikte bitmiş durumda. Burada daha da vahim olan; ABD’nin ekonomik, siyasi, askeri ve sosyal anlamda yaptığı yanlışları düzeltmek yerine, tam tersine bunları derinleştiriyor ve ülkesini geri dönülemez noktaya doğru hızla sürüklüyor olması.
Bu yazımda detaylara inmeyeceğim, ileride muhtemelen jeopolitik hakkında detaylı analizler yapmaya devam edeceğim. Şimdilik Amerikalı jeopolitik analist Way Yuhl’un ülkesiyle ilgili yayınladığı, ABD’nin mevcut durumunu Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine benzeten çarpıcı bir analizini paylaşmakla yetineceğim.
Osmanlı’nın 4 hatası ve ABD
“ABD, Osmanlı’nın 4 Hatasını Tekrarlıyor” başlıklı bu analizi https://www.instagram.com/reel/DScO48tCm9B/?igsh=bWtnMWh1YTRjYmNr linkinde izleyebilirsiniz.
Yuhl’un aktardığı bu 4 ölümcül hatanın ne olduğunu yorumlayarak hemen aktaralım:
1) Modernleşmeyi reddettiler: Avrupa sanayi devrimine geçti. Silahlarını modernize ettiler. Osmanlılar ise bu devrimi es geçtiler. Eskiye takılı kaldılar. Bu geride kalış imparatorluğun çöküşüyle sonuçlandı.
ABD de aynı yolda ilerliyor. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve enerji depolama gibi yeni dönemin kritik sektörlerin gerektirdiği teknolojileri Trump yönetimi görmezden geliyor. Yapay zekâ ve 5G gibi konularda da Çin’in gerisinde kaldılar. Trump ve yakınındakiler fosil yakıtlara tekrar sarmış durumda. İnanılmaz bir şekilde petrol, doğal gaz, kömür gibi bitirilmesi gereken sektörleri yenilenebilir enerjinin önüne koyuyorlar. Esasında tüm kritik sektörleri %90’ın üzerinde penetrasyon oranlarıyla domine eden bir Çin gerçeği var. Trump yönetimi sanayi devrimini kaçıran Osmanlı sultanları gibi.
2) Yolsuzluk güveni yok eder: Osmanlılar devlet işlerini en fazla parayı verenlere veriyorlardı. Yetkinlik veya liyakat önemli değildi. İmparatorluk içten içe çürüdü ve sonunda çöktü.
Aynı olay Trump döneminde de yaşanıyor. Kendi yakın çevresindeki siyasilerdem, federal ajanlarda ciddi bir liyakat sorunu var. Kapalı kapılar ardında yapılan yolsuzlukların haddi hesabı yok. ABD’nin gücünü kullanarak kendisine ve yakın çevresine diğer ülke yönetimlerinden milyarlarca dolar menfaat sağlıyorlar. İmparatorluklar böyle çöker.
3) Geriye ödeyemeyecekleri borcu almaları: Osmanlılar Avrupalılardan o kadar borç aldı ki Avrupalılar Osmanlıların ulusal bütçelerini kontrol altına aldılar. Egemenliklerini alacaklılara kaptırdılar.
Aynı olay ABD’de de var. ABD’nin borcu her sene trilyonlarca dolar artıyor. ABD’ye borç veren alacaklılar şimdiden risklerini “hedge” etme (risk azaltıcı finansal işlemler yapmak) peşindeler. Bu sonun başlangıcı.
ABD, “Nasıl olsa sistemin sahibi benim, oyunun kurallarını ben koyuyorum. Her şey benim bilgisayar programıma bakar” diye böbürlenebilir ve bu borcu hiç dert edinmez. Ancak öyle bir zaman gelir ki, kendileri açısından fiktif görünse de ülkelerini geçmişte yaratılmış derin buhrandan daha beter bir ekonomik krize sürükleyecek bir dönemi tetikleyebilirler. Yarattıkları trilyonlarca dolar borcu yine kendi sistemlerinden dijital bir şekilde para yaratıp ödeyebilirler, ancak uzun vadede doların ağırlığı kalmaz ve bir süre sonra bir bakmışsın dolar tacını yitirmiş, ülkeler kendi aralarındaki ticaretin yapılabilmesi için başka alternatifler yaratmışlar.
Dolar sisteminin sahibi olsalar da mali disiplin çok önemli. Mali disiplinle borçlarını kontrol altına alabilirlerse dolar hegemonyasını devam ettirebilir, ülke yönetimine çeki düzen verebilirler. Aksi takdirde dolar kullanımı giderek azalır ve ekonomileri bataktan çıkamaz.
4) İmparatorluk parçalandı: Osmanlı eyaletleri bir süre sonra biat etmeyi bıraktılar. Kendi çıkarlarının peşinde koştular ve imparatorluk parçalara ayrıldı. Buna en çarpıcı örnek Mısır’ın nasıl kurulduğudur. Muhammed Ali (4 Mart 1769 – 2 Ağustos 1849), 1805’ten 1848’e kadar Mısır’ın fiili hükümdarı olan Osmanlı Arnavut valisiydi ve modern Mısır’ın kurucusu olarak kabul edilir. Düşünebiliyor musunuz, imparatorluğun valisi, Osmanlı’ya “Sizden ayrılıyorum, kendi ülkemi kuruyorum” diyor.
ABD’de de benzer ortam var. ABD’nin eyaletleri göçmenlik politikaları ve sağlık sistemlerini kendileri götürüyorlar çünkü Trump’ın yönetimi başarısız bir hükümeti temsil ediyor. Buna bir başka çarpıcı örnek de Minnesota’da olanlar. Birkaç gün önce ABD’nin Minnesota eyaletinde ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nde (ICE) görevli ajanlar, aracından inmesi yönündeki emre uymayarak aracıyla hareket eden Renee Nicole Good adlı kadını vurarak öldürdü. Bu vahim olay tüm eyalette büyük bir öfkeye sebep oldu. Minnesota’nın eyalet yetkilileri Trump yönetimini yerden yere vurdu ve ICE yetkililerinin eyaletlerinden defolup gitmeleri yönünde telkinde bulundular. Minnesota gibi eyaletlerin öfke düzeyi bu şekilde artmaya devam ederse kazan bir süre daha kaynadıktan sonra öfke patlamasıyla “Biz ayrılıyoruz” diyebilirler.
ABD’nin uzun zamanı yok
Jeopolitik analist Yuhl’a göre “Osmanlılar çöküşün geleceğini 200 yıl boyunca gördüler ve bu konuda hiçbir şey yapmadılar. 1922’de çöktüler (hepimizin bildiği gibi 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kuruldu). ABD’nin bu kadar uzun bir süresi yok.”
Bu yazımda sorunu tespit etmiş oldum. Bir sonraki yazımda da ABD’nin kurtuluş reçetesini kaleme alacağım. Bu konu benim için özellikle önemli çünkü liyakatle, dürüstlükle ve ilerideki nesillerin parlak bir geleceğe sahip olması için çalışan bir ABD yönetimi hepimizi ilgilendiriyor.
Not: Donald Trump’la ilgili hala bir fikriniz oluşmamışsa yeğeni Mary Trump’ın yazdığı “Çok Fazla ve Asla Yeterli Değil: Ailem Dünyanın En Tehlikeli Adamını Nasıl Yarattı?” (Too Much and Never Enough: How My Family Created the World’s Most Dangerous Man?) adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.





