Geçen yaz sevdiğim Türk sanatçılar arasından Kenan Doğulu’nun konserine gidip duygu ve düşüncelerimi aktarmıştım. Bu yaz konserine gittiğim ve bende güzel duygular uyandıran bir başka sanatçı daha var: Levent Yüksel. Onun şarkılarıyla hissettiklerim suşi deneyimime çok benziyor: İlk karşılaştığımda hiç hoşlanmadım ama deneyimledikçe yavaş yavaş sevmeye başlayıp sonunda da gerçekten sevdim.
Ergen çağlarımda o dönemde Türkiye’de pek suşi yoktu. Suşiyi üniversite okumak için gittiğim Kanada’da ilk senemde denemiştim. O dönem sevgili olan iki Fransız arkadaşım Krister ve Gladys beni Kanada’daki ikinci senemde taşınacağım Westmount mahallesinde favori pastanem Calories’in yakınında bir Japon restoranına götürdüler.
Suşiyi ilk yediğimde, ne yalan söyleyeyim, kusacak gibi oldum. Kendimi zorladım, zorladıkça ağzımdaki lokmalar büyüdü. Sonunda zorla yutkunabildiğim ilk 5-6 suşiden sonra yemeyi bıraktım.
Arkadaşlarımın şaşkınlığı
Krister ve Gladys karşımda tatmin olmuşluktan çıkardıkları haz sesleriyle önlerindeki 20 küsur suşiyi hızlıca bitirdiler ve ikinci siparişi verirken Krister bana sordu:
ꟷ Serhan, suşiyi sevmedin mi? Neden yemiyorsun?
ꟷ Bu ne garip bir yemek. Tadı hiç hoşuma gitmedi.
ꟷ Nasıl yani? Suşiyi sevmedin mi? İlk defa suşi sevmeyen birini görüyorum.
ꟷ Bu çiğ balık ve pirinç kombinasyonu ağzımda büyüyor. Zor yutkunuyorum. Siz bunu nasıl severek yiyorsunuz, anlamıyorum.
ꟷ Biz suşiye bayılırız. Değil mi canım?
Yanındaki kız arkadaşı Gladys, Krister’in bu söylemini kafasını sallayarak onaylayınca Krister Gladys’e bir öpücük verdi. Adamlar resmen suşiyle aşka geliyorlardı. Bu durum bana o dönem çok garip gelmişti. Ben kusacak gibiydim, karşımdaki Fransız arkadaşlarım suşiyle aşklarını pekiştiriyorlardı.
Sonunda Krister dayanamadı ve suşi yemeyi kesip onların bitirmelerini bekleyen bana “Serhan, suşini beğenmediysen seninkileri biz yiyebiliriz” dedi. Ben de hiç düşünmeden “buyurun, alın, afiyet olsun” dedim ve önümdeki suşileri Gladys ve Krister’e uzattım.
Benim suşileri de afiyetle yediler. Benim için bu deneyim tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ancak sonraki süreçte (nasıl olduğunu tam anlamadım ama) bir şekilde farklı arkadaş gruplarıyla suşi yemeye devam ettim ve bir süre sonra hoşuma gitmeye başladı. O senenin sonlarında suşi yedikçe yiyesim geliyordu. Ben de böylelikle suşi severler arasına katılmış oldum.
Suşiye benzer bir evrim
Levent Yüksel ile deneyimim de çok benzer oldu. Levent Yüksel ilk piyasaya çıktığı dönemlerde şarkılarını ilk radyodan duyduğumda “aman yarabbi, bu adam neden bu kadar bağırıyor?” diye hemen istasyonu değiştiriyordum. Sonraki süreçte Levent Yüksel’in popülerliğinin patladığı bir dönemde şarkıları radyoda daha sık çalmaya başladı ve her seferinde radyoda kanalı değiştiren ben, yavaş yavaş şarkılarında kalmaya başladım. Önceleri yarım yamalak dinliyordum, giderek kanalı değiştirmeden şarkılarını baştan sona dinlemeye başladım ve kendi kendime “Esasında hiç fena değil” demeye başladım. Birkaç yıl içinde ise Levent Yüksel şarkıları çıkınca ben de keyif alarak onlara eşlik etmeye başlamıştım.
