Kendi kapımızın önünü süpürmek

Güzel memleketimizde kronikleşmiş birçok sorunu tek bir kişinin düzeltmesine imkân yok. Ancak herkes kendi evini düzenler, kendi kapısının önünü süpürürse bir şeyler toplu olarak değişmeye başlar. Bu yazımda genelde iş çevremde yaşadığım birtakım yanlışlıkları ve bunları nasıl ele alacağımı sizlere aktaracağım. Öncelikle işyerimizin dışındaki ortamla başlayalım.

1- Sosyal girişimcilikte doğru yaklaşım

Sosyal girişim konusu bu ara çok revaçta. Herkes bunu konuşuyor, aksiyona geçen veya geçmeye çalışan birçok genç var. Basında farklı mecralarda da sürekli sosyal girişimle ilgili yazılara tanık oluyoruz. Bu yazıların bazılarında yanlış bilgilendirme (dezenformasyon) olabiliyor. Yani bence sosyal girişimin kriterlerini karşılamayan ticari kuruluşlar, sosyal girişim olarak tanıtılabiliniyor.

Benim görüşüm ise STK ve sosyal girişim konularında Türkiye’nin sayılı uzmanlarından Uygar Özesmi’nin görüşlerine birebir uyuyor:  

Sosyal girişimin, klasik girişimlerle ortak yönleri olmakla birlikte, farklı birçok noktası var. Girişimcilik, bir bireyin veya bir grubun örgütlenme ile değer yaratması, kârlı bir işi başlatması veya büyütmesi, piyasaya yeni bir mal ya da hizmet sunmasıdır. Sosyal girişimcilik de aynen girişimcilikte olduğu gibi sorun ve fırsatları fark eder, risk alır ve yenilikçi yollarla çözüm geliştirir.

Aradaki farkların en önemlisi ticari girişimin kâr; sosyal girişimin sosyal fayda odaklı olmasıdır. Bir diğer önemli fark ise, ticari girişimlerde taklit ve modelleme hoş karşılanmazken; sosyal girişimde amaç toplumsal fayda olduğu için modelleme, etki alanının olabildiğince yayılması için önemli ve istenen bir araçtır.

Sosyal girişim, sorunun değil çözümün parçası olmayı amaç edinmiş, birey ya da topluluklar tarafından fark edilen sorunlardan fırsatlar yaratan, yenilikçi fikirlerle yerel kültürü temel alan, kâr yerine sürdürülebilir yeterli gelirin konduğu, toplumun bir bölümü veya tamamı için -yani doğa ve doğadaki insan dahil bütün canlılar için- değerlerin yaratıldığı örgütlenmedir. Sosyal girişimcilik dünya için sorumluluk almayı gerektirir. Bu nedenle sosyal girişimcilik bir çeşit aktivizmdir de...

Sosyal Girişimcilik konusunu detaylandıracağım yeni bir blog yazısı ayrıca yazacağım.

2- Tartışmanın ego savaşı haline gelmesi

Sürdürülebilirliği ön plana çıkaran birçok çalışmanın içinde yer alıyorum. Eğitim düzeyinin yüksek olduğu bu ortamlarda bile çıkan tartışmalar ego savaşına dönebiliyor. Bazı tartışmalara doğal olarak herkes kendi bakış açısını yansıtıyor. Ancak karşı tarafa saygı duymadan kendi tezinde ısrar edenler tartışmanın sürekli patinaj çekmesini sağlıyorlar. Hatta ince ince hakaret bile edebiliyorlar. Yani anlayacağınız entelektüel düzeyin yüksek olduğu yerlerde bile insanlar kendini kaybedip illa benim dediğim doğruyu ispatlamak için çarpıtılmış bilgileri dile getirip ısrar edebiliyorlar. Ben tartışmalarda genelde kendimi kaybetmeden doğru bildiklerimi söylemeye hiç duygusala girmeden devam ediyorum. Bu da egosu yüksek karşı tarafı daha da kızdırıyor.

Eğitimli ve topluma ciddi katkısı bulunabilecek kişilerin kendi egolarını kontrol altına alabilecekleri özel eğitimlerden geçmeleri gerekiyor. Kimi bunu meditasyonla, kimi yogayla, kimi nefes eğitimiyle kimi de sporla gerçekleştiriyor.

Kontrolü kaybetmemek ve sevgi, saygı çerçevesini bozmamak için kendi yönteminizi belirlemenizi tavsiye ederim.

