Sıkça Sorulan Sorular

Sizlerden gelen sorulara bu bölümde cevap bulabilirsiniz...

1- Kimi zaman günlük tadında olan bu bloğu neden yazıyorsun?

Bu bloğu yazmamın dört nedeni var. İlk olarak, yazılarım aracılığıyla birikimlerimi ve deneyimlerimi daha fazla insanla paylaşabilmek ve onları bilgilendirmek istiyorum. İş ve özel hayatımda, ek olarak sivil toplum işleriyle uğraşırken birçok yer geziyor, insanlarla konuşuyor, yeni şeyler öğreniyorum. Meraklı bir mizacım olmasının yanı sıra, sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Dolayısıyla birçok önemli konuda zamanla ciddi bir bilgi birikimim oluştu.

İkincisi kendime göre bir felsefem var. Bu felsefenin temeli ‘hayatı hakkıyla dolu dolu yaşamak’. Bir yandan çok çalışıp sorumluluklarını yerine getirirken diğer yandan hayatın keyfini gerçek anlamda çıkarabilmek de önemli bence. O yüzden de bloğumda motto olarak ‘Pura Vida’yı kullanıyorum (bknz:http://www.serhansuzer.com/2014/02/26/pura-vida/)

Üçüncüsü beni daha iyi tanımanız için yazıyorum. Gerek kendim gerekse ailemle ilgili herkesin bir fikri var. Medyada okuduklarınız veya başkalarının kulaktan dolma bilgi aktarımı her zaman doğruyu yansıtmayabiliyor. İster istemez sizlere kimi zaman çarpıtılmış bilgiler ulaşabiliyor. Beni ve benimle ilgili olan her şeyi bir de kendi ağzımdan dinlemenizi istiyorum.

Son olarak, ciddi stresli bir ortamda yaşıyorum ve iki şey beni deşarj edip rahatlatıyor. Bunlardan ilki spor yapmak, diğeri ise yazmak. Yazımı tamamladıktan sonra rahatlıyorum. Çoğu zaman da yazılarımı bir oturuşta bitiriyorum

2- Destek Projesiyle ilgili amacın nedir? Kimlerle bağlantılısın?

İnsanlara şunu söylemekten dilimde tüy bitti. Gerçekleştirdiğim bütün sivil toplum çalışmalarını hakikaten ‘insanlığa bir faydam olsun’ diye yapıyorum. İçinde bulunduğumuz şu dönemde iyilik yapmak için bile acı çekiyorsunuz. Birçok kişi “şimdi bu işi yapıyor, ama” (zaten bizim milletin lügatında hep bir “ama” sözcüğü var) diyerek ‘bu işin arkasında ne var?” diye sorguluyor. Hemen söyleyeyim, bu işin arkasında yalnızca “topluma gerçekten faydalı olma isteğim” var. Bir önceki yazımda büyük harflerle yazdığım paragrafı burada yine tekrarlamak istiyorum:

TİDER OLARAK BİZİM HİÇ BİR GRUP, KURUM VEYA KURULUŞLA BİR BAĞLANTIMIZ YOKTUR. BİZİM T.C. VATANDAŞLARI OLARAK TEK BİR AMACIMIZ VAR, O DA ÜLKEMİZDE İHTİYAÇ SAHİPLERİNİN TEMEL İHTİYAÇLARINI KARŞILARKEN KENDİ AYAKLARININ ÜZERİNDE DURMALARINI SAĞLAMAKTIR. TARAFSIZLIK, ŞEFFAFLIK VE DÜRÜSTLÜK BİZİM 3 ANA İLKEMİZDİR

3- Çevreci olmak için ne yapıyorsun? Hakikaten çevreci misin?

Ben, bildiğiniz 3-5 ağaç dikip çevreciyim şovu yapan insanlardan değilim. Karakterim gereği bir şeyi söylediğim zaman bunu mutlaka samimiyetle ifade eder ve arkasında dururum. Gururla “çevreciyim” dediğim ve etrafımdaki herkese de “çevreci olun” diye önerdiğim zaman dediklerimde gayet ciddiyim ve bunu kulağa hoş gelsin diye söylemiyorum. Üniversite dönemlerimden beri, yani yirmiye yakın senedir Greenpeace üyesiyim ve çalışmalarına destek vermekteyim. Bizim enerji firmasında herkes bu konularda ne kadar hassas olduğumu bilir. “Ağaç keseni işten atarım” dediğimi de bilirler. Bizde ağaç kesme yoktur. En kötü ihtimalle ağaç naklederiz ve naklettiğimiz ağacın yakınına bir ağaç daha dikeriz. Bu durum bizim enerji firmasında değişmez kuralımızdır. Bu arada İstanbul’un en güzel Manolya ağacıyla birlikte büyüdüğümü de belirtmek isterim. Çocukluk ve gençliğimin geçtiği Bebek’teki evimizin bahçesindeki manolya ağacı dillere destandır. Evimizin bu muhteşem manolya ağacı hakkında defalarca yazı yazmış Hürriyet Yazarı Mehmet Yılmaz’ın bir yazısını sizlerle paylaşmak isterim:http://www.milliyet.com.tr/2005/04/02/yazar/myilmaz.html


İşte İnşirah yokuşunun üzerinde bulunan benim de çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Bebek’teki evimiz ve bahçesindeki efsane manolya ağacımız…

Ayrıca çevrecilik sadece ‘ağaç sevgisi’ değildir. Tüm canlıları sevip saymaktır. Örneğin hayvan sevgisi de aynı oranda önemlidir. Ayrıca belirtmeme gerek yok ama tüm hayvanları elbette çok severim. Hayvanlar güzel ve sade varlıklardır. Saftırlar, samimidirler ve içten pazarlıkları yoktur. Sevildiklerini hemen anlarlar ve ona göre tepki gösterirler. Benim evimde beslediğim bir hayvanım yok, çünkü kendime ancak bakabiliyorum, ayrıca evcil hayvan beslemenin ciddi bir sorumluluk olduğunun da bilincindeyim. Annemin, babamın ve kızkardeşimin köpekleriyle ise büyük aşk yaşamaktayız. Bu köpeklerin beni gördüklerinde gösterdikleri tepkiyi size kelimelerle anlatamam (tabii ki ben de buna seve seve karşılık veriyorum).


Bu resimdeki maymunu kucaklayan çocuk benim. Kendimi bildim bileli bütün hayvanları çok severim.


Size favori köpeğim Betsy’i tanıştırayım. Müthiş güzel ve sevgi dolu bu köpek babamın.

4- Bu kadar çevreci geçiniyorsun, Gökkafesi senin ailen yapmadı mı?

Evet, aile şirketimiz yaptı. Ancak, nam-ı değer Gökkafes’in temeli atılırken ben 10 yaşımdaydım. Bu arada Gökkafes basının taktığı bir isim, biz o binaya ‘Süzer Plaza’ diyoruz. Çünkü “kafes” kelimesi güzel Türkçemizde başka yerlere çekilebiliyor. İnşaat bittiğinde ise üniversite son sınıfta hala okuyordum. 
Beni ‘kendi yaptıklarımla’ değerlendirmeniz gerekir. Hakkaniyetli olan budur. 
Diğer taraftan bu konuda çok kişiyle konuştum. Hatta kimi zaman alenen ailemize küfür edenlere bile rastladım (benim orada olduğumu bilmiyorlardı). Tabii bütün bu hararetli tartışmaların sonunda bilip bilmeden hakaret eden tarafı pişman ettiğim çok oldu. Karşılaştığım herkese genelde şunu söyledim: ‘Binayı beğenmeyebilirsiniz, silüeti bozuyor gibi eleştirilerde bulunabilirsiniz, saygı duyarım. Bu sizin fikriniz. Ancak o bina için ‘hukuka aykırı’ diyemezsiniz. İstanbul’un göbeğinde o büyüklükte hukuka aykırı bir bina yapmanın imkânı var mı? O bina hukuka tümüyle uygun yapılmış bir binadır. Bütün izinleri tamdır. Yapabilmek için aile şirketimiz 40’tan fazla dava kazandı. Bu davalar en az 3 sene sürdü, hatta 10 seneye yakın süren davamız bile oldu. Davaların kazanılması da hukuktaki “verilen hak geri alınmaz” ilkesine dayanmaktadır. Çünkü o bina ilk projede kısa, geniş bir binayken aynı metre karede ince ve uzun olarak inşa ettiren de (proje değişikliğine gidilerek projenin sil baştan yenilenmesi bize 4 sene kaybettirmiştir) zamanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Sonrasındaysa “Emperyalist güçler bu binaları yaptırıyor, İstanbul’un kalbine saplanmış bir hançerdir” diye alenen saldıran ve her türlü davayı açan da bir sonraki kulak-burun-boğazcı belediye başkanıdır. Devlet devamlığının olmadığı bir ortamda, biz arada kalmış bir yatırımcı konumundayız. 
Ayrıca bizim için “tek gecede sınırları değiştirdiler” gibi efsaneler anlatılır. Bu da kulağa çok çekici gelen, ancak asparagas bir bilgidir. Kesinlikle böyle bir şey yoktur. O binanın oturduğu alan Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu’nun kesişim noktasıdır. Kesişim noktası olan bu üçgen arazinin hangi belediyeye ait olduğunu saptamak için mahkemeye başvurduk. 3 sene sonunda mahkeme eski tapulara bakarak o arazinin Şişli Belediyesi’ne ait olduğunu saptadı. Öyle tek gecede sınır değişikliği yaptırdığımız filan doğru değildir. Bazen bu hikayeleri benim orada olduğumu bilmeyen kişilerden dinlerken karşı tarafla “vay be, biz neymişiz de haberimiz yokmuş, tek gecede sınırları değiştirebilecek kadar gücümüz olduğunu bilmiyordum” diye dalga geçiyorum. 
Benim tek özeleştiri yapacağım konu ise hakkımız olmasına rağmen bu yükseklikte bir binayı yapmakta ısrar edişimiz olabilir. Bunu babama da açıkça söyledim. Çünkü ticari olarak ciddi zarar etsek bile kamuoyu vicdanına aykırı olan konularda o kadar ısrarcı olmamak gerekir kanımca. 
Son olarak, binalarla ilgili kendi bakış açımı da anlatmak isterim. İleride, günümüzün tam tersine, yüksek binaların yerini yere yakın, doğayla bütünleşen binalar alacak. Hatta gelecekte beton bile kullanılmayacak. Yüksek teknolojiyle yapılan ‘kendi kendine yeten”, ‘kendi enerjisini üreten’ evlere ve iş yerlerine tanık olacağız.