Takdir ettiğim farklı yönleri
Bende tam olarak suşi etkisi yaratmış Levent Yüksel şarkılarını artık tam olarak seve seve dinlediğimi ve özellikle yarattığı duyguların derinliğinden dolayı Levent Yüksel’i Türkiye’deki en sevdiğim sanatçılardan biri olarak algıladığımı belirtmek isterim. Bu yaz ilk defa canlı olarak dinlediğim Levent Yüksel konserinde ise takdir ettiğim başka tarafları da ortaya çıktı:
1) 4 oktavlık sesi müthiş. Uzun hava dediğimiz türde, söylemesi zor olan şarkıları rahatlıkla uzun süre ve derinlikte söyleyebiliyor. Bağırmayı andıran naralarıyla kendi ekolünü ve belli bir standart yarattı. Şarkı söyleyen birçok erkek Levent Yüksel’in söyleyebildiği zor şarkıları söyleyebildiğini göstererek kendilerini ispat etme peşindeler.
2) Adam inanılmaz sempatik. Şarkılarını söylerken duyguları sürekli yüzüne yansıyor. Neşeli bir şarkı söylediğinde yüzünde son derece sempatik bir gülümseme oluyor, kederli bir şarkı söylediğinde de o hüznü yüzüne yansıtıyor.
3) Söylediği şarkılar gerçek anlamda kendine ait. O şarkıları başkaları söylemeye kalksa aynı havayı yakalayamıyor.
4) Tam bir Sezen Aksu ekolü. Sezen Aksu, Sertab Erener (eski eşi), Aşkın Nur Yengi ile birlikte 90’ların muhteşem dörtlüsünü ve Türk popunun gerçek anlamda başlatan grubu oluşturuyorlar.
https://www.youtube.com/watch?v=GzwXXZLumQM
5) Güzel sesinin ötesinde birçok farklı enstrüman çalabiliyor. Gerçek bir müzisyen.
6) Beni konserde en çok şaşırtan şey elektro bağlama gibi bir çalgıyı kullanmasıydı. 60’larda Erkin Koray ve Orhan Gencebay tarafından yaratıldığını öğrensem de, ilk defa böyle bir enstrümana bizzat tanık oldum. Böylelikle Levent Yüksel’in inovatif kişiliğini keşfetmiş oldum.
İleride ben de bir müzik enstrümanı çalmak istediğim için olaya özellikle bu gözle baktım ve elektro bağlamada karar kıldım. Geleneklerimizle geleceği birleştiren elektro bağlama çalmak bana cazip geliyor. Hatta günün birinde Allah nasip ederse Levent Yüksel’e “Karaağaç” adlı şarkısını seslendirirken eşlik etmek isterim (bu videoda elektro bağlamayı da görebilirsiniz):
https://www.youtube.com/watch?v=J672lzkIKSk&list=RDJ672lzkIKSk&start_radio=1
7) Mütevazi bir kişiliğe sahip. Kendi müzik grubuyla son derece uyumlu ve onlara konser sırasında haklarını veriyor.
Levent Yüksel’i iyi tanımayan yeni nesil kardeşlerimize de onu kısaca tanıtalım (Bkz: https://www.kimkimdir.net.tr/kisiler/levent-yuksel#google_vignette):
Kısa biyografisi
21 Ekim 1964 tarihinde Antalya’da doğdu. Sertab Erener ve Aşkın Nur Yengi gibi o da Sezen Aksu’nun yetiştirdiği yorumculardandır. İlk ve orta öğrenimini Antalya’da tamamlayan Levent Yüksel, Antalya Lisesi’nden mezun olduktan sonra şimdiki adı İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı olan Belediye Konservatuvarının kontrbas bölümünü bitirdi.
Konservatuvarda okurken birçok gece kulübünde bas çaldı ve birçok sanatçıya eşlik etti. Askerlikten sonra bir gece kulübü orkestrasında Fatih Erkoç ve 1990’la 1996 arası eşi olacak Sertab Erener’le birlikte 2 sene çalıştı.
Aykut Gürel aracılığıyla Sezen Aksu’yla tanıştı ve Aşkın Nur Yengi’nin ilk albümü olan Sevgiliye’de bulunan Bile Bile şarkısına Harun Kolçak’la birlikte vokal yaptı. En sonunda 1993 yılında “Med Cezir” albümünü çıkardı. Bu albümle adını duyuran Yüksel, 2 yıl sonra ‘İkinci Kasedi (CD’si)’ albümüyle ününü pekiştirdi. 1997 yılında çıkardığı “Bi Daha” single’ıyla o yılın en çok satan şarkıcısı oldu. Ancak ertesi yıl çıkardığı “Adı Menekşe” albümünde bekleneni veremedi ve kariyerinin en kötü albümünü yaptı.
