“EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM” İŞTE BÜTÜN MESELE BU…

Son yazımda Türk sporundaki problemlerin çözümünün eğitimden geçtiğini yazmış, çocukların gençlerin eğitiminin yanı sıra, ebeveyn ve eğitici eğitimlerini de çok daha ciddiye almamız gerektiğini söyleyip bu konuda üzerime düşeni, elimden geldiğince yapmaya çalıştığımı eklemiştim.

Peki, elimden ne geliyor?

Hemen söyleyeyim. 38 yaşındayım. Okuldan sonra yaşam ritmim hep çok hızlı aktı. Başta aile şirketimiz olmak üzere bir çok kez kriz yönetimi yaptım. Hatta öyle zamanlar oldu ki, aynı anda 3-4 kriz yönettiğimi bilirim. Başta Kentbank olayı olmak üzere kendimizi birçok ağır krizin içinde bulup bir şekilde sorunları hep çözdük. İş hayatına da yine çok zor bir dönemde girdim. Yani bir anlamda ‘kış pilotuyum’ diyebilirim. İş hayatında uçmayı kışın ağır hava koşullarında öğrendim. Yaşadıklarımla ve yaptıklarımla belki de 50-60 yaşındaki iş adamlarının deneyimine sahibim. Artık bazı şeyler otomatikleşti bende. Bir şeye baktığım zaman neyin ne olduğunu ve nasıl düzeltilebileceğini veya düzeltilemeyeceğini, düzeltilebilecekse nasıl en iyi hale getirilebileceğini hemen anlayıp aksiyona geçebiliyorum.

Yaşım nispeten genç sayılır (beni ilk kez görenler hâlâ üniversitede master yaptığımı filan düşünüyorlar). Enerjim var, bu yaşta çok az insana nasip olabilecek tecrübem var, gençlere gerçekten değer veriyor ve onlara bir şeyler katmayı seviyorum. Dolayısıyla, deneyimlerimi bulduğum her platformda gençlere aktarmaya çalışıyorum.

Geçen sene, önemli bir çoğunluğu üniversitelerde olmak üzere 20 civarında konuşma yaptım. Türkiye dışındaysa Amerika, Kanada, İngiltere ve Brezilya’da konuşmalar yaptım. Hepsi çok farklı ve çok keyif aldığım deneyimlerdi. Ancak ne yalan söyleyeyim, beni en çok üniversitelerde yaptığım konuşmalar motive ediyor. Çünkü o gençlere baktığım zaman, bu çocuklar ülkemizin geleceği, diyorum. O yüzden gelen teklifleri programım el veriyorsa kabul ediyor, gençler için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Konuşma yaptığım üniversitelere örnek vermek gerekirse;

İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Kültür Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi, Dumlupınar Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Niğde Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi. Bunların dışında daha birçok üniversitede konuşma yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Elektrik, elektronik, endüstri, makine, çevre, orman mühendisliği öğrencilerine konuşmalar yaptığım gibi genel üniversite etkinliklerine de katıldığım oldu.

İşte size katıldığım etkinliklerden bazı görseller:

Ayrıca gençleri kırmayarak onlarla ilgili farklı kanallarda da çekimlerim oldu. Örneğin:

Üniversitelerde konuşmalarım aşağıdaki konu başlıklarını kapsıyor:
1- Yenilenebilir Enerji
2- Sürdürülebilirlik
3- Çevre ve İklim Değişikliği
4- Girişimcilik,
5- Sivil Toplum ve Sosyal Sorumluluk
6- Markalaşma
7- Aile Şirketleri

İşte size geçen sene farklı konferanslarda/etkinliklerde yaptığım konuşmalardan bir derleme: 

Yaptığım konuşmaların başlığı bazen aynı olsa bile içeriklerinde farklılıklar oluyor. Örneğin iki farklı mühendislik fakültesinde yapmış olduğum “yenilenebilir enerji” sunumlarından makine mühendislerine yaptığımda rüzgar enerjisine daha fazla ağırlık verirken, çevre veya orman mühendislerine yönelik olanıysa biyogaz veya biyokütle ağırlıklı bir sunuma dönüşebiliyor.