5- Hangi sosyal medya hesapların var?

Facebook, Instagram ve Linkedin hesaplarım var. Twitter hesabım ise aktif değil. Herkesin birbirine sürekli hakaret ettiği bir ortam haline geldiği için Twitter hesabımı kullanmayı şimdilik düşünmüyorum. Kimse kusura bakmasın ama sosyal medyada bir sürü saçmalık döndüğü için böyle seçici davranmak zorunda kalıyorum maalesef.

6- Kardeşin Baran’ı medyadan tanıyoruz, sen niye medyada yoksun? Nasıl bu kadar farklı olabiliyorsunuz?

Ben genel olarak medyada görünmekten çok hoşlanan biri değilim. Yalnızca yaptığım işlerden dolayı mecburen röportaj veriyorum. Magazin basınına emek verenler bizleri iyi tanırlar. Bir ara beni de “işte Süzerlerin bir başka veliahtı” diye malzeme yapmaya başladıkları dönemde (bu arada belirtmeliyim ki, veliaht lafına çok fena gıcık oluyorum) muhabirlerle birkaç kez diyaloğum oldu ve onlara özel hayatımla gündeme gelmekten hoşlanmadığımı, benden iyi bir magazin basını malzemesi olamayacağını söyledikten sonra resim çekmemelerini rica ettim. Onlar da sağ olsunlar bu tercihime, birkaç istisnai durum dışında saygı gösterdiler.

Genel olarak çevremin de beni ‘Serhan Süzer’ değil, ‘Serhan’ olarak değerlendirmesini yeğlerim

7- Enerji hakkındaki genel düşüncen nedir?

Mutlak bir yenilenebilir enerji yanlısı olduğumdan bu konuda tarafsız olamam. Fosil yakıtların sadece hammadde olarak kullanılması gerektiğine inanıyorum. Başka bir deyişle, petrolün petrokimya sanayinde (örneğin geri dönüştürülebilir plastik üretiminde), doğalgazın da gübre üretiminde kullanılması gibi. 
Ülke menfaatimiz ve enerji bağımsızlığımız için kendi kaynaklarımıza öncelik vermemiz gerekiyor. Cari açığın nedeni açık ara birinci olarak enerji ithalatıdır. Hatta söz konusu olan o kadar büyük rakamlar ki, bazı seneler enerjiyi ithal etmesek cari fazla vermemiz işten bile değil. Enerjide kendi kaynaklarımıza odaklanmamız ekonomimize de ciddi katkılar sağlayacaktır.
Kendi kaynaklarımız derken memleketimizdeki linyit rezervlerinden bahsetmiyorum. En düşük kalorili linyiti kullanmak hem verimli bir yol değil, hem de daha önemlisi kömür karbon salımı en yüksek olan kirli bir fosil yakıt türüdür. Başka bir deyişle, bu derece yüksek montanlı linyit yakmak çevre katliamına sebep olmaktadır. 
Ayrıca 4 nedenle şahsen nükleere de karşıyım. Birincisi nükleer atık sorunu, ikincisi atık ısı, üçüncüsü kaza riski ve son olarak birer nükleer bombaya dönüşebilecek bu tesislerin yabancı ülkeler tarafında işletilecek olması. Bunların burada detaylarına inip yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum. Daha detaylı bilgi edinmek için serhan.suzer@eko.re e-mail adresinden bana ulaşabilirsiniz.

8- Teknolojiyi nasıl takip ediyorsun? Bu konuda bir atılım yapacak mısın?

Daha önce belirttiğim gibi ciddi anlamda merak sahibiyim. Teknoloji konusuna özellikle ilgim olduğundan farklı konularda araştırmalar yapıyorum. Yenilenebilir enerji, dijitalleşme, mobil ödeme, ulaşım, nanoteknoloji, biyoteknoloji gibi alanlar benim bu anlamda ilgilendiğim başlıca konular arasında. 
İleride farklı teknolojilere de yatırım yapıyor olacağım. Benim hayat amaçlarımdan birisi de farklı alanlardaki teknolojilerde ilerleme sağlayıp insanlığa katkıda bulunmak. İleride işler istediğim gibi rayına girdiğinde (ve bütün şirketlerin liderlikleri ve ekiplerinin tam olarak oturmasından sonra) sadece ARGE’ye odaklanmayı planlıyorum. 
Zaten iş modeli geliştirme anlamında bu alanda katkı vermeye başladım bile. Destek projemiz dünyadaki sosyal yardımlaşma modelleri içerisinde ayni yardım (market modeli) ile meslek edindirmeyi tümüyle entegre eden ilk proje olma özelliğini taşıyor. Çok yakında taklitleri çıkacaktır (Çıksın zaten. Yeter ki herkes doğru modeli örnek alsın). Şimdiden uluslararası gıda bankalarına modelimizi anlatmaya başladık bile.

9- Neden bu yaşına kadar evlenmedin? Bir sorun mu var?

Bu soruyla da çok sık karşılaşmaktayım. Açıkçası artık kızmaya başladım. Hemen cevaplayayım. Birincisi bu benim özel hayatım. Bizim memlekette nedense herkes birbirinin özel hayatını pek merak ediyor. Zaten bu güzel memlekette herkes kendi işine baksa, birbiriyle uğraşmasa çok daha hızlı yol katederiz.

Bu konuda sadece şunu söylemek istiyorum (ki bundan sonra benden bununla ilgili başka bir şey duymayacaksınız); ben çocukları çok seven, aile kavramına inanan ve ileride iyi bir baba olmak için elinden geleni yapacak birisiyim. Ancak evlenme olayını bir kere yapmak istiyorum (ki şu anda benim bir çok arkadaşım ikinci, hatta üçüncü evliliklerini yaptılar) ve doğru kişiyi bulana kadar da evlenmeyeceğim.

10- Kosta Rika ile ilgin nereden kaynaklanıyor? Nasıl fahri konsolos oldun?

Kosta Rika’ya ilişkin herhangi bir ilgim veya bağlantım yoktu. Fahri konsolos oluşum ise tamamen bir rastlantı sonucu. Babam sayesinde oldu diyebilirim. Kosta Rika serüvenim ilk olarak babamın Houston’da kanser tedavisi görürken tanıştığı Kosta Rikalı üst düzey bir bürokratın bizi İstanbul’da ziyaret edişiyle başladı. Kendisiyle tanıştıktan sonra beni yakın çevresi ve buna bağlı ilişki ağındaki kişilerle tanıştırmaya başladı. Sonrasında ise, önceleri tam olarak kavrayamadığım, Kosta Rika Devlet Başkanı’nın baş danışmanı olduğunu ancak zaman içerisinde öğrendiğim hanımefendi beni ülkelerine davet etti. Ben de bir Amerika seyahatim sırasında, merak ettiğim için 2-3 gün Kosta Rika’ya uğrar ve ülkeyi görürüm diye düşündüm. Bunu gerçekleştirip Kosta Rika’ya gittiğim ilk akşam Devlet Başkanı’nın evindeki bir etkinliğe katıldım. O akşam Devlet Başkanı bana “Türkiye’de bizi aktif olarak temsil edecek birisine ihtiyacımız var, bunu bizim için yapar mısın?” diye sorunca “Benim için bir onur olur” diyerek kabul ettim. Bunun üzerine, Latin Amerika’da önemli bir şahsiyet olan ve Orta Amerika’daki gerillalara silah bıraktırdığı için Nobel Barış Ödülü alan Devlet Başkanı Oscar Arias o dönemki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e benim atanmamla ilgili resmi yazıyı gönderip süreci başlattı. 
Geriye dönüp baktığımda iyi ki Kosta Rika Fahri Konsolosu oldum diyorum. Tamamen rastlantı sonucu temsil ettiğim bu harika ülke, benim kafa yapıma bire bir uymakta. Öyle ki kendim ülke seçiyor olsam kesin yine Kosta Rika’yı seçerdim. Çünkü ülkede herkes çevre ve barışa karşı çok duyarlı. Kosta Rika için Latin Amerika’nın İsviçre’si denilebilir. Çevre ülkelerde herhangi bir sorun olduğunda sorunu çözmek için Kosta Rika’ya gelirler. Nobel ödüllü Oscar Arias her fırsatta barışı teşvik etmektedir. Örneğin küçük bir ülke olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’de ciddi bir ağırlığı vardır. Yarıdan fazlası tropikal ormanlarla kaplı ülke topraklarının %25’i ulusal parktır. Çivi dahi çakamazsınız. Otellerini bile ‘sorumlu turizm’ konseptine uygun olarak doğayla uyumlu olarak inşa etmektedirler.

İşte size harika bir Kosta Rika Videosu; Essential Costa Rica!

Kosta Rika ve benim fahri konsolosluğumla ilgili söyleyebileceğim çok şey var aslında. Bu konunun ayrıntılarına bir sonraki yazımda gireceğim. Sağlıcakla kalın…

11- Bu kadar iş yaptığını söylüyorsun, babamın parası olsa ben de neler yapmazdım. Baba parasıyla bize hava mı atıyorsun?

Cevaplamayı en sevdiklerimden birisi de bu soru. Yurdumuz insanında birbirini alaşağı etme alışkanlığı vardır. O yüzden yaptığınız tüm iyi niyetli işlere rağmen, destekleyici mesajlar yerine sizi küçük düşürmeye çalışan veya motivasyonunuzu kırabilecek mesajlar alırsınız sıklıkla.

Bu negatif psikolojiyi çok düşündüm. Vardığım sonuç şu: İnsanlarımız mutlu değiller ve başkalarını küçük düşürerek kendilerini iyi hissetmeye çalışıyorlar. Bence bu davranış eğiliminin değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde ülkemizdeki bu mutsuzluk, bezginlik ve kavga dövüş ortamı ülkenin kalkınmasını sınırlayarak bu cennet vatanı yaşanmaz bir yer haline getirmeye devam edecek. Bu durumun düzelmesi için gerekli savaşı vermeye devam ediyorum. Örneğin “Pura Vida” kültürünü ülkemize kazandırmaya çalışıyorum. (Bakınızhttp://www.serhansuzer.com/2014/02/26/pura-vida/#more-2. )

Soruya dönersek, bana bunu söyleyenlere ben de kocaman bir gülümsemeyle şu yanıtı veriyorum: 2011 senesinden beri kendi işimi yapıyorum. Evet, başlangıçta babamdan bizim ölçeğimizde bir firma için cüzi bir borç aldım (ki borçlarımı geri ödüyorum) ve ilk olarak güneş enerjisine yatırım yaptım. Sonrasında bu şirketin hisselerini yabancı bir yatırımcıya satarak yoluma devam ettim. Şu anda da kendi girişimlerimi yönetiyorum. Güneş, rüzgar ve biyogaz enerjisi ile mobil ödeme ve yazılım konularında faaliyet gösteren girişimlerim var. Ayrıca Temel İhtiyaç Derneği (Tider) üzerinden sosyal girişim projeleri yönetmekteyim. Beni tanıyanlar bilir, bütün bunları gerçekleştirirken de gece, gündüz veya hafta sonu demeden çok çalışıyor, elimden geleni yapıyorum.

Yani ‘bana baba parası yiyorsun’ deyip akıllarınca beni aşağılamaya çalışanlar başka kapıya gitsinler. Buradan onlara ekmek çıkmaz.

12- Güneş enerjisinde neden toprak üzerine proje yapıyorsunuz? Toprağa veya tarım alanlarına yazık günah değil mi? Çatılarda yer mi yok?

Önceki cevaplarımdan birinde herkesin birbirine laf attığı, hakaret ettiği bir mecra haline geldiği için artık twitter’a girmediğimi belirtmiştim. Linkedin de twitter gibi olmuş, haberimiz yokmuş. Benim sadece kendi network’üm için koyduğumu düşündüğüm post’ları meğer herkes görebiliyormuş. Konya Kulu projemizdeki gelişmeleri paylaşmak için konstrüksiyonu tamamlanmış halde (paneller henüz yerleştirilmemişken) aşağıdaki resmi paylaştığımda hiç tanımadığım ve benim arkadaşım olmayan kişiler enteresan yorumlar yazmaya başladılar. İşte o resim:

Bu negatif yorumlar yenilenebilir enerji sektöründen olmayan kişilerden geldi. İnsanları yanlış yönlendiren bu yorumlarda tarım alanlarını neden güneş enerji santrali projeleri için kullandığım sorgulandı. Ben de onlara cevaben şu yorumları paylaştım:

“Konya’da bulunan ve lisanssız elektrik üreten güneş enerji santralimiz gibi girişimlerde ‘marjinal tarım’ yazısı almadan, yani başka bir deyişle arazinin ‘tarım dışı’ olduğunu ispat etmeden projeye başlayamazsınız. Kuşbakışı olarak drone ile çekilmiş resimden yorum yapmak doğru olmaz, çünkü bu arazinin bulunduğu yer tarıma elverişli değildir. Bu konularda bizler çok hassas davranmaktayız.”

Daha sonra tatmin olmayıp (illa giydirecekler ya) bir de “toprak toprak kalsın, niye çatıları değerlendirmiyorsunuz?” diye yorumlar aldım. Onlara da şu cevabı verdim:

“Birincisi Türkiye’de tarım arazisi statüsünde olmayan kullanılabilecek pek çok arazi var. Türkiye’nin birçok yerinde hiçbir şekilde değerlendirilmeyen bomboş alanlar mevcut. Tarım arazisi olmayan dağ, tepe, taşlık alanlar gibi yerlerin değerlendirilmesi çok doğaldır.

İkincisi çatılarla ilgili mevzuatta sıkıntılar var. Bütün sektör çatı kurulumlarıyla ilgili bürokratik işlemleri nasıl asgariye indirebileceğine kafa patlatıyor. Ben Lisanssız Elektrik Üretimi Derneği’nin başkan yardımcısıyım. Organize sanayi bölgelerinde bizzat yönettiğim çatı kurulum projeleri var. Bunun gelişmesi için ciddi mesai harcıyoruz, ama öyle kolayca aşama kaydedilmiyor (söylemek ve eleştirmek kolay, yapabilmek ise o kadar kolay olmuyor).

Üçüncüsü yine sektörden olanlar gayet iyi bilir ki biz GES (Güneş Enerji Santrali) yaptığımız alanı kaplamıyoruz, oraya zarar vermiyoruz. Zamanında birçok toprak üzerine kurulan konut, fabrika, otel, hastane gibi sabit ve genelde betondan oluşan yapıların aksine kurduğumuz sistemler modüler. O alanlar başka amaçla kullanılmak istenirse çok kolaylıkla dönüşüm sağlanabilir, GES rahatlıkla oradan kaldırılır. Hatta, GES işletmedeyken panellerin altında kalan boşluklar bile farklı amaçlar için eşzamanlı olarak kullanılabilir. Bununla ilgili Fraunhofer Enstitüsü’nün çalışmaları var. Tüm bunları göz önünde bulundurarak ve Türkiye’nin ekonomik, ekolojik, milli güvenlik (enerji bağımsızlığı) açılarından güneş enerjisine ne kadar çok ihtiyacı olduğunu bilerek Güneş Enerji sektörünü yine de eleştiren olursa niyetinden şüphe ederim.”

Sonrasında destek mesajları geldi. Aklı selim olan ve yapıcılığı destekleyen tüm dostlara buradan teşekkür ederim.

Son olarak, bizler özellikle tarım dışı alanlarda proje gerçekleştiriyoruz (yukarıda belirttiğim gibi ‘marjinal tarım’ yazısı almak zorundayız, aksi takdirde projeye başlayamayız), böyle yapmaya da devam edeceğiz. Ancak burada kanımca yanlış bir önyargı var. Yukarıda da belirttiğim gibi ileride güneş panellerinin altında da tarım yapılabileceğini herkese ispat edeceğim. Bilim ve teknolojinin tüm önyargıları kırabileceğini biliyorum, zamanı geldiğinde EkoRE olarak bununla ilgili ARGE çalışması yaparak sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağım.

13- Yırca’daki kırsal kalkınma projesini gerçekten siz mi yaptınız?

Elbetteki derneğimiz Tider yaptı. Bu konuda Tider ekibinin çabalarını ve bu şekilde güzel bir sosyal projeye dönüşmesine katkılarını göz ardı edenler veya bu konuyu Yırcalı kadınların dışında sahiplenmeye çalışanlar olsa da hiçbir şey bu gerçeği değiştiremez.

Daha önce Soma’nın Yırca köyünde yaptığımız projeyle ilgili bir yazı yazmıştım. Bu yazıya http://www.serhansuzer.com/2016/03/02/soma-faciasi-ve-ilk-kalkinma-projemiz/#more-1709 linkinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı okumaya zaman bulamayacaklar için konuyu şöyle özetleyebilirim: ‘Kömürün İsi Sabunun Misi’ adlı bu proje Yırcalı kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri amacıyla geliştirdiğimiz bir kırsal kalkınma projesidir ve bu projede onlarca kişinin çok ciddi bir emeği var. Tider ekibi olarak Soma’da yaptığımız çalışmaların sonuçları tüm sivil toplum kuruluşları ile paylaştık. Sonrasında İzmir’de, Soma’da çalışan bir çok STK, mesleki örgütü ve gönüllülerin katıldığı bir çalıştay düzenledik. Sabun projesi de orada ortaya atılan fikirlerden doğarak gelişti. Bir yıl kadar süren bir çalışmayla, maddi ve manevi desteklerle, eğitimlerle, iletişim, pazarlama, sosyal medya desteği ile projeyi güzel bir noktaya getirdik. Derneğimiz çalışanlarının yoğun emeklerinin yanı sıra İnci Vakfı ve birçok başka STK’nın, meslek örgütünün ve gönüllülerin yoğun katkıları oldu. Birkaç ay önce ise çalışmaları işin asıl sahibi olan Yırcalı kadınlara devrettik.

Yırcalı kadınları kalkındırmak için başlattığımız bu projeye en çok emeği geçenler de yine kadınlardı. Selen Gökdeniz, Yasemin Tutal, Yasemin Mürsaloğlu başta olmak üzere, Berkin Yarar, Çiğdem Yumbul, Nigar Uçar, Sare Feyza Alaybeyi gibi birçok kadın büyük bir özveriyle yer aldı bu projede. Yırca’da gece gündüz, hafta sonu demeden emek veren birçok erkeği de eklemeliyiz elbette.

Bu vesileyle bu kalkınma projesinde emeği geçen herkese de yürekten teşekkür ediyor, aşağıdaki videoları bir kez daha paylaşıyorum:

 

14- Çok genç gösteriyorsunuz, sebebi nedir?

Bu soruyu soran arkadaş ciddi miydi yoksa işin dalgasında mıydı bilmiyorum ama, bana çeşitli vesilelerle yaşımdan genç gösterdiğimi söyleyenler oluyor. 38 yaşındayım ve beni tanımayanlar henüz üniversitede master yaptığımı falan düşünebiliyorlar. Geçen gün liseden bir arkadaşımın 40. yaş günü kutlamasına gittim. Bir çok lise arkadaşım da bu doğum gününe gelmişti. 20 seneyi aşkın bir süre geçtiğinden haliyle kim değişmiş, kim değişmemiş kıyaslamasına girildi. Birçok kişinin tipi değişmişti doğal olarak. Hatta birini zor tanıdım. Benim ise lisedeki tipimi halen koruduğum söylendi.

Bunun için özel bir şey yapmıyorum. Düzenli bir krem bile kullanmıyorum. Genetik olarak biraz şanslıyım diyebilirim. Dedemin de yaşına göre oldukça genç gösterdiğini hatırlıyorum. Şimdilik cildimde ve saçlarımda bir değişiklik yok. Olursa da dert değil, her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır.

15- Sizin memleket nere?

Benim baba tarafım Gaziantepli, anne tarafım ise Trabzonludur.

Ben Nişantaşı’nda doğdum, ilkokul günlerim Çiftehavuzlar, Bağdat Caddesi’nde, ortaokul ve lise dönemlerim ise Bebek’te geçti. Üniversiteyi Kanada’da okudum. Bir süre Amerika’da çalıştım. Nereden geldiğimizi, hatta hem annemin hem de babamın aile tarihçelerini iyi biliyorum ve ailemin her iki tarafıyla da gurur duyuyorum. Köklerimiz Anadolu’ya dayanıyor, özümü de hiç bir zaman kaybetmeyeceğim. İşte bu yüzden Anadolu’da herkesle rahat iletişim kurabiliyorum.
Bu ‘memleket’ sorusuyla her yerde karşılaşabiliyorum. Çok da hoşuma gitmiyor açıkçası. Bu bana bir anlamda mikro milliyetçilik gibi geliyor. Hepimiz nereden geldiğimizi bilelim, ancak önemli olan ‘iyi insan’ olabilmektir. Yalnızca memleketimizde değil, tüm dünyada, her yerde iyi insanlar da var, kötü insanlar da. Kötü olan birini sırf memleketimden olması dolayısıyla asla kayırmam. Kim neyi hak ediyorsa kişilere ona göre davranırım. Yetişme tarzımdan dolayı da yurtdışı seyahatlerde iletişimde hiçbir sıkıntı yaşamıyorum, çünkü kendimi bir Dünya Vatandaşı olarak görüyorum.

16- Petrol ve doğalgaz işine girer misin?

Ucunda milyar dolarlık kazançların olacağını bilsem dahi prensip olarak girmem. Fosil yakıtların hammadde olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Petrol, petro kimya sanayinde (geri dönüştürülebilir plastik), doğalgaz da gübre yapımında kullanılabilir. Bu kaynakları yakmamızla birlikte hem doğayı kirletiyoruz hem de hammadde olarak kullanabilecek bir kaynağı yok ediyoruz aslında. Gelecek nesiller “geçmişte insanoğlu ne kadar salakmış, o kadar hammadde olacak kaynağı yakıp harcamışlar, bir de üstüne üstlük doğanın bütün dengesini bozmuşlar, şimdi bunu toparlamak yüzyıllar alacak” diyerek bize kızacaklar.

Yenilenebilir enerji bize yeter de artar bile. Ben bulunduğum sektörden mutluyum ve gurur duyuyorum. Enerji konusunda yenilenebilir enerji dışında başka bir alana asla girmeyeceğim. Güneş, rüzgar ve biyogaz enerjisi gibi yenilenebilir enerji dallarına belki ileride biyoyakıt, jeotermal, dalga, akıntı gibi başka yenilenebilir enerji alanları ekleyebilirim. Enerji konusunda düşüncelerimi yansıtan 2013 yılında Turkish Policy Quarterly’de yazmış olduğum “Türkiye neden %100 yenilenebilir enerjiyi hedeflemeli?” başlıklı makalemi de sizlerle paylaşmak isterim:
http://www.turkishpolicy.com/article/632/why-turkey-should-aim-for-100-renewable-energy-summer-2013

17- Kardeşlerinle ne sıklıkta görüşüyorsun?

Yurtdışında üniversite okuyana kadar ikiz kardeşim Baran’la hep birlikteydik. Sonra ülkeler ayrıldı. Ben Kanada’da, o ise İngiltere’de okudu. Sonra aile şirketinde tekrar buluştuk. Şu anda Baran iş dolayısıyla ve kızkardeşim Nazlı da öğrenim dolayısıyla yurtdışında yaşıyorlar. O yüzden fazla görüşemiyoruz.


Baran ile küçüklüğümüzden kalma bir resmimiz. Soldaki uzun boylu olan Baran, sağdaki bıcırık da benim.

İki sene öncesine kadar Nazlı’nın her şeyiyle bizzat ben ilgilenirdim. Ona çok emeğim geçmiştir. Şimdilerde kendi başına hayatına devam ediyor olması beni mutlu ediyor. Umarım okulunu bir an evvel bitirir ve kalbindeki mesleğe başlar.

18- Sporla aran nasıl?

Gayet iyi. İşadamı olmasaydım, profesyonel sporcu olabilirdim (özellikle tenis ve kayakta). Her iki elimi ve ayağımı kullanabilmem spor yaparken hep avantajım oldu. Kayak ve tenisin dışında futbol, basketbol, voleybol, yüzme, su kayağı (mono, wakeboard), tenis, squash, masa tenisi, su topu, koşu, bisiklet, trekking yaptığım bazı sporlara örneklerdir. Bunların hepsinde seviyem ortalamanın üzerindedir.

Spor konusunda her zaman şanslıydım. Yanımda her zaman bir ikiz kardeşimin olması, ailede profesyonel sporcu bulunması (halamın eşi; onunla ilgili de ileride bir yazı yazacağım) ve üniversitemin spora çok önem veren ve etkinliklerle dolu bir yer olması (McGill Üniversitesi, Kanada) beni her zaman motive etti ve spordan kopmamamı sağladı. Şimdi de bu geleneği sürdürmeye çalışıyorum.

 

19- Kosta Rika’ya vize var mı?

Türk vatandaşları için Kosta Rika’ya vize yok. Girişte vize yerine geçen bir damga vuruluyor. Bu 1 aylık turist vizesi yerine geçiyor ve böylece ülkeye girebiliyorsunuz. Bu nedenle fahri konsolosluk olarak çoğunlukla diğer ülke vatandaşlarına hizmet veriyoruz. Fahri konsolosluğumuzda şu ana dek 30’dan fazla ülkenin vatandaşlarının işlemlerini gerçekleştirdik. Vizeyle ilgili detaylar fahri konsolosluğumuzun web sitesinde mevcut:http://www.costaricaconsulistanbul.com/VisaEntryRequirements.aspx

20- Kosta Rika’da nereler gezilir?

Kosta Rika için Orta Amerika’da cennetten bir köşe diyebiliriz. Kuzeyinde Nikaragua, güneyinde Panama’ya komşuluk eden bu ülkenin doğusunda Pasifik Okyanusu, batısındaysa Atlantik okyanusu var. Yaklaşık 52.000 km2’lik yüzölçümüne sahip bu küçük ülkenin her yeri ayrı güzel. Pasifik kıyısının iklimi farklı, denizi ve plajları ayrı güzel, Atlantik sahili de kartpostallarda göreceğiniz gibi beyaz kumu, turkuaz deniziyle çok keyifli. Ülkenin çoğunluğu tropikal ormanlarla kaplı. Ülke dünyamızın %0.3’ünü kaplamasına rağmen biyoçeşitliliğin %6’sını barındırıyor. Tropikal ormanlarında, volkanlarında, plajlarında, denizlerinde, büyük şehirlerinde gezebilir, etkinliklere katılabilir ve spor yapabilirsiniz. İşte size Kosta Rika’dan bazı resimler:

 

Daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linklere bakmanızda yarar var:

www.visitcostarica.com
http://mytanfeet.com/activities/50-activities-things-to-do-in-costa-rica/
http://costaricaexperts.com/things-to-do-in-costa-rica/
https://www.tripadvisor.com.tr/Attractions-g291982-Activities-Costa_Rica.html
http://travel.usnews.com/Costa_Rica/Things_To_Do/

21- Tider’e (Temel İhtiyaç Derneği) nasıl katkıda bulunabilirim?