Bu albümden sonra 3 yıl ara verdi ve “Aşkla” albümüyle geri döndü. 2004 yılında çıkardığı “Uslanmadım” albümüyle eski günlere dönüş sinyalleri verdi ve bu albümde Orhan Gencebay’ın şarkısı “Yarabbim”’i okudu. Kadın sanatçıların seslendirmiş olduğu eski şarkıları yorumladığı 2006 yapımı Kadın Şarkıları albümü büyük beğeni topladı.
Sertab Erener ile 1990 – 1996 yılları arasında evli kalan sanatçı, 2020 yılında Özlem Öztürk ile evlendi.
Albümleri
1993: Med Cezir
1996: Levent Yüksel’in 2. CD’si
1998: Adı Menekşe
2000: Aşkla
2004: Uslanmadım
2006: Kadın Şarkıları
2008: Sıfır Km (Sıfır Km adlı grubuyla birlikte)
2012: Topyekûn
2017: Hayatıma Dokunan Şarkılar
Teklileri
1997: Bi’ Daha
2010: Aşk Mümkün müdür Hala
Şimdi Kenan Doğulu yazısıyla başlattığım adete devam edip Levent Yüksel’in en sevdiğim ilk 10 şarkısı ile ikinci 10 şarkısını paylaşalım:
Levent Yüksel’in en sevdiğim 10 şarkısı:
1) Med Cezir
2) İstanbul
3) Karaağaç (elektro bağlamanın keyfini çıkarın)
4) Yeter ki onursuz olmasın aşk
5) Mutsuzsun (Remix’i de güzel)
6) Tuana (başları biraz durağan ama sabırla dinleyin, şarkı güzelleşiyor)
7) Ya Sonra
8) Zalim
9) Dedikodu
10) Sultanım (Remix’i de güzel)
Levent Yüksel’in en sevdiğim ikinci 10 şarkısı
(sıralamamda 11 ile 20 arası):
1) Kadınım (elektro bağlamanın keyfini çıkarın)
2) Haram Geceler
3) Ayrılamam
4) Beni Bırakın
5) Bi’ Daha
6) İmkansız Aşk
7) Bu aşkın katili sensin
8) İkinci Bahar
9) Sensiz olmaz
10) Yarabbim (Remix’i de güzel)
Kalıcı bir sanat ve meditatif etki
Türk popunu başlatan ekolün içinde yer alan Levent Yüksel’i renkli ve sempatik kişiliği, gerçek anlamda bir müzisyen olması, 4 oktavlık sesi ve kendine has üslubuyla söylediği duygu yüklü şarkılarıyla hep hatırlayacağız. Nesilden nesile geçecek nitelikte ölümsüz olan sanatının ve şarkılarının gelecek nesiller tarafından farklı formlarda da olsa hep dinleneceğine şüphem yok. Bazı şarkılarının tekno versiyonlarını şimdiden dinleyebilirler.
Levent Yüksel’i dinlemeyen yeni nesil genç kardeşlerimize de kendisini dinlemelerini tavsiye edebilirim. Gerçi onlarda da ilk dinlediklerinde suşi etkisi yaratabilir, “Bu adamın tarzını hiç beğenmedim, çok bağırıyor” diyebilirler, haklılar da. Ama bana güvensinler ve Levent Yüksel’i dinlemeye devam etsinler, bir süre sonra şarkıların kendi üzerlerinde adeta meditatif bir etki yarattığını ve derin duygularını perçinlediğini hissedecekler ve bu deneyim hoşlarına gidecek.
Cumhuriyetimizin sanatçılarının güzide eserlerinin keyfini çıkarın.
Not: Aldığımız bilgiye göre, Levent Yüksel’in 80’li yılların ortalarında klarnet hocası ve piyanist Ayhan Yunkuş ile orkestra şefi, piyanist ve şarkıcı Ali Kayral Kip’in evlerinde geçirdiği zamanlar ve bu usta cazcılarla yaptığı sohbetler de sanatçının altyapısına zenginlik katmış.




