15 yıllık iş hayatım ve geleceğe notlar...

Bir başka 11 Temmuz haftasına daha girdik. 15 sene önce iş hayatıma yeni başladığımda benim için bir milat anlamını taşıyan bu tarihle ilgili yaşadığım olayları ve gelecek hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Benim hayatımda kader anı olayları anlatmaya başlarken ilk olarak Kanada Montreal’deki üniversite günlerime gideceğim. Üniversite 3. sınıfta okurken bir gün en yakın arkadaşlarımdan Jesse yanıma gelerek bana aynen şunları söyledi;

  • Serhan, ben üniversiteden ayrılmaya karar verdim. Kendi işimi kuracağım.
  • Neden bu kadar acele ediyorsun?
  • Bu internet çağını kaçırmamam lazım. Geçen her gün benim için ciddi bir kayıp. Sen de ayrıl, bu şirketi birlikte kuralım.
  • Ben de bir an önce iş hayatına atılmak isterim, ama aileme karşı sorumluluğum var. Bu diplomayı almam gerekiyor. Ne iş yapacaksın?
  • Web hosting şirketi kuracağım.
  • Sana başarılar dilerim. Haberleşiriz.
  • Sen diplomayı aldıktan sonra tekrar konuşalım.
  • Tamamdır.

Bu konuşmadan sonra Jesse aynen dediklerini uygulayarak üniversiteden ayrıldı ve Toronto’da kendİ web hosting firmasını kurdu. Bir sene sonra mezun olup onu ziyarete Toronto’ya gittim. 

Jesse ilk sene kaldığımız yurtta kız arkadaşı ve bizlerle şakalaşırken. Hatırladığım kadarıyla resmi ben çektim. 

 

 

Mezuniyet töreninden hemen sonra babamla çektirdiğim resim. 

 

Durumundan gayet memnun bir şekilde şirketini bana gezdirmeye başladı. Şirket kısa sürede faaliyete geçmiş, işler bir yıl gibi kısa bir sürede yuvarlanarak büyüyen bir kartopu kıvamına gelmişti. Bu ziyaretten son derece memnun kalarak sonrasında Kanada’da kalmaya karar vermiştim. Bu kararımı paylaşmak üzere babamı aradığımda aramızda şöyle bir diyalog geçti:

  • Baba, Kanada’daki en yakın arkadaşlarımdan biri web hosting şirketi kurdu. Bana da %50 ortaklık teklif ediyor. Ben de bu işi denemek istiyorum.
  • Web hosting nedir?
  • Bir internet şirketi. Net’teki web sitelerinin host edilmesi için verilen hizmeti içeriyor. Internet yeni başladığı için bu tip temel hizmetlere çok ihtiyaç duyuluyor.
  • Ne interneti oğlum, Türkiye’de sana iş mi yok?
  • Mutlaka vardır, ama bu işi denemek istiyorum.

Yukarıda özetini okuduğunuz ve 2 saat süren konuşma sonunda şu şekilde noktalandı:

  • Oğlum, sana burada ihtiyacım var.
  • Senin orada bir sürü yöneticilerin ve profesyonellerin var. Bana orada ihtiyacın yok.
  • Hayır doğru değil. Yöneticilerin hepsi değerli, ama sana da çok ihtiyacım var. Yurtdışında maksimum bir sene bir yerde çalış ve sonra Türkiye’ye dön. Fazla uzatma.

Beni tam can alıcı yerimden vurmuş, bu son sözleriyle aldığım kararı değiştirmemi sağlamıştı. Ardından Jesse’yi aradım ve babamla konuştuğumuzu, bir sene gibi bir süreyle Amerika’da çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmem konusunda anlaştığımızı söyledim. O da bunun üzerine bana bol şans diledi. Ardından aynen babamla konuştuğumuz gibi o dönemde bizim ortağımız olan İtalyan Sigorta şirketi Generali’nin Amerika’daki merkezinde çalışmaya başladım. Sonrasındaysa Türkiye’ye dönüp ilk iş olarak askere gittim.

Kentbank’a el konulması

Bizim dönemimizde kısa dönem askerlik 8 aydı. O dönemde acemilik ve esas askerliğin aynı yerde yapılmasıyla ilgili pilot bölgelerden biri olarak seçilen Denizli çıktı şansıma. Dolayısıyla hem acemiliğimi hem de askerliğimin geri kalan kısmını Denizli’de geçirdim.