İmkânınız neyi elveriyorsa o şekilde Tider’e destek olabilirsiniz. Bunları aşağıda özetlemeye çalışacağım:

1. Nakit Bağış

 

Yaşamlarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları temel ürünlere dahi ulaşamayan ailelere en somut desteği vermek, anne babası işsiz çocukların geleceğine umut olmak için imkânlarınız oranında bağış yaparak yoksullukla mücadelemize çok anlamlı bir katkı sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte düzenli bağışçı olabilir her ay belirlediğiniz miktarda bağış yapabilirsiniz. Bağışlarınız Destek Market raflarında temel gıda, temizlik ve giysi ürünlerine dönüşecek, Destek İK aracılığıyla da dezavantajlı ailelere iş olanağı olarak geri dönecek.

 

Nakdi bağış için Tider ile iletişime geçebilir, aşağıdaki hesap numarasını kullanılabilir ya da  www.tider.org adresinden bağış yapabilir ve düzenli bağışçı olmayı seçebilirsiniz.

 

GARANTİ BANKASI/TL Hesabı
Şube: Maltepe (205)
Hesap No: 6293567
TR74 0006 2000 2050 0006 2935 67

 

2. Ayni Bağış

 

Ayni bağış yöntemi ile üretim fazlası ya da mevsimsel üretim olan, son kullanma tarihi yaklaştığı veya ambalajı zarar gördüğü için imha edeceğiniz ürünlerin birçok aileye ulaştırılmasını sağlayarak çok etkin ve yaygın bir sosyal fayda yaratabilirsiniz. Ürünleri imha etmek üretim maliyetinin yanında ekstra maliyet ve iş gücü gerektirir. Oysa ürünleri bağışlayarak imha maliyetinden kurtulduğunuz gibi üretim maliyetinin %100’ünü vergiden düşebilirsiniz. Ürünlerinizin imha süreci sera gazı salınımı nedeniyle ekolojik sisteme zarar verebilir. Bağış yaparak karbon ayak izinizi düşürebilirsiniz. Hem israfı önleyip hem de yoksulluk ile mücadeleye destek vererek etkisi binlerce kişiye yayılan fayda yaratır ve kurumsal sosyal sorumluluğunuzu yerine getirmiş olursunuz.

 

Ayni Bağış Süreci Nasıl İşler?

 

  • Bağış yapacağınız ürünleri siz gönderebilirsiniz ya da biz teslim alabiliriz.
  • Ürünler için maliyet bedeli üzerinden fatura ve sevk irsaliyesi düzenlemeniz gerekir.
  • Ürünler Destek Market’e geldikten sonra marka değerinizin korunması bizim sorumluluğumuzdadır.
  • Size düzenleyeceğimiz makbuz ile fatura tutarını vergiden düşebilirsiniz.
  • Bağışınızın doğru yere gittiğinden emin olursunuz. Bunun için düzenli raporlamalar yaparak sizinle paylaşırız. Böylece hangi ürünün kime gittiğini görebilirsiniz.
  • Birlikte yarattığımız etkiyi artırmak için işbirliğimizi duyurabiliriz.

 

3. Gönüllülük

 

Yoksulluk ve işsizlikle mücadelemizde bize destek olmak istiyorsanız, bunun en anlamlı yollarından biri de Tider’in gönüllüsü olup yüreğiniz ve emeğinizle katkı vermeniz elbette. Bunu dilerseniz bireysel olarak, dilerseniz kurumunuz aracılığıyla gerçekleştirebilirsiniz.

Tider’in bireysel gönüllüsü olarak neler yapabilirsiniz?

  • Destek Market’in barkodlama, raf düzenleme, depo kontrolü gibi çalışmalarına destek verebilirsiniz.
  • Destek Market’i ve TİDER’i çevrenize anlatabilir, broşürlerimizi dağıtabilir, sosyal medyada bizi yakından takip ederek paylaşımlarımızı yaygınlaştırabilirsiniz.
  • Destek Market’ten faydalanan bireyle ayrı ayrı görüşmeler yapıyoruz, onları tanıyor ve onlar için uygun iş fırsatları araştırıyoruz, sizler de dilediğiniz günleri Destek Market’te bizimle geçirebilir, aile görüşmelerine destek olabilirsiniz.
  • Destek İK çalışmaları için hem kişilerle hem de firmalarla istihdam görüşmelerine destek verebilirsiniz, bağlantılarınıza bizi anlatabilir bizlere de istihdam süreçlerini geliştirme çalışmalarında katkı sağlayabilirsiniz.
  • Deneyiminiz varsa meslek edindirme, güçlendirme ve diğer eğitimlere destek verebilirsiniz.
  • Çalıştığınız kurumda gönüllü günü düzenleyebilir, ekibinizi oluşturarak desteğe gelebilirsiniz.

 

Tider’in kurumsal gönüllüsü olarak neler yapabilirsiniz?
 

  • Kurumunuza gıda ve giysi kumbaraları koyarak toplanan ürünleri Destek Market’e bağışlayabilirsiniz.
  • Destek Market gönüllü günü düzenleyerek Destek Market’te ekibiniz ile birlikte çalışabilirsiniz.
  • Kurumunuzun bilgi ve deneyimlerini Tider ile paylaşıp, mentorluk yapabilirsiniz.

 

 

4. Şirketlerin Sponsorluğu

 

Şirketler Tider’in tüm operasyonel faaliyetleri için sponsorluk yapabilirler. Kendi istekleri doğrultusunda karşılamak istedikleri faaliyet için ister nakdi bağış ile isterlerse bizzat masrafları kendileri üstlenerek sponsorluk faaliyetinde bulunulabilirler.

 

Sponsor olunabilecek faaliyetlere örnekler;

 

  • Personel giderlerine destek olabilir
  • Reklam ve iletişim çalışmalarına katkı sağlayabilir,
  • Tider Çocuk Akademisi etkinlik giderlerini karşılayabilir,
  • Yeni açılacak Destek Marketlerin inşaat ve dekorasyon sürecinden, demirbaş malzemelerin tedarikine kadar diledikleri alanlar için sponsor olabilirler

22- Yüz kişilik bir sitenin enerji ihtiyacını gidermek için nasıl bir Güneş Enerjisi sistemi kurabiliriz?

Türkiye’de bir hanenin yaklaşık elektrik tüketiminin 3MWh/yıl olduğunu ve bir hanede minimum 4 kişi yaşadığını varsayarsak, 25 hanede yaklaşık 75MWh/yıl’lık bir tüketim olur. Bu da 40-50kWp bir GES’in kurulması ve bunun için de 900-1.200 m² arasında bir büyüklükte araziye (veya çatı üstüne) ihtiyaç olur.

23- İstanbul’da şehirde bir apartman dairesinde oturuyorum. Bizim binanın çatı veya bahçesine sistem kurup güneş enerjisinden faydalanabilir miyiz?

Apartmanlar yapı olarak karmaşık olmasından dolayı biraz komplike. Ancak bütün komşularınızı ikna ederseniz tabii faydalanabilirsiniz. Biz farkında değiliz ama ihtiyacımız olan enerjinin çok daha fazlası zaten Allah’ın Güneşinden her gün bize geliyor. Bunu değerlendirmemiz gerekiyor.

Enerjide yeni trend, yerinde üretim yerinde tüketim olduğu düşünülürse (devasa şebekelerin yerini akıllı mikro şebekeler alacak), ihtiyacımız olan enerjiyi de tükettiğimiz yerlerin yakınlarında üretmemiz en mantıklı çözüm. Bunun için de evlerin çatıları veya bahçeler çok uygun.

Maliyeti karşılanabilir, bunun için lokasyon bazlı özel çalışma yapmak gerekiyor. Tabii bir de bankaların devrede olup bu işler için avantajlı bireysel kredilendirme imkanını sunuyor olmaları gerekiyor. Bu da ileride olacak. Yani elektrik faturası öder gibi güneş enerji sisteminin kredisini ödeyecekseniz belli bir sene sonra (bu İstanbul’da yaklaşık 9 sene, Mersin’de 6 senedir), elektriği bedavaya getirebileceksiniz.

24- Türkiye yenilenebilir enerjinin merkezlerinden biri olabilir mi?

Bu mümkün. Treni hala kaçırmadık. Yenilenebilir enerji sektörü nispeten yeni başladı diyebiliriz. Ancak 5 sene sonra çok geç olabilir.
 

Coğrafyamıza ve tarihe baktığımızda esasında merkez olmak için başka ülkelerde olmayan bir potansiyelimiz var. Tabii burada coğrafya ve tarih yeterli değil. İş teknolojide ve insan kaynağında bitiyor.
 

Esasında memleketimizde insan kaynağı anlamında bir sıkıntımız yok. Çok iyi mühendislerimiz ve uzmanlarımız var. Ortaya dünya çapında bir vizyon koyup doğru sistemle bu kişilerin işlerine odaklanmalarını ve teknolojik olarak kendilerini sürekli geliştirebilmelerini sağlamamız gerekiyor.
 

Benim de şahsen en önemli iki misyonum, yenilenebilir enerjinin ve sürdürülebilirlik konseptlerinin tüm dünyada daha hızlı yayılmasını sağlamak ve Türkiye’den, yani coğrafyamızdan dünya çapında bir marka çıkarmak. Bunu başarırsak coğrafyamızda potansiyeli olan başka kişilerin ve şirketlerin önünü açmış olacağız.
 

