Soma Faciası ve ilk kalkınma projemiz

Ülkemiz tarihinin en büyük can kaybıyla sonuçlanan iş ve madencilik kazası olan Soma Faciasının ardından üzerimize düşenleri yapabilmek üzere yola çıktığımızda, Temel İhtiyaç Derneği’nin (Tider) ilk yöresel kalkınma projesini hayata geçireceğimizi henüz bilmiyorduk.

2014 senesinin Mayıs ayıydı. Dernekte yeniden yapılanma işlemlerini tamamlamış, genel kurulu yapmış ve yeni tüzüğümüzü geçirmiştik. 2 gün sonra ise 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa ilinin Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan facia meydana geldi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Vardiya değişimi sırasında meydana gelen patlama ve yangın sonrası 787 işçi yer altında mahsur kaldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız 17 Mayıs günü yaptığı açıklamada, toplam 301 kişinin hayatını kaybettiğini ve içeride kimse kalmaması sebebiyle kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı.

Bu sırada biz ne mi yapıyorduk? Herkes gibi biz de şoke olmuştuk. Temel İhtiyaç Derneği’nin işlerini bırakıp ne yapabileceğimizi tartıştık hemen. Elimizde birçok imkân vardı ve yardım çalışmalarına bir an önce başlamak istiyorduk. Sonunda harekete geçtik ve 15 Mayıs’ta Soma’ya gittik. İlk giden ekibin içinde derneğin yöneticilerinden Selen, onun yanı sıra bize her zaman gönüllü olarak destek veren ve ileride uzun vadeli çalışmak isteyeceğimiz Ezgi, uzun yıllar öncesine uzanan dostluğumuza dayanarak güven duyduğum, aynı zamanda derneğin yönetim kurulunda olan dostum Alp ve iki arkadaşı da yer almaktaydı.
Soma’ya girişimiz hiç de kolay olmadı. Jandarma bütün girişleri kapatmıştı. Bizi de durdurdular. 34 plakalı bir aracın içinden 6 kişi çıkınca iyice işkillendiler. Biz, Soma’da tanıdıklarımızın olduğunu ve Somalı madenci kardeşlerimizin ailelerine destek olmak istediğimizi belirttik. Onların yanından Somalı bir tanıdığımız olan rüzgar enerjisi teknikeri Kenan’ı aradık. Sağ olsun geldi ve jandarma komutanına amacımızı tekrar anlattık birlikte; Somalı kardeşlerimize yardım etmek istediğimizi söyledik. Sonunda Kenan’ın da referansıyla içeri girme izni alabildik. Ancak bize “Soma’nın içine girmeyin. Buradan Kınık’a gidin” dediler. Biz de çalışmalara güvenlik aracını takip ederek geldiğimiz Kınık ilçesinde bulunan Köseler Köyü’nden başladık.

Arabada giderken yol boyunca tartışıp durmamıza rağmen, ne yapabileceğimizi bilmiyorduk hâlâ. Sonunda bir modele karar verdik. Hepimizin aklına yatan yöntem, önce vefat eden madencilerin ailelerine gidip ihtiyaçlarını belirlemek, hemen akabindeyse bu yardımları hızlı bir şekilde onlara ulaştırmak şeklindeydi. İhtiyaçları belirlerken listemizi 3 kategoriye ayırdık: Ayni yardımlar, çocuklara ve gençlere burs, meslek edindirme.

Ayni yardımlar zaten bizim işimiz. Derneğimiz gıda firmaları tarafından kurulduğu için elimizde bir çok gıda ürünü bulunmakta. Ancak, biz gerçekten neye ihtiyaç varsa onu Soma’ya ulaştırmak istediğimiz için önce sorup ihtiyacı belirleme, sonra da bunları karşılama yoluna gitmeyi kararlaştırdık. Doğru bir strateji belirlemiştik çünkü konuştuğumuz kişiler birçok kuruluştan ihtiyaçlarından çok daha fazla gıda yardımı aldıklarını ve gıda istemediklerini belirttiler. Bunun yerine, genç yaşta vefat eden madenci kardeşlerimizin bebekleri için bizden çocuk bezi talep ettiler daha çok. Biz de talep edilen ürünleri bir hafta içinde yerlerine ulaştırdık.

Okul çağına gelmiş çocuklar ve gençler için de Darüşşafaka ve TOG gibi ilgili kuruluşlarla temasa geçtik ve elimizdeki bilgileri onlarla paylaştık. Bu ailelerin çocuklarına burs verilmesi için aracı olