Dalyan, Yeryüzünde Cennetten Bir Köşe

Bir seyyah olarak isteyebileceğiniz bütün güzelliklere sahip Dalyan ve kaldığımız butik otel Palmyra’da geçirdiğim olağanüstü bir hafta sonu tatili…

Geçenlerde çok bunaldığım bir dönemde,haftasonuüç günlüğüne Dalyan’a gittim. Oteliseçerken booking.com sitesindeki müşterilerin otel ratinglerine ve yazdıkları yorumlara bakarak karar verdim. Aradığım en önemli kriter hizmet kalitesi ve temizlikti. Bu kriterlere göre yüksek puanı almış olan oteli gözüme kestirdim: Palmyra Hotel.
Bir cuma sabahı, saat 7 uçağıyla Dalaman Havaalanı’na vardık. Sonrasında Dalyan’a gitmek üzere yola koyulduk. Bana anlatılanlara göre hakikaten muhteşem bir yere gidiyorduk. Otele vardığımızda – yüksek beklentilerimi bile aşan bir yerle karşılaştım.
Öyle bir yer düşünün ki, bir seyyah olarak isteyebileceğiniz bütün güzelliklere sahip olsun: Harika plajı, berrak denizi, muhteşem nehri, keyifli gölü, heybetli tepeleri, insana huzur veren yeşilliği, tarihe yön vermiş medeniyetlerin kalıntıları, çok çeşitli ve lezzetli yemek sunan restoranları, sağlık depolayabileceğiniz termal tesisleri ve misafirperver, pozitif insanları. Bir destinasyondan daha başka ne isteyebilirsiniz ki?
Otele vardığımızda otelin sahibi ve işletmecisi Serdar Bey girişte bizi karşıladı.
“Biz sizi dün sabah bekliyorduk,” diyerek söze başladı. Ben de kendisine iş yoğunluğundan dolayı tatilden bir gün kırpmak durumunda kaldığımızı söyledim. Serdar Bey bir iç çekerek, “Biz sizi burada nasıl ağırlayacağız,” dedi. Ben kendisine tam olarak ne demek istediğini anlamadığımı söylemem üzerine baklayı ağzından çıkardı. “Sizin kral daireniz bile bütün bu otelin büyüklüğüne eşit.” dedi. Ben de o sırada içimden, “Hay Allah, benim kim olduğumu nereden biliyor?” diye geçiriyordum. Bunun üzerine kendisine benim öyle lükse ve şaşaaya önem vermediğimi, önemli olanın iyi servis ve temiz bir otelde kalmak olduğunu anlattığımda biraz daha rahatladı.

Otelde geçirdiğimiz süre boyunca “Müşteriler genelde doğruları söyler.” düşüncemin bir kere daha doğru olduğunu gördüm. Booking.com’daki yorumlarda olduğu gibi samimi ve içten bir otel yönetimiyle karşılaştık. Otel yönetimi dediysem, öyle büyük bir kadro sanmayın. Butik oteli, yalnızca Serdar Bey ile eşi işletiyorlardı. Bir de sevimli mi, sevimli Mehmet Deniz adında 6 aylık bir bebekleri vardı. Odaları biraz küçük olmasına rağmen iyi işletme anlayışları ve hijyene verdikleri önem ve nehrin hemen kenarında yer almasından dolayı otelden gerçekten keyif aldığımı söyleyebilirim. Tabii bir de ilk günden itibaren tekne ayarlanmasının yanı sıra, birçok konuda bize yardımcı oldular. Bizi hep doğru yerlere yönlendirdiler.
İlk gün tekneyle İztuzu Plajı’na gittik. 7 km’lik bir sahile sahip olan İztuzu Plajı’nda yürümek, stres atmak için birebirdi. Dalyan’da yetişen taze nar suyunu içmenizi ise özellikle tavsiye ederim. Hem çok lezzetli, hem de çok faydalı. Plajda bir saat yürüdükten ve nar suyu içtikten sonra Kaunos Antik Kent’e gitmek üzere tekneyle yola koyulduk. Dalyan kanalından gittiğimiz bu kentin belgelenen tarihi 2 bin 800 yıl geriye gider ancak çok daha eski bir yerleşim yeri olduğu tahmin ediliyor. Çünkübirçok yerde yontma taş devrinden kalma taştan kesici aletler ve ok başlarınarastlamak mümkün. Bulunan belgeler ve kalıntılar, Kaunos’un bir zamanlar büyük bir ekonomik güç olarak kendi adına para basabilmiş egemen bir devlet olduğunu ortaya koymakta.
Kaunos’ta mutlaka görmeniz gereken yapılar ve yerler: Kent Surları, Akropol (kale ve şehir içi surlar), tiyatro, Anadolu’nun ilk ve tek kubbeli kilisesi, Roma hamamı, Palestra (spor okulu), tapınaklar ve kutsal alanlar, Agora (liman pazar yeri), Stoa (alışveriş ve toplantı merkezi), depo, liman çeşmesi, Mezar Anıtı (Monopteros), kent içi yolları, Çömlekçi Tepesi ve Küçük Kale. Henüz çıkartılmamış toprak altındaki eserler de düşünüldüğünde, antik kentin ne derece büyük ve önemli bir yerleşim alanı olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Kaunos’u gezerken harabelerin arasında dolaşıp atıştıran sevimli bir kaplumbağayla karşılaştık. Bu arada kaplumbağa demişken carettacaretta’lara da bir parantez açmadan geçmeyeyim.. Koruma altında olan ve dünyada çok ender bulunan bu sevimli kaplumbağaların yumurtlamak için Dalyan’a geldiklerini duyunca, “Bu kaplumbağalar işlerini biliyorlar, böyle muhteşem bir yeri neden seçtiklerini çok iyi anlayabiliyorum,” dedimiçimden. Dalyan ile bütünleşmiş olduklarındanbirçok yerde carettacarettaheykellerine ve sembollerinerastlayabilirsiniz. Ayrıca halk da bu konuda çok bilinçli ve kaplumbağaları ürkütecek hareketlerden özellikle kaçınıyorlar. İlk günüotelimizde balık keyfi yaparak tamamladık. İtiraf etmeliyim ki,tarihin ve tabiatın iç içe geçtiği böyle muhteşem bir manzarada yediğim çipura bana daha bir lezzetli geldi.