Türkiye’nin potansiyeliyle ilgili ben tüm enerji ihtiyacımızı yenilenebilir enerjiden karşılayabileceğimizi düşünüyorum. Hatta sadece Güneş Enerjisi bile bize yeter. Yeter ki doğru vizyonu ortaya koyup herkesin bu uğurda çalışmasını sağlayabilelim. Bunu yaparsak zaten merkez olmanın ötesinde, dünyada enerji trendlerini sürükleyen ülke konumuna geliriz.

25- Size sıradan biri olarak bir soru soracağım. Bu kadar varlığın içinde size göre yokluğun tanımı nedir? (Sadece dünyevi olarak değil uhrevi olarak da cevaplayabilirsiniz.). Beni de kesinlikle yanlış anlamayın.

Varlık ve yokluk göreceli tanımlar. Kime göre neye göre varlık ve yokluk? Varlık dediğiniz şey maddiyat mı yoksa manevi tatmin mi? Bu soruların cevabı kişiden kişiye değişir.

 

Esasında dünyevi ve uhrevi görüşüm birbiriyle örtüşüyor. Şöyle anlatayım:

 

Herkes bir şekilde dünyaya geliyor. Kimse dünyaya gelirken ailesini, memleketini, konuşacağı dili ve hatta ismini seçmiyor. Zengin veya fakir bir ailede doğabiliyorsunuz, iyi anlaşan veya boşanmış bir çiftin çocuğu olarak dünyaya gelebiliyorsunuz veya sürekli seyahat eden global görüşü olan veya yerel kalmış bir ailede büyüyebiliyorsunuz. Bunların hiçbiri bizlerin seçimi değil. Burada önemli olan doğduğunuzda başladığınız yer ile hayata gözlerinizi yumduğumuz yer arasındaki fark. Eğer siz hayatta hep üzerine koyarak gitmişseniz, kendinizi geliştirmişseniz, insanlığa, ailenize ve çevrenize katkılarda bulunmuşsanız pozitif bir insansınız demektir. Bunu da sadece maddiyat olarak algılamamak gerekir. Kimi başarılı işadamı, kimi başarılı bir STK yöneticisi, kimi başarılı bir yazar, kimi harika bir anne olup hayırlı evlatlar yetiştirerek hayata katkı verir. Önemli olan da budur. Eğer siz pozitif ve iyi bir insan olmuşsanız, insanlığa katkıda bulunmuşsanız ve başladığınız yerin üzerine hep koyarak gitmişseniz o zaman hangi dünyada olursanız olun iyi bir konumdasınız demektir.

26- Yanında sürekli kızlar görüyorum. Keyif çakır, Allah para da vermiş, kim tutar seni?

Merak etme Türkiye’de tutacak, engelleyecek çok adam var. Bizim memleketin işleyişi böyle maalesef. İyi bir şey yapan ya da yapmaya çalışanı hemen ya taklit ederek ya da elindeki imkânları kullanarak önüne geçmeye veya alaşağı etmeye çalışırlar.

 

Biz de tüm engellere rağmen hedeflerimize ulaşmak için elimizden geleni yapıyoruz. Her şeye rağmen yolumuza devam ediyoruz.

 

Tabii burada iki mantık hatası var. Birincisi sosyal medyadan veya blog’umdan yanımda gördüğün kızlar ya benim iş arkadaşlarım, ya dernekte gönüllülerimiz ya da akrabalarım. Türkiye’de her nedense yanınızda gördükleri her karşı cinsle bir ilişkiniz olduğu varsayımında bulunuyorlar. Bu esasında çok sakat bir varsayım. Bu düşüncede olan insanlar genelde küçüklüklerinden itibaren sevgi gibi duygulardan yoksun büyüyorlar. Sonra da karşı cinslerin bir araya gelmesini yanlış yorumluyorlar.

 

İkincisi de ben son 5,5 senedir kendi işimi yapıyorum. Başta babamdan borç aldım ama şu anda bağımsız ilerliyorum. Yani kendi finansmanımı kendim yaratıyorum. Babama da borcumu ödüyorum. O yüzden Allah para vermiş yorumu benim yaptığım işlere ve gösterdiğim çabaya ciddi haksızlık oluyor.

 

Burada bilmeni istediğim başka şeyler de var.

 

1. Kadın ve erkek cinsleri birbirini her ortamda tamamlarlar. Bunun için başlattığım girişimlerde kadın-erkek dengesini gözetmeye çalışıyorum. Örneğin kadınların daha az ilgi gösterdikleri mühendislik gibi işlerde kadınların sayısını artırmaya çalışıyoruz. Staj programımızı buna göre oluşturduk. İş yerinde kadın erkek eşitliğini sağlamaya çalıştığımız programlarımızla gurur duyuyorum.

 

2. Bozcaada’yla ilgili yazmış olduğum yazıda da (http://www.serhansuzer.com/tr/kosu-bahane-bozcaada-sahane) belirttim. Dernekteki kadın gönüllü sayımızın erkeklere göre ezici bir çoğunluğu var. Bunun sebeplerini aramızda tartıştık. Çıkan sonuç şu oldu: Derneğimiz Tider, insanların karnının doyması, temizlenmesi ve üzerine kıyafet giyebilmesi gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu da anaç duyguları ön plana çıkarıyor. O yüzden kadınların daha hassas olması ve daha yürekten bize destek olmaları gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Hatta gönüllülerimizden biri bunu bir başka dernek üzerinden örnek vererek tanımladı: Örneğin Akut’ta erkek gönüllü sayısı daha fazla. Her ne kadar Genel Sekreteri kadın da olsa (kendisini çok severiz) Akut’un misyonu gereği erkekler orada gönüllü olmaya daha fazla rağbet gösteriyor.

 

3. Prensip gereği özel hayatımı sosyal medyada ya da blog’da paylaşmıyorum. İleride yanımda bu anlamda göreceğiniz tek kadın hayat arkadaşım olacak.
 

27- Ekte CV’mi bulabilirsiniz. İş arıyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?

İş başvurularını bana yapmayın. CV’lerin yönetim kurulu başkanına gönderilmemesi gerektiğini bilmeyecek kadar profesyonelliğin dışına çıkan kişilerin e-mail adreslerini artık direkt siliyorum. Başvuru yapmak isteyenler doğrudan İK departmanlarına başvursunlar. Aşağıda ilgili e-mail adreslerini bulabilirsiniz:

 

info@tider.org

 

ik@eko.group

 

hr@eko.re

 

info@ekocc.com

 

cv@vodasoft.com.tr

 

info@moka.com

28- Tider olarak geçtiğimiz Mart ayında kazandığınız Global FoodBanking Network’ün İnovasyon Ödülü’nü hangi noktada fark yaratarak aldınız?

Bu ödül için İngiltere, Singapur, Kolombiya, Arjantin gibi ülkelerden sekiz proje finale kaldı, biz 70’in üzerinde Gıda Bankası profesyonelinin oy kullandığı seçimde en fazla oyu aldık ve bu ödüle insan kaynakları modülümüz olan Destek İK ile layık görüldük. Bu çok önemli bir gelişme ve sosyal yardımlaşma sisteminin değişeceğinin habercisi. Bütün gıda bankaları artık “sadece vermek” yaklaşımının değişmesi gerektiğinin farkında. Bu değişimi de sürdürülebilir kılmak gerekiyor. O yüzden insan kaynakları projesini onayladılar. Yurtdışındaki gıda bankaları bilgi almak üzere bizimle iletişime geçiyor. STK anlamında gerçekten gurur duyulacak bir konu. Kendi yarattığımız bir konsepti dışarıya taşıyabileceğiz.

29- Yenilenebilir enerji sektöründeki hedefleriniz nedir?

Biz hedeflerimizi her zaman uluslararası alanda başarıya ulaşmak ve bir marka haline gelmek çerçevesinde yapılandırıyoruz. Güneş enerjisi sektöründe kendimizi yalnızca enerji değil, aynı zamanda teknoloji üreten bir firma olarak görüyoruz. Gelecek hedeflerimiz arasında bu konudaki yetkinliklerimizi ve Ar-Ge çalışmalarımızı en üst düzeye çıkarmak bulunuyor. Vizyonumuz, yatırımlarımız ve çalışmalarımız hep bu doğrultuda şekilleniyor. Yenilenebilir enerji alanında EkoRE tüm dünyada ses getirecek projelere imza atmayı hedefliyor. Bunu sadece teknolojide gelişim sağlayarak değil aynı zamanda farklı iş modelleri ortaya çıkararak gerçekleştiriyor olacağız. Türkiye’den gerçek anlamda bir dünya markası çıkarmak istiyoruz.

30- Güneş Enerjisi sektörünün şu anda en önemli gündem maddesi nedir? Temel sorunlarınız hakkında değerlendirme yapar mısınız? Bu sorunlar nasıl çözülürler?

Sektörün en önemli sorunu proje yapamamaktır. Lisanslama ve proje geliştirme süreçlerinde yaşanan zorlukların ötesinde, güneş enerjisi sektörü ihtiyaç duyduğu desteği alamamıştır. Bunun ötesinde oluşturulan mekanizmalar tam olarak çalıştırılamamıştır. Örneğin, 2013 senesinde başlatılan 600 MW’lık ilk lisanslama süreci başarıya ulaşamamış, kazanılan lisanslar finansal kapamalar gerçekleştirilemediği için hayata geçirilememiştir. Kendi kendine bir ivme kazanmış ve 1 GW’ı (1.000 MW) geçmiş lisanssız projeler de geçen sene çıkarılmış yönetmeliklerden olumsuz etkilenmiştir. Türkiye’ye özgü olarak YEKA diye adlandırılan bir başka kategori ortaya çıkarılmıştır. Geçen sene aralık ayında yapılması planlanan GES YEKA ise iki kez ertelenmişti. En son yapılan ihalede kazanan Kalyon-Hanwha konsorsiyumunun bu işin altından hakkıyla kalkıp kalkamayacağını hep beraber göreceğiz.