 

Böyle poz verdiğime bakmayın. Silahla işim olmadı. Temel eğitimlerin dışında hep bilgisayar başındaydım. 

 

 

Arkadaşlarla çektiğimiz bir başka resim

 

Denizli’de 11. Piyade Tugayı komutanı tuğgeneralin emir eri olarak hizmet verdiğim askerliğimin son günlerinde, 11 Temmuz 2001 sabahı annemden bir telefon geldi.

  • Oğlum, duydun mu?
  • Neyi?
  • Maalesef Kentbank’a el koymuşlar. Şimdi haberlerde verdiler. Selma’ya (babamın asistanı) ulaşamıyorum.
  • Kim el koymuş?
  • Devlet.
  • Peki, ben seni tekrar arayacağım.

Telefonu kapattıktan hemen sonra doğrudan babamı aradım. Sesi inanılmaz derecede kötü geliyordu. Oldukça zorlanarak bana haberlerin doğru olduğunu ve yaşadığı bazı olayları kısaca anlattı.

Telefonun ardından en kısa zamanda İstanbul’a dönüp bizimkilerin yanında olmam gerektiğini düşünerek ilk olarak bizim tugay karargahında bulunan kurmay albayımıza gittim ve durumu anlattım. Bir gün sonra teskeremi alacaktım. Kendisi hemen şehir dışı seyahatte olan tugay komutanımızı aradı. Onun onayını aldıktan sonra sağ olsunlar bana aynı gün teskeremi verdiler. Tugaydaki arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra çıktım.

Çıktıktan sonra hemen İstanbul uçuşumu organize ettim ve aynı gün İstanbul’a döndüm. Bu arada askerden sonra kendime ödül olarak arkadaşlarımla organize ettiğim 3 haftalık Amsterdam-Bodrum-Çeşme tatil programını iptal ettim.

Akşam ailemin yanındaydım. Herkes çok üzüntülüydü. Bir matem havası vardı.
 


Koşulların değiştirdiği planlar


Akşam konuşulanlardan o dönemde BDDK’nın atadığı genel müdür Cenk Divitoğlu ve beraberindekilerin sabahın erken bir saatinde babamın ofisine gelerek ‘burası artık devletin malıdır’ demelerini ve BDDK’nın aldığı kararı gösterip ofise yerleşmelerini mi anlatsam, yoksa bütün banka çalışanlarının babamı ve diğer yöneticileri arayıp ‘hepimiz şoktayız, neden böyle bir şey oldu anlamadık, ne olursa olsun yanınızdayız’ demelerinden mi söz etsem bilemiyorum. Bu konuda o kadar çok hikaye var ki, bunları anlatıp içinizi karartmak istemiyorum.

 

Eski Kentbank çalışanları, yöneticileri ve babam geçtiğimiz günlerde bir araya geldiler. Eski anılar eşliğinde keyifli sohbetlerin gerçekleştiği gecenin sonunda eski Kentbank’lılar benzer buluşmaları yinelemeye karar verdiler.

Sadece kendi açımdan durumu yorumlamam gerekirse, öncelikle bankacı olmayı hedefliyordum. Bunun için üniversitede finans okumuştum. Sonraları Jesse aklıma girip girişimci olma konusunda beni ikna etse de lise sondan itibaren babamla da konuştuğumuz gibi bankacı olma konusunda kendimi yetiştiriyordum. Bu uğurda Kanada’da okuyup Amerika’da çalıştıktan sonra tam iş hayatına atılacağım sırada benim kafamda kurguladığım hayat darmaduman olmuştu. ‘Bir kendi planlarım var, bir de Allah’ın benim için planları var’ diye düşündüm o dönemde. Sonrasındaysa kendimi olayların akışına bıraktım.

Holdinge geldiğimde o güzel ortam tamamen değişmişti. Herkes ağlamaklı konuşuyor, ‘ne olacak halimiz’ diyorlardı. Kentbank’a BDDK’nın gönderdiği genel müdür Cenk Divitoğlu, “Bu bankaya niye el koydular anlamadım, içinde çok ciddi nakit var, hesapların hepsine aynı gün hakim olduk, her şey çok şeffaf” diyordu.

Kentbank’a neden el konduğu ve o dönemde neler olduğunu bilmeyenler için hemen anlatayım.



El koymanın öncesinde yaşananlar

2001 senesinin Şubat ayında resmi bir toplantıda dönemin başbakanı Bülent Ecevit ağlamaklı bir şekilde toplantıdan ayırılıp hemen dışarıda, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i basına şikâyet ederken ağzından şu sözcükler dökülüyordu: “Ben hayatım boyunca böyle bir tavır görmedim. Cumhurbaşkanı olması için benim şahsen desteklediğim bu şahıs toplantıda anayasa kitapçığını önüme fırlattı ve okumamı telkin etti. Bu tavır ne Cumhurbaşkanlığı makamına yakışır ne de T.C. Başbakanı olarak ben bu tavrı kabul edebilirim.”

Buna benzer sözcükleri peş peşe sıralamasından sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır krizi baş gösterdi. Piyasalar Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki bu atışmayı çok ters algılamış ve bir anda bütün yatırımcılar paralarını Türkiye’den çekmeye başlamışlardı. Kısa süre içerisinde borsa çakılmış, O/N faiz oranları %7.500’lere fırlamıştı. Şaka değil, gecelik faiz oranlarının binler mertebesinin üzerine çıkmasının ne demek olduğunu bankacılar çok iyi bilirler. Bir tarafta normal oranlarla finanse ettikleri kredi portföyü, diğer tarafta her anlamda kontrolden çıkmış faiz oranlarıyla finansmanı sağlamak demek Kentbank ölçeğinde bir banka için günlük 4-5 Milyon $ civarında bir zarar anlamına gelmekteydi. Bunun sonucunda Türkiye’de bulunan bütün bankaların sermayeleri eridi ve sonunda BDDK devreye girdi.

BDDK hemen hemen bütün bankalara ‘sermayeniz eridi, bankanıza sermaye koyun’ içeriğinde resmi yazılar göndermeye başladı. Bundan tabii ki Kentbank da nasibini aldı. Esasında bizim durumumuz birçok bankaya göre farklıydı. Şöyle ki, biz ticari faaliyetlerden ciddi gelir elde ettikten sonra kazancını banka kurmak için harcamış bir gruptuk. 

 

Zamanında Kentbank’ın çok başarılı çalışmaları oldu. Kentkart da bunlardan biriydi.

 

Böyle bir yazıyı aldıktan sonra şu içerikte bir yazıyı BDDK’ya yolladık:

“Biz aktif büyüklüğü açısından güçlü bir grubuz. Gücümüzün önemli bir kısmıysa gayrimenkul yatırımlarımızdan gelmektedir. Bize Eylül’e kadar zaman verin, GYO’ya (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, yani bütün gayrimenkullerin bir şirkette toplanıp o şirketin belli bir oranda halka açılması) gidiyoruz. Sizin talep ettiğiniz nakdin iki katını GYO işlemlerini tamamladıktan sonra bankaya enjekte edeceğiz.”


Ekonomik krizden daha kötüsü...

Elimizde gerçekten çok değerli gayrimenkuller vardı. Süzer Plaza, Bahçeşehir, Saklıbahçe gibi İstanbul’un en değerli gayrimenkullerinden oluşan bir portföyle bu krizi finanse etmeyi planlıyorduk. Söylediğimi rakamlara vurmak açısından hemen belirteyim, gayrimenkullerin sadece %25’ini halka açarak BDDK’nın talep ettiği rakamın 2 katını bankaya koyabiliyorduk. Yani elimizdeki değerin %12.5’uyla bu krizin üstesinden gelecektik. Üstelik o dönemde Alarko GYO’nun genel müdürünü ve ilgili yöneticileri de transfer etmiştik. Her anlamda Eylül ayına hazırlanıyorduk.

Sonra ne mi oldu?

Önce BDDK’dan ‘bu planınızı destekliyoruz, devam edin’ şeklinde bir geri bildirimle olumlu cevap aldık. Bu cevaptan 10 gün sonraysa hiçbir uyarı yapmadan ansızın ‘bankanıza el koyduk’ diye geldiler. Tabii bu durum güzel Türkçemizdeki ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ deyimini hatırlatıyor.

Sapla saman karışmıştı. Amerika ve Avrupa’da çok zor durumda ve batık olan bankaları Devlet kurtarırken bizde ise tam tersi sağlam ve güçlü bir grup tarafından finanse edilen bankaya zorla el konuyordu. Kayıtlara geçmesi açısından da söyleyeyim, bizim Kentbank’ta o dönemin parasıyla 200 Milyon $ civarında nakdimiz battı.