3- Gereksiz polemiğe girmek

Akyaka’ya tatile gitmişim. Kafamızı dinleyip kitesurf yapılan ortamda sevdiğim arkadaşlarımla güzel vakit geçireceğiz. Bir akşam oranın meşhur balık restoranı Olta’da mezelerin keyfini çıkarırken, nereden çıktığını anlamadığım bir konuda tartışma başladı. Tartışmanın konusu, enerji, maden, STK (ve hatta Soma) olunca ben de tartışmayı sürdürdüm. Çok hâkim olduğum ve birebir bildiğim konularda yalan yanlış konuşulunca düzelttim, ben düzelttikçe karşı taraf iyice zıvanadan çıktı ve hakaret etmeye başladı. Hakaret işin içine girince işin şekli değişti. Herkes çocuğu uyardı, sonunda benden özür diledi. O çocuğun arkadaşı bir kişi yine de bana yüklenmeye devam etti, onu da masadaki diğer arkadaşlar susturdu. Çok keyifli olabilecek bir akşamın tadı tuzu kaçtı. Bu durumlara özel hayatımda ve işte rastlıyorum.

Benim tartışmalarda genel tavrım, konuyu bilmiyorsam, bir şeyler öğrenmek için karşı tarafı dinlemeyi tercih ederim. Konuyu biliyorsam, hâkimsem, sonuna kadar söylediklerimin arkasında olur ve yanlışları düzeltirim. Herkese de bu ilkelerle tartışmaya girmelerini tavsiye ediyorum.

4- Trafikte yaşanan sıkıntılar

Çekmeköy’deki ofisimizin önünden Şile yolu geçiyor. Bizim ofise gelmek için de yan yola girmeniz gerekiyor. Otobanın hemen kenarında olan ofisimizin önündeki yan yolda arabalar otobandaki araçlarla yarış eder gibi gitmeye devam ediyor. Bu konuda ciddi sorun yaşamaya başladık. Çünkü kamikaze gibi giden otobüsler, minibüsler ve çoğunlukla işyerlerine ait araçlar bizim ofisin önünden çıkan araçlara birkaç kez çarptılar. Hatta bir kaza çok sert oldu, Allah’tan kimseye bir şey olmadı. Ofisin arkasındaki ara yollarda da yine sürücüler çok hızlı kullanıyorlar. Oralarda da maalesef hepimizin yüreğini ağzına getiren kazalar yaşadık. Bu konuda gerekli önlemleri sürekli aramızda konuşuyoruz ancak yine de bizim dışımızda araçları fütursuzca çok hızlı kullananları düzeltmenin tek yolu ülkemizde toplu bilinci artırmak. Bunun için de belki bir nesil geçmesi gerekiyor. Yazık.

Nesil değişmesini beklemeden bu sıkıntıyı gidermenin bir başka yolu da teknoloji. İnsansız giden araçların piyasaya çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Hasta ruhlu birçok kişinin elinden o direksiyonu başka türlü alamazsınız. Teknolojik gelişimin hızlanması için şahsım adına elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.

Şimdi kendi işyerimizde çalışanlarımızdan örnekler verelim:

5- Sıranın önüne geçmeye çalışmak

İşyerinde olduğum zaman herkes gibi ben de yemekhaneye inip sıraya girerek yemeğimi alırım. Bir gün yine iş yerinde sıraya girdiğim bir anda çağrı merkezi çalışanlarından biri tam tepsiye uzanacağım sırada hızla önüme girdi ve herkesin önüne geçiverdi. Ben de kendisine “Öne geçmeden önce izin istemen gerekir” dedim. Beni tanımadı, hışımla döndü ve “Burada arkadaşım var, o sırayı tutuyordu, onun yanına geldim” dedi. Ben de “Böyle durumlarda usul 2 saniyede hemen arkadaki kişiden izin istemektir” dedim. Suratıma garip garip baktı. “Bundan sonra bu görgü kurallarına uymaya çalış” dedim ve arkadakileri daha fazla bekletmemek için “Hadi devam et” diye ekledim. O sırada arkadaşları kim olduğum konusunda kızı uyarmış olmalılar ki başka bir şey demeden devam etti. Tüm şirketlerin CEO’su olmasaydım muhtemelen benimle tartışmaya devam edecek ve üste çıkmaya çalışacaktı.