 

Sonuç olarak elimizde bir tek lisanssız projelerden geriye kalanlar bulunmaktadır ve sektör durma noktasına gelmiştir. Çin’de geçen sene 23 GW (23.000 MW) proje yapıldığı, ışıma oranları bizim en güneşsiz bölgemiz Karadeniz’den daha düşük olan Almanya’nın kurulu kapasitesinin 40 GW’a ulaştığı düşünülürse, Türkiye’nin önünde alınması gereken çok yol olduğunu söyleyebiliriz. Güneş enerjisi sektörünün ilgili makamlarının sektörün yine önünü açacaklarını umuyoruz.

31- Türkiye’de hangi takımı tutuyorsun? Yurtdışında desteklediğin takım var mı?

Türkiye’de tuttuğum takım Galatasaray. Ayrıca Galatasaray Kulübü’nün üyesiyim. Doğal olarak sporun bütün dallarında her zaman Galatasaray’ı desteklerim. Beşiktaş’ı da kardeş takım olarak gördüğüm için Galatasaray maçları hariç tüm spor branşlarında desteklerim. Ayrıca annem Trabzonlu olduğu için, Trabzonspor’u, baba tarafım da Gaziantepli olduğu için Gaziantep’i ve askerliğimi yaptığım yer olan Denizli’den dolayı da Denizlispor’u yine Galatasaray maçları dışında desteklerim. Bu takımlar birbirleri arasında maç yaptıklarında da tarafsız kalırım.

 

Bunların dışında basketbolda Anadolu Efes’e ve voleybolda Eczacıbaşı’na sempatim vardır. Türk takımlarını da uluslararası maçlarda kulüp ayırt etmeksizin (Fenerbahçe dahil) desteklerim (‘Eee, bu gayet normal’ demeyin, Türkiye’de bunun tam tersini yapacak çok takım fanatiği var).

 

Yurtdışında ise desteklediğim futbol takımlarını şu şekilde sıralayabilirim:

İngiltere’de Liverpool, İtalya’da Roma, İspanya’da Real Madrid (normalde müsabaka ruhundan dolayı en büyük rakibe karşı olumlu hisler beslenmez ama Barcelona’ya da büyük sempatim var), Portekiz’de Sporting Lisbon, Almanya’da Bayern Münih ve Redbull Leipzig, Fransa’da Marsilya, Kosta Rika’da Saprissa, Arjantin’de Boca Juniors takımlarını tutarım.

 

Basketbolda ise NBA liginde Chicago Bulls’u tutarım. Ayrıca üniversiteyi Montreal’de okuduğum için buz hokeyinde Montreal Canadiens takımını ve Kuzey Amerika Futbol Ligi’nde de (MLS) Montreal Impact’i tutarım. ‘Ne kadar çok takımın var’ demeyin. Spor düşkünü ve Dünya Vatandaşı olunca böyle oluyor J

32- Bankacılıkla başlayan kariyeriniz nasıl yenilenebilir enerji alanına yöneldi?

Küçüklüğümden beri bankacı olmak gibi bir hedefim vardı. Burada aile işlerinin de etkisi var diyebilirim. O dönem Kentbank aile şirketimizin bankasıydı. Bu nedenle Kanada’daki Üniversitemde okumak için kendime finans ve muhasebe alanlarını seçtim.

Üniversiteden mezun oldum, bir süre İtalyan Sigorta Şirketi Generali’nin Amerika’daki merkezinde çalıştım. Sonra memlekete döndüm, direkt askere gittim. Askerliğimi bitirdiğim gün bankamıza el kondu. Sonrasında hukuki süreç başladı. Tabii kendim için yaptığım kariyer planları tamamen değişti. O dönemde kendi kendime bir söz vermiştim. Eğer her şey yolunda giderse ve 10 sene sonra problemler çözülmüş, aile şirketimiz tekrar büyümeye geçmiş olursa, ayrılıp kalbimde olan işlere imza atmaya başlayacaktım.

Aile şirketinde ilk olarak Ritz-Carlton Oteli’ni açmakla başladım. Sonrasında 10 sene boyunca, otelin yatırımcı direktörlüğü, Coca Cola Irak projesinin proje direktörlüğü, Süzer Holding’in Genel Müdürlüğü, KFC ve Pizza Hut Türkiye firmalarının CEO’luğu gibi farklı görevlerde bulundum.

10 sene sonra kendime söz verdiğim gibi babamın kapısını çaldım ve aile şirketinden ayrılmak istediğimi ve kalbimde olan bir işi yapmak istediğimi söyledim. 3-4 aylık ikna sürecinden sonra babamla anlaştım ve ondan aldığım borçla ilk olarak güneş enerjisi teknolojisine yatırım yaptım.

33- Geleceğin enerji kaynağı deniyor. Gelecek geldi mi? Günümüzde güneş enerjisinin petrol ve benzeri kaynakların yerine geçmesi mümkün mü?

Güneş enerjisi geleceğin kaynağı değil artık. Şimdinin kaynağı. Yani Güneş enerjisi gelecek yerine artık, geldi dememiz gerekiyor. Bundan sonra insanoğlu olarak bu imkânlardan nasıl daha fazla faydalanabiliriz diye algılamamızı değiştirmemiz gerekiyor.

Petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların normalde de yakılmaması gerekiyor. Bunlar önemli kaynaklardır bizler için. Fosil yakıtları yakıp enerji üreterek hem bu kaynağımızı bitiriyoruz hem de doğayı kirletiyoruz, iklim değişikliğine sebebiyet veriyoruz. Bunun yerine bu doğal kaynakları üretimde kullanmamız gerekiyor. Yani petrolü petrokimya için (geri dönüştürülebilir plastik vb.), doğalgazı da gübre üretimi için kullanmamız gerekiyor.

Gelecek nesiller bizim için ‘geçmişte bizim atalarımız ne kadar yanlış hareket etmişler’ diyecekler. ‘Hem içinde yaşadığımız dünyayı daha yaşanmaz (iklim değişikliği yüzünden) hale getirdiler, hem de doğal kaynaklarımızı tükettiler’ diye düşünecekler.

34- Son dönemde Markafoni ve Bukoli gibi önemli girişimler kapılarına kilit vurdular. Bu durum neden gerçekleşiyor?

Girişimcilerin ne gibi zorluklar çektiğini en iyi bilenlerdenim. Bu firmaların ne şartlar altında çalıştıklarını ve ne gibi zorluklar çektiklerini tahmin edebiliyorum. Bu konuda ileride detaylı bir analiz yazısı yazacağım. Şimdilik bu kapıya kilit vurmaların devam edeceğini belirtip ana sebeplerini de aşağıda sıralayayım (bu liste tabii ki çoğaltılabilir):

  1. Türk ekonomisinin zor günlerden geçmesi,
  2. İki yakanın bir araya gelmesinde sürekli sıkıntı yaşamaları, bir başka deyişle nakit yakma oranlarının (burn rate) bir türlü azaltılamaması,
  3. Ana yatırımcının geleceği olan bir işte tolerans eşiğinin düşük olması ve olması gereken zamandan önce desteğini çekmesi,
  4. Finans sektörünün reel sektöre yeterince destek verememesi, süreçlerinin çok gecikmesi veya ciddi zorluklar çıkarması,
  5. Yanlış iş modellerinde ısrar edilmesi ve değişime kapalı olunması,
  6. Bu girişimlerin yeterince esnek ve dinamik olmamaları, hızlı karar verememeleri
  7. Bir işin temel üç bacağı finans, satış & pazarlama ve operasyondur. Bu 3 bacaktan biri aksadığı zaman kurulan iş belli bir vade sonra ciddi sıkıntı yaşamaya başlar. Bu ana bacakları en iyi şekilde yönetebilmek gerekir.

35- Süzer Holding’in veliahdı olarak neden bu kadar kendini kasıyorsun? Eğlen keyfine bak.

Ben eğleniyorum zaten. Çalışırken eğleniyorum. Belli bir yaşa geldiğimde geçmişe bakıp iyi ki bu işleri yapmışım ve bu girişim ve sosyal girişimleri başlatmışım diyebilmek istiyorum. O yüzden de iş hayatında elimden geleni yapıyorum. İş seyahatlerimde de genelde hafta sonuna denk getirebilirsem en az bir günü bulunduğum bölgeyi gezmeye ayırmaya çalışıyorum.

Diğer taraftan bu veliaht kelimesine çok fena gıcık oluyorum. Daha evvel bu konuda “Macera dolu bir yardım konseri” başlıklı blog yazımda (http://www.serhansuzer.com/tr/macera-dolu-bir-yardim-konseri) yazmış olduğum paragrafı burada tekrar hatırlatmak isterim:

Geçen hafta bir röportaj sırasında “sizin içinde bulunduğunuz dernek çalışmalarında sosyetiklerin yaptığı gibi balolar, konserler falan düzenliyor musunuz?” sorusu soruldu.

Tabii bu sorudaki ‘sosyetik’ kelimesi çok manidar. Dağarcığımızdan bir türlü atamadığımız ‘zenginlere gıcık olma’ halinin bir anlamda dışa vurumu. ‘Sosyetik’, yaşam biçimlerine kıl olduğumuz kişiler hakkında “bu kapasitesiz insanlar neden zenginler ve bu paraları böyle çarçur ediyorlar, ne kadar gereksiz işlerle uğraşıyorlar” düşüncesini pekiştiren bir kelimedir. Sosyetikte olduğu gibi olumsuz anlam yüklenen başka kelimeler de var. Örneğin, esasen kabiliyetsiz ve babasının sayesinde bir yerlere gelebilen, çoğu zaman parayı kötü kullanan şımarık çocuklara atfen de ‘veliaht’ kelimesi kullanılır. Ben de ne yaparsam yapayım bu veliaht kelimesinin röportajlarda kullanılmasına engel olamıyorum. Yazılı basında, televizyondaki röportajlarda hatta geçen hafta katıldığım bir konferansta yine benden veliaht diye söz edildi. Bu kelimeler kullanılınca elbette dikkat çekiliyor ve rating artıyor. Ancak benim 5,5 senedir aile şirketinden bağımsız olarak kendi girişimlerimi yürüttüğüm ve ekip arkadaşlarımla birlikte ciddi değerler ürettiğimiz düşünüldüğünde, bana ‘veliaht’ denmesi hem bilgi olarak yanlış hem de ayıp oluyor. Benim düşünce sistematiğimle taban tabana zıt olan ‘veliaht’ ve ‘sosyetik’ gibi önyargılı ve gerçek dışı sıfatları duyduğumda tüylerim diken diken oluyor.

Bir de hayat felsefemi sizinle paylaşmak isterim. Hiç kimse doğduğu yeri, ebeveynlerini, ailesini, konuşacağı dili vb. doğduğunda seçmiyor. Hepimizin hayatta bir başlama noktamız var. Kimi zengin, kimi fakir, kimi sevgi dolu, kimi dağılmış bir ailede doğuyor. Önemli olan nasıl doğduğun değil. Önemli olan doğduktan sonra üzerine ne kadar koyduğun. Yani doğduğun yerle hayata gözlerini yumduğun yer arasındaki fark. Bu fark illa para kazanmak olarak ölçülmemeli. Kimi harika bir anne olur vatana ve insanlığı hayırlı 3 evlat yetiştirir. Bu kişi oldukça pozitif bir hayat yaşamıştır. Kimi bir STK’da yöneticilik yapmış ve insanlığa ciddi katkılarda bulunmuştur. Bu kişi de çok pozitiftir. Kimi kazandığı parayı kendi zevkleri için harcar ve bunu kötü kullanır. Bu kişi kesinlikle negatif bir hayat yaşamıştır. Bazıları da bunun tam tersi. Sahip olduğu gücü ve parayı hep insanlığın gelişimi ve ailesi için kullanmıştır. Bu kişi de artıdadır.

 

Bu felsefeden yola çıkarak pozitif bir yaşam için elimden geleni yaptığımı belirtmek isterim. Bunu bazıları hala anlayamayabilir ama benimle aynı kafada olanlar ne demek istediğimi çok iyi bilirler.

36- Trump’ın son dönemde “Paris Anlaşması’ndan çekiliyoruz” açıklaması ile ilgili düşüncelerin neler?

Bana Trump ile ilgili ilk seçildiğinde çok negatif yorum yapan arkadaşım oldu. Ben de onlara temkinli olarak şunu söyledim: Durun bir bekleyelim. Hemen baştan yargılamayalım. Belki de herkesi olumlu yönde şaşırtacak. Bugün geldiğimiz noktada temennilerimin gerçek olmadığını görüyorum. Şahsım adına Trump’a verdiğim kredi “Paris Anlaşması’ndan çekiliyoruz” açıklamasıyla bitmiştir.

Trump iklim değişikliğini reddederek ve Amerika’nın fosil yakıt eğilimli politikasını güçlendirerek Dünyamıza büyük zarar vermiştir ve vermeye devam edecektir. Unutmayalım ki Amerika karbon salınımı açısından Çin ile birlikte Dünyayı en fazla kirleten iki ülkeden biridir. Bunun değişmesini umuyorduk çünkü onların kirlettiği atmosfer hepimizin, tüm insanlığın ve doğanın atmosferidir. Bu yönde zarara yol açanlar tarihin karanlık sayfalarında yer alacaklardır.

37- Bunun aksine Kanada Başbakanı Trudeau ile ilgili bir fikrin var mı?

Justin Trudeau, Trump’ın aksine umut vadeden bir politikacıdır. Okuduğum üniversiteden (McGill University) mezun olması benim için ayrı bir gurur kaynağıdır.

Ancak Justin ile bugün konuşuyor olsaydım ona da şu tavsiyeyi verirdim:

Sevgili Justin, tanıdığım tüm McGill’lilerin gurur kaynağısın. Senin gibi bir lider, geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Ancak lütfen buna zarar verecek eylemlerde bulunma. Alışık olduğumuz ikiyüzlü klasik politikacılardan olma. Bir taraftan iklim değişikliğinin en ateşli konuşmalarını yaparken diğer taraftan Kanada’nın meşhur petrollü kumundan büyük bir sektör oluşturmuş fosil yakıt endüstrisini doğru yönlendir (Kanada, Dünya’nın en büyük 6. petrol üreticisidir). Fosil yakıt, fosil yakıttır. Yakıp atmosferimizin kirlenmesine sebebiyet verme. Fosil yakıt esasında önemli bir kaynaktır. Bu hammaddeyi teknolojiyle katma değerli bir şekilde ürüne (petrokimya gibi) çevirip satma yoluna git (bu ürünlerin hepsinin geri dönüştürülebilir ürünler olması gerekir). Böylece hem iklim değişikliğine karşı en önemli adımları atmış ol hem de ülkenin ekonomik girdilerini akıllı bir şekilde artır.

38- Sorumlu olduğun bu kurum ve kuruluşlarda neden bu kadar ön plandasın? Neden kendi PR’ını yapıp duruyorsun?

Ben tam tersine başlattığım bütün girişimlerin ve sosyal girişimlerin kendi ayaklarının üzerinde durabilmelerini ve kendi kimliklerini devam ettirmelerini isterim. Bunu başarabilen girişimlerimde, önce icradan yönetim kurulu görevlerime dönerim sonra da uzun vadede tam olarak kurumsallaşmayı sağladığımızı gördüğüm bir dönemde de komple çekilebilirim.

İçinde bulunduğumuz dönemde Allah’a şükür fena gitmiyoruz, hedeflerimizi tek tek gerçekleştiriyoruz ancak gerek kurumsallığın oturması gerekse finansalların istediğimiz noktaya gelmesi için biraz daha zamana ihtiyaç var. Hayallerimiz büyük.

Şirketlerin ve sorumlu olduğum derneğin bana ihtiyacı var. Ben de ne gerekiyorsa yapmaya, gereken her türlü fedakârlığı göstermeye hazırım. Çok hoşlanmasam da bunun içinde basın aracılığıyla ön planda olmak da var. Çünkü Türkiye’de eninde sonunda ‘bu işin arkasında kim var’ diye soruyorlar. Bir de basındaki arkadaşlar haberi okutmak için hep ismi bilenen veya rating değeri yüksek olan kişileri odağa koyabiliyorlar.

Derneğimizin ve kurmuş olduğum şirketlerin ileride kendi isimleriyle var olmaları ve herkes tarafından takdir görmeleri en büyük arzumdur.

Tabii hayallerimizin ötesine geçerken “Saygı” ve “Vefa” gibi benim için çok önemli iki değeri de bu kuruluşların çalışanlarından ve paydaşlarından görmek isterim.

39- Gıda bankacılığını STK’lar mı yapmalı, belediyeler mi?

Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gıda bankacılığını STK’ların yapması gerekir. Gıda bankacılığı yapacak kurumların da tarafsız, şeffaf, dürüst ve sürdürülebilir olması gerekir.

Bu işlerin STK’lar tarafında yapılmasıyla belediyelerin bütçeleri de rahatlar. Sonuçta kamunun parayla aldığı ürünleri STK’lar ayni bağışlarla sağlayabilirler. Ancak belediyelerin varlığı da göz ardı edilemez. Belediyelerin esas işleri olan altyapı yatırımlarına odaklanmaları gerekir. Gıda bankacılığı yapan STK’lara da fiziksel lokasyon ve ulaşım gibi katkılarda bulunabilirler.

Esasında gıda bankacılığı gibi sosyal yardımlaşma araçlarının yükü çok ağırdır. Bu konuda bütün oyuncuların; yani öncelikle başı çekmesi gereken STK’ların, ardından belediye ve diğer kamu kuruluşlarının ve özel sektörün elbirliğiyle hareket etmesi gerekir.

40- Özel sektörün gıda bankacılığına katkısı ne olabilir?

Özel sektör gıda bankacılığına bağış yaparak katkıda bulunabilir. Bu nakit bağış da olabilir, ayni bağış da (ürün bağışı) olabilir. Ayrıca farklı ve yaratıcı modellerle de katkıda bulunabilirler. Mesela orijinal bir fikir olarak STK’da çalışacak bazı profesyonellerin bordro yükünü üstlenebilirler. Bence özel sektörün bütün oyuncuları, dünyamızı daha yaşanır bir hale getirmek için uğraşan STK’ların üstlendikleri zor misyonlara destek verecek klasik ayni ve nakit bağışlarının dışında yaratıcı mekanizmaları da kendilerince geliştirebilirler. Yeter ki istesinler.