Tüm bu süreci belgeleriyle ispat edebildiğimiz için de Danıştay’da bu el koymaya karşı açtığımız davayı kazandık. Bu krizlerin içinde toplamda 22 bankaya el kondu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk dava kazanan biz olduk, bizden sonra bir de Demirbank kazandı. “Yani Danıştay, Kentbank ve Demirbank’a el koymaların hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve bu kararlar bütün temyiz süreçlerinden geçti.”

Kentbank kamunun sırtına vergi yükü yaratmadan çok rahat bir şekilde krizi atlatabilecek bir durumdaydı. Maalesef izin verilmedi ve farklı hesapların yapıldığı bir ortamda krizi rahatlıkla atlatabilecek bir durumdayken müdahale edildi. Bu yanlışlığa uğramayan Kentbank’tan çok daha küçük olan bir banka, Denizbank Avrupalı bir bankaya 3 Milyar Euro ve Kentbank’tan biraz daha büyük bir banka olan Finansbank da yine Yunanlı bir bankaya 5.5 Milyar Euro’ya satıldılar.


Tüm bu olayların arasında önemli bir yöneticimiz “Ben sizin grubu ve aileyi çok seviyorum, ancak kendi kariyerimi düşünmem gerekiyor” diyerek gruptan ayrıldı ve uluslararası bir bankada yönetici olarak çalışmaya başladı. O yöneticimizin takip ettiği projemiz de Ritz-Carlton projesiydi. Ne acıdır ki, Ritz-Carlton gibi önemli bir markayı o dönemde ülkeye kazandırıyorsunuz, oteli açmanıza birkaç ay kala bankanıza el konduğu için bütün hesaplarınız donduruluyor.


Ritz-Carlton ile kriz yönetimi deneyimi



Böyle bir durumda babam aynı hafta beni yanına çağırdı ve “Serhan, otel projesine senin bakmanı istiyorum” dedi. Ben de üniversiteden yeni mezun olduğumu, yeteri kadar tecrübem olmadığını ve sıkıntı yaşayabileceğimi söyledim kendisine. O ise bana “Sen yaparsın, sıkıştığın noktada bana gel, benimle konuş” telkininde bulunarak Ritz-Carlton projesine beni atadı.

Tabii ki, otel projesinde en önemli sorun finansmandı. Bütün hesaplarımız dondurulmuş ve tedarikçilere ödeme yapamaz hale gelmiştik.

İlk yaptığım işlerden biri, otele 50 Milyon $’lık kredi vermiş Amerikan Devleti’nin finansman kuruluşu OPIC’i aramak oldu. Zaman farkından dolayı akşamüzerini beklemiştim, telefona ilk uzandığımda elimin titrediğini hatırlıyorum. Beni rahatlatan tek unsur, üniversite dönemimde Montreal’den Washington DC’ye gelip 2 günlüğüne bizim ekibe katılıp o toplantılarda bizim projeyi yürüten Kenneth ile tanışmış olmamdı. Çok düzgün bir adamdı.

Kenneth’i aradığımda beni hemen hatırladı. Sonrasında konuya girdim. Amerikan zihniyetini iyi bildiğim için olayları bütün şeffaflığıyla anlattım. Tabii bir Amerikalıya ‘bankamıza el kondu’ konusunu izah etmek pek kolay olmadı. Onların ülkesinde o dönemlerde böyle olaylar pek yaşanmamıştı. Kenneth durumu hemen amirlerine bildirdi ve konuyu daha iyi anlamak için ertesi hafta Türkiye’ye geldiler. Her şeyi netleştirdikten ve bir kriz planı oluşturduktan sonra, OPIC tarihinde rekor diye nitelendirilebilecek bir süre olan 13 günde bize ek kredi çıkardılar. Bu ek krediyle kalan tüm ödemeleri karşıladık ve oteli 6 Ekim 2001 tarihinde açtık. Bu dönemde yine bir başka olay bizi ciddi anlamda etkiledi. 11 Eylül 2001 tarihinde New York şehrinde bulunan ikiz kulelere uçakların girmesiyle tüm turizm sektörü çalkalandı. Bu krizden özellikle Türkiye çok etkilendi. Biz oteli açtıktan 1 gün sonra ise Amerika Afganistan’a girdi. 10 Eylül 2001 tarihinde aldığımız rezervasyonlarda otel %100 dolu ve 40 kişi de adını yedek listesine yazdırmışken, 11 Eylül olaylarından sonra biz oteli %8 doluluk oranıyla açmak zorunda kaldık. Bu krizi de krediyi yeniden yapılandırarak atlattık.

Her şeye rağmen arkamızda duran OPIC ve yetkililerine de buradan tekrar teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Bu arada yazımın başında belirttiğim girişimci arkadaşım Jesse’ye ne mi oldu?



Kaçan ve doğan fırsatlar...


Bütün bu olayların arasında 2001 senesinin sonlarına doğru Jesse’yi arayarak sohbet etme ve karşılıklı olarak gelişmelerden haberdar etme imkanım oldu. Sonraki birkaç sene boyunca da temasımızı sürdürdük. Kurduğu şirketin 400 Milyon $’lık değerle önce %51’ini, sonra tamamını AT&T şirketine sattı. Onun tüm hisselerini satmasından 6 ay sonraysa internetin altın çağının sonuna gelindi. Bir anda bütün internet sektörünün değerleri tepetaklak oldu. Yaptığı her hareketin zamanlaması mükemmeldi. Sonunda kendi fonunu kurdu ve Amerika’ya yerleşti.

Ne yalan söyleyeyim, geçmişte Kanada’da kalmayıp Türkiye’ye geri dönme konusunda bir pişmanlığım var. Çünkü belki o dönemde aile şirketine dışarıdan nakit yardımında dahi bulunabilecektim. O günkü tarihte bu hamleyi yapmış olsaydım, belki San Francisco’ya yerleşip Silikon Vadisi’nde faaliyetlerimi sürdürecektim. İşin aslı Türkiye’den bu işlere başlayınca ‘bizim Serhan’ oluyorsunuz ve değeriniz yeterince bilinmiyor. Halbuki böyle başarılı bir çıkış yapmış ve Silikon Vadisi’nde faaliyet gösteren biri olarak Türkiye’ye gelsem o zaman insanların bana karşı tavır ve davranışları en başından itibaren çok farklı olacaktı. Nedendir bilinmez, Türkiye’de maalesef dışarıdan gelen başarılı bir işadamını kendi içimizden çıkan bir başka başarılı işadamından her zaman daha fazla el üstünde tutuyorlar. Silikon vadisinden Türkiye’ye uzun bir süre sonra gelseydim muhtemelen 15 yıllık kariyerimde sürekli yaşadığım birçok sıkıntıyı yaşamayacaktım ve kendimi anlatabilmek için senelerce uğraş vermeyecektim. Halbuki ben aynı Serhan’ım ve her zaman aynı kişi kalmaya devam edeceğim.

Benim açımdan en önemli kayıp, o dönemde hep kalbimde olan teknolojik gelişime katkı sağlama çabamı çok erken bir yaşta hayata geçirememek olmuştu belki de. İnsanlığın gelişmesi için teknolojide ilerlemenin şart olduğuna inanmışımdır hep. Bunun için de gelecekte elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Ayrıca tabii iş hayatı da, özel yaşam da böyle bir şey; önünüze sürekli yeni fırsatlar veya yeni bir sayfa açma olanağı gelir. Hatta bu süreçler benim yaşadığım gibi uzun bir süre sürüncemede kalabilir. Jesse, zamanında bana ‘sana kapım her zaman açık’ demişti. Bu kapının açıklığı en fazla 1-2 sene sürdü. Sonrasında o hayatında başka bir evreye geçti. Bense çoktan başka bir yolda ilerliyordum. Bazılarının öyle bir dönemi vardır ve hayatınızda bir kez çıkacak nitelikte fırsatlardır. Bunu kaçırdınız mı, bu fırsatlar veya olanaklar bir daha karşınıza çıkmaz.

Bugün bulunduğum noktada ise esasında ‘nasıl böyle bir hata yaptım?’ demiyorum. Çünkü geri dönüp baktığımda ne olursa olsun, ailemin bana en çok ihtiyacı olduğu dönemde hep yanlarındaydım, bu savaşı birlikte yaptık ve gemiyi suyun üzerine birlikte çıkardık.