Sorular sorulması, hatta zorlayıcı soruların gelmesi hoşuma gidiyor. Karşılıklı yapıcı tartışmalardan ve birbirini ikna etmeden yanayım. O yüzden, bana gelen soruları çoğunlukla tek taraflı değil, sohbet havasında cevaplamaya çalışıyorum.

Ağır bir müfredattan geçen mühendislere mutlaka işin felsefesini ve büyük resmi anlatmaya çalışıyorum.
Kimi zaman hiç beklemediğim üniversitelerin öğrencilerinden çok iyi sorular gelebiliyor, bazen de kalitesi yüksek bir tartışma ortamı olur diye düşündüğüm üniversiteler beni hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ancak bütün üniversitelerde ortak payda ‘öğrencilerin duydukları heyecan, özellikle de sürdürülebilirlik alanında bir şeyler yapmak istemeleri, öğrenmeye olan açlıkları, yeniliklere ve teknolojiye olan olağanüstü ilgileri’ diyebilirim.

Bütün yaptığım konuşmaları ‘örnek genç liderlerin nasıl olması gerektiği’ konusuna değinerek sonlandırıyor ve özetle şunları söylüyorum:
‘Örnek Genç Lider’lerin aşağıdaki özelliklere sahip olmaları gerekir:

1- Dürüstlük: Dürüstlükten taviz vermeyin. Çünkü söylediğiniz bir yalan ileride ortaya çıkar ve hiç beklemediğiniz bir anda sizi vurabilir. Dürüst yaşam her zaman en doğru yoldur.

2- Çalışkanlık: Hedeflere ulaşmanız için çok çalışmanız gerekir. İstediğiniz kadar akıllı, zeki ve kabiliyetli olun, çalışmadan hiç bir şeyi başaramazsınız.

3- Çevrecilik: Yaşadığımız çevreye ve doğaya her zaman saygılı davranalım. Unutmayalım, doğal kaynaklar bize büyüklerimizden kalan miras değildir, bizden sonraki nesillere karşı sorumluluğumuzdur.

4- Vatanseverlik: Geldiğiniz yerle, vatanınızla her zaman gurur duyun. Kimsenin gereksiz yere eleştirmesine izin vermeyin. Ben Kanada’da okurken üniversitede Türk Öğrenci Birliği Başkanı’ydım. Şehirdeki en etkin kuruluştuk ve Montreal’de Türkiye’ye karşı yürütülen bütün propaganda faaliyetlerinde etkin lobi grupları karşılarında bizi bulurlardı. Derslerde Türkiye’ye laf atan olduğunda bizden hemen karşılık görürdü. Sizler de vatanınızla, bu toprakların insanlarıyla gurur duyun ve laf ettirmeyin.

5- Dünya vatandaşı olmak: Tüm bunları yaparken aynı zamanda ‘Dünya Vatandaşı’ olun. Bugün beni Dünya’nın neresine koyarsanız koyun, orada insanlarla iletişim kurabilirim. Çünkü ben insanlığın ortak dilini konuşuyorum. Farklı kültürlerden gelsek, farklı dilleri konuşuyor olsak da sonuçta hepimiz insanız ve insanlığın evrensel bir dili var. O evrensel dilde sevgi, saygı ve hoşgörü göstermek, empati kurmak, gülümsemek, mutlu olmak ve mutlu etmek var. Bunu yakalayın ve sahip çıkın. Herkes ile anlaşmaya bakın.

6- Atatürkçülük: Bu ülkenin temeli Atatürkçülüktür. Atatürk ve silah arkadaşları bu vatanı kurup bizlere armağan etmişlerdir. Atatürk’ü ve onunla birlikte bu ülkeyi kuran herkesi sevin, sayın ve onlarla ilgili daha fazla bilgi edinmeye çalışın.

7- Kendini sürekli geliştirme: İnsan her yaşta yeni şeyler öğrenebilir. Bu konuda kendinizi zorlayın. Asla yerinizde saymayın. Kendinizi sürekli geliştirmeye çalışın. Kendimden örnek vermek gerekirse, ben çok meşgul bir kişi olmama rağmen 30 yaşından sonra hafta sonları kursa giderek İspanyolca öğrendim. Bugün yaptığımla gurur duyuyorum. Çünkü İspanyolca sayesinde 22 ülkeden 500 milyonun üzerinde kişiyle iletişim kurabilecek durumdayım. İyi ki, zamanında kendimi zorlamışım ve bu dili öğrenmişim. Bu yaştan sonra da sürekli yeni şeyler öğreniyorum, çeşitli kitaplar okuyorum. Hiç boş durmayın, hayat kısa.

8- Empati kurabilme: Birbirinizi yargılayarak çatışma ortamı yaratmayın. Bir konuyu tartışırken sürekli empati kurun. Kendinizi karşı tarafın yerine koyun ve onun penceresinden bakmaya çalışın. Bu sayede karşılıklı iletişimi çok daha rahat yapabilirsiniz.

9- Farklılıklara saygı gösterme: Her insan birbirinden çok farklıdır. Aynı aileden bile çok farklı insanlar çıkabiliyor. Benim ikiz kardeşim var. İkiz kardeşim olsa da tip ve özellikle de karakter olarak hiç benzemiyoruz. O bana “Sen, nasıl benim kardeşim oldun” diyor, ben de ona “Gerçekten de biz nasıl ikiz kardeş olduk” diyebiliyorum. Düşünün, aynı anne karnından 10 dakika arayla iki kardeş doğuyor ve uzaktan yakından alakaları yok. Bir de aynı ülkede yaşayan insanları gözünüzün önüne getirin. 80 milyon farklı insan. Hepimizin karakteri farklı, farklı bir geçmişten geliyoruz, farklı ilgi alanlarımız var. Karbon kopya gibi birbirimizin aynısı olamayız, bu doğa kanunlarına da aykırı. Esasen, farklılık zenginliktir. Birbirinizi kırmayın, tam tersine bu zenginliğin keyfini çıkarın ve birbirinize sahip çıkın.

10- İş ve özel hayatında düzgün olmak: Sonradan para sahibi olmuş, çok zengin adamlarla tanıştım. Bunların bir çoğu genç yaşta bu noktaya gelmeyi başarmışlardı. Ondan sonra yatlar, katlar, kadınlar vb. İnanın bana, bu hayatın bir sonu yok. Bir noktadan sonra mutlaka duvara tosluyorlar. Sonuç ise ciddi bir hüsran oluyor. Siz ne yapın edin, mütevaziliği, insanlara iyi davranmayı, hem özel hem iş hayatınızda düzgün tavrınızı elden bırakmayın. Bir gün çok popüler olsanız da bu durumun sizi bozmasına izin vermeyin.

Yaptığım en son konuşma Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde gerçekleşti. Gerek organizasyon ve misafirperverlik, gerek öğrencilerin katılımı ve ilgileri, konferans sırasında ve sonrasında sordukları sorular, gerekse şehrin güzelliği bu konuşmayı şimdiden favorilerim arasına soktu bile. Konferansın sonunda Eskişehir’deki diğer bir yükseköğretim kurumu olan Osmangazi Üniversitesi’nden iki öğrenci yanıma gelerek “Bizim üniversitemizde de konuşma yapar mısınız?” diye sordular. Ben de “Bu güzel şehrin güzel insanlarına konuşma yapmaz mıyım?” dedim ve gülümseyerek “Tabii ki gelirim” dedim.

Bir sonraki durağım ise işlerim sebebiyle her hafta gittiğim Ankara’da ikinci kez davet edildiğim Başkent Üniversitesi olacak. Bu arada beni derinden etkileyen ve üzen Ankara’daki patlamalar nedeniyle de memleketçe başımız sağ olsun, diyorum. Umarım bu olaylar artık son bulur. Yazık oluyor ülkemize, vatandaşlarımıza.

Şahsen ülkenin kalkınması ve sosyal sorunların çözümlenmesi için de elimden geleni yapmakta olduğuma inanıyorum. Şimdiden illerde, şehirlerde ve ilçelerde sorunlara büyük oranda çözüm olabilecek çok önemli bir modeli yaratmış durumdayız. Göreceksiniz, dünya çapında yayılma potansiyeli olan bu model ileride birçok ülke tarafından uygulanacak. Menşei Türkiye. Bizlerden çıktı.

Bir sonraki yazım, Kurucu Başkanı olduğum Temel İhtiyaç Derneği’nin ‘Destek Projesi’ ile ilgili olacak. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere…

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için