Bundan sonra da çağrı merkezinin ve diğer şirketlerin İK yöneticilerini arayıp bu çocuklara görgü kuralları ve usulü öğretmek gerektiğini söyledim. Gerekli çalışmalara başladılar.

6- Asansöre biri inmeden binmeye çalışmak

Ofiste ve Türkiye’de asansörü olan herhangi bir binada sürekli karşılaştığım bir sorun. Asansörün içinden çıkmadan insanlar girmeye çalışıyorlar. Bu esasında çok basit bir kural. Önce bekle, insanlar asansörden çıksınlar, ondan sonra içeri gir. Aksi takdirde hep kaos oluyor. Bu basit konuyu da ofisteki eğitimlerde ele alacağız.

7- Birbirine selam vermemek

Bu genel bir sorun. Herkes bir karış suratla yürüyor, selam vermeden birbirinin yanından geçiyor, asansöre biniyor. Oysaki gelişmiş ülkelerde herkes birbiriyle selamlaşır. Bu karşılıklı selamlaşma ve iletişim her açıdan iyi olur. Birincisi karşındakine saygı duyduğunu gösterirsin. İkincisi pozitif enerjiyi artırır, psikolojik açıdan herkese iyi gelir. Son olarak da konuşacağın bir konu varsa onu başlatman daha kolay olur. Az önceki asansör örneğinden yola çıkarsak; sabahları asansöre binerken “günaydın”, asansörden çıkarken de “iyi günler” demek uygun düşer.

8- Toplantı veya telefonların gereksiz uzaması

İşyerinde mustarip olduğum konulardan biridir. Önceleri ayıp olmasın diye kesmiyordum, artık konunun uzadığını hissettiğim anda müdahale ediyorum. Aynı konuları tekrar tekrar konuşmak ve lafı uzatmak hem zaman kaybı hem de enerjinizi aşağıya çeken bir hareket tarzı. Bazı kişiler klasik tabiriyle giriş-gelişme-sonuç üçlemesine sadık kalmaya çalışıyorlar. Ancak o giriş bölümü öyle bir uzuyor ki konunun aslından çok daha fazla zaman alabiliyor. Ya da gelişme bölümünde hep aynı konuları yineleyip patinaj yapanlar oluyor. En sonunda çoğunlukla “Tamam anladım, bunu demek istiyorsun, çözüm önerin ne?” diye müdahale ediyorum.

9- Kraldan çok kralcılık

Buna çok rastlıyorum. Birine yetki veriyorsunuz. Kendini kaybedebiliyor. O kibar, efendi insan bir anda astığım astık kestiğim kestik birine dönüşebiliyor. Bu hiç hazzetmediğim bir davranış tarzı. Bunu gördüğüm anda müdahale ederim. Önce iki kez kibarca uyarırım. Aynı davranışlara devam ederse, hiç tereddüt etmeden ya yetkilerini alırım ya da işten çıkarırım. Sonuçta hepimiz insanız, birinin bir diğerine kötü davranmayı ve üstünlük taslamayı kendinde hak olarak görmesi çok yanlış bir davranış tarzı.

10- Kadınlara saygı

Cumhuriyetin kuruluşundan beri eski nesiller hep kadını önde tutmuşlar, gereken saygıyı göstermişler. Yeni nesle baktığımızda kadınlara maalesef gereken saygıyı göstermiyoruz. Annelerimiz, eşlerimiz, kızkardeşlerimiz, ablalarımız, babaannelerimiz, anneannelerimiz hayatımızın her yerinde kadınlar çok önemli bir yer teşkil ediyor. Kadın olmazsa erkek de olmaz. Onlara gereken saygıyı mutlaka göstermemiz gerektiğini şirketlerimizde çalışan erkeklere eğitimlerde anlatacağız. Buna bir yerden geçerken yol önceliğini kadınlara vermekle başlayalım.  

Doğal olarak önce herkes kendi evini düzenlemesi gerektiğinden şirketlerimizde kurum içi eğitimlere ağırlık vereceğiz.

Bir de ileride zaman bulunca aklına ve fikrine güvendiğim kişilerle birlikte bir yaşam rehberi hazırlayacağım. Yol gösterici bu rehberde yaşama dair öngörebildiğimiz her şey yer alacak. Bunun da detaylarını ileride paylaşacağım. Bu yaşam rehberini ileride herkesin kullanımına sunacağız.

Sevgi ve sağlıcakla kalın…

 

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için