Tabii hepsinden önemlisi babam 2003 senesinde kanser oldu. 2003’ten 2008 senesine kadar yurtdışında tedavi oldu. Tedavisinin başından sonuna kadar hep yanında oldum, Türkiye’den sürekli gidip geldim. Allah’a şükür bugün sağlıklı bir yaşam sürüyor. Bu dönemde Türkiye’de olmam da çok önemliydi. Ben de bu dönemde hem ailem için yapmam gerekenleri hem de şirketteki görevlerimi elimden geldiğince yerine getirdim.

Ayrıca internet çağını kaçırdığıma üzülürken önümüzdeki yılları şekillendirecek başka iki önemli alan keşfettim. Yenilenebilir Enerji ve Fintech (finansal teknoloji – mobil ödeme vs.). Her ne kadar yenilenebilir enerjiye 2004’ten beri, fintech alanına da 2007’den beri girelim diye vurgulasam da o günkü konjonktür uygun olmadığı için, bir başka deyişle Kentbank sorununu çözmemiz zaman aldığı için gecikmeli de olsa kişisel girişim ve gayretlerimle bu alana girebildim sonunda.

11 Temmuz 2011 tarihinde, kendime söz verdiğim gibi aile şirketinde 10 senemi doldurduktan ve tüm sorunları çözüp gemiyi yüzdürmeye başladıktan sonra kendi işimi kurmak üzere harekete geçtim ve babamın kapısını çaldım. İlk yatırım yaptığım sektör de Güneş Enerjisi oldu.



Bugün ve yarın


Bugün bulunduğum noktada ise bu hafta iş hayatımda 15. senemi dolduruyorum. Geçmiş 5 sene içerisinde Güneş Enerjisi firmasını kurdum, büyüttüm ve sattım. Bir başka güneş enerjisi firması başlattım. Yanına rüzgar enerjisi ekledim. Yine hayalini kurduğum fintech firması için de Moka A.Ş.’yi 2014 senesinde kurdum. Tüm bunların yanı sıra çağrı merkezi ve yazılım alanında faaliyet gösteren firmam EkoCC büyümeye devam ediyor. TİDER (Temel İhtiyaç Derneği) adında memleket için çok faydalı işler yapan bir sosyal girişimim var. Fahri konsolosluğum sırasında yoğun faaliyet ve gayretlerimin sonuç vermesiyle Kosta Rika ve Türkiye ilişkileri tarihinde en üst düzeye çıktı. Halihazırdaki faaliyetlerimin web sitelerini aşağıda bulabilirsiniz:

EkoRE: www.eko.re

Moka: www.moka.com

EkoCC: www.ekocc.com

TİDER: www.tider.org

Kosta Rika Fahri Konsolosluğu: www.costaricaconsulistanbul.com

Tüm bu süreçte çok önemli işlere imza atmış olsam da şu anki hissiyatım, fırtına öncesi son sessizlik gibi. Önümüzdeki 2-3 sene içerisinde çok büyük işlere imza atmayı hayal ediyorum. Eli kulağında diyebilirim.

Geçmişe yönelik bir kin beslemiyorum, başımıza gelen bütün olaylardan da dersimi çoktan çıkardım. İlahi adalete de şahsen çok inanıyorum ve tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen geleceğin çok parlak olacağını düşünüyorum. Bu motivasyonla ve iyi niyetimle elimden geleni yapmaya devam ediyorum.

Bu yazımla tarihe not düşmek istedim. Bundan birkaç sene sonra dönüp tekrar okuyacağım yazdıklarımı. Bundan sonrası için her şeyin hayırlısı olsun.

Bu vesileyle bu dönemde yeni işe başlayan sevdiklerime de başarılar diliyorum. Sağlıcakla kalın.

 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 1 )
  1. Duygu Canbolat
    2016-07-14 00:04:45

    Serhan bey,Ne kadar harika isler baslatip tamamladiginizi bir kere daha yazmak isterim ancak beni bu yazinizda en cok etkileyen; tutkulu hayallerinizin yanisira size cizilmis olan ilahi planda ilerlerken gecmisi sevgi ve saygi ile kabullenmeniz, pisman olmamaniz ve en olumsuz kosulu bile olumluya cevirmeniz. Hayallerinizin gerceklesmesini dilemiyorum cunku gerceklesecek biliyorum. O yuzden gerceklestiginde 15 sene onceki iptal olan tatilinizi tam ve keyif dolu yapmanizi diliyorum. Saygilar

Yorumlarınız için