Ertesi gün, on saatlik bir uyku sonrasıson derece dinç bir şekilde kalktım. Normal şartlarda altı saat bile zor uyuyabilen biri olarak bu kadar uzun süre uyuyabilmem gerçekten mucize gibi bir şeydi. Tamam, çok yorgundum; ancak İstanbul’da da çok yorgun olduğum zamanlarda bile deliksiz bir uyku çekip böyle dinç kalktığımı hatırlamıyorum. Bu durumu bana yine otelin sahibi sabah kahvaltısında açıkladı.
“Burada oksijen manyağı olduk,” dedi. “İnsan burada acayip dinlenebiliyor, sessiz sakin ve bol oksijenli ortam herkesi fazladan uyutuyor,” dedi. Ben de bazen akşamları 10.00’da yatıyorum diye ekledi.
Enerji seviyem o kadar yerine gelmişti ki, yataktan kalkar kalkmaz spor ayakkabılarımı giydim ve Dalyan çevresinde koşuya çıktım. Sabah sabah kuş sesleri arasında, bir saat boyunca koşmaktan çok keyif aldım. Sabah kahvaltısındayken yağmur yağmaya başladı.
Sonrasındayeniden gezmek için Dalyan’a gittiğimizde kendimizi bir anda çok renkli bir pazarın ortasında bulduk. Cumartesi günleri burada belde pazarı kuruluyormuş. Son derece keyifli bir ortamdı. Pazarda bir süre dolaştıktan ve alışveriş yaptıktan sonra pazarın tam ortasında kalan bir yöresel restoranda Ege usulü gözleme, mantı ve börek yedik. Restoranın sahibi bizimle özel olarak ilgilendi. Bana, “Abi sen işten anlıyorsun galiba,” deyip yanıma geldi.Bana ilk olarak, mantıyı İngilizce olarak nasıl tarif edebileceğini sordu. Kendisine “Turkishravioli” diyebilirsin diye cevap verdiğimde ise, “Peki, doğruya doğru, yemekleri nasıl buldun?” diye sordu. Genel olarak her şeyin çok lezzetli olduğunu, ancak gözlemede daha az yağ kullanabileceklerini söyledim.Karşılıklı iyi niyet temennilerinden ardından restorandan ayrıldık.Sahile bakan bir kafede ise kahve keyfi yaptık. Sonra,yeniden tekneyleKöyceğiz Gölü’nün nehirle birleştiği yerekadar gittik. Tam o noktada bulunan bir tesiste, yağmur altında çamur banyosu ve termal havuz keyfi yaptık. Neşem iyice yerine gelmişti artık.
Akşam Beşiktaş – Galatasaray maçını izlemek üzere bir pubdayerimizi aldık. Tam en güzel yere oturduk, ne güzel maç keyfi yapacağız derkenne yazık ki, hava koşullarından dolayı maç ertelendi. Oradan ayrılıp bu kez, Dalyan’ın diğer ucunda bulunan bir balıkçıya gittik.

Ertesi gün ise daha farklı bir şeyler yapmak arzusuyla araba kiralayıp Köyceğiz göl kenarına gittik.Toparlar’daki şelaleye de gitmeye yeltendiysek de dağ yolunu çıkarken yolun ortasında adeta bir gölet oluşmasından dolayı aracı riske atmamak için otelimize döndük. Nehir kenarında son bir balık keyfi yapıpDalaman Havaalanı’nın yolunu tuttuk.
Havaalanı yolunda işle alakalı konuları düşünürken ve bana göre dünyanın en muhteşem şehirlerinden biri olan İstanbul’a dönerken bir yandan da “Yahu şimdi İstanbul’a gidilir mi?” diye hayıflanıyordum. Uçağın 3,5 saat rötar yapması stresimi daha da artırdı. Peki, neydi daha yoldayken özlemini duyduğum şey? Cevabını vermem fazla uzun sürmedi: “Huzurlu ve keyifli bir yaşam.”İşte en çok bu yüzden sevmiştim Dalyan’ı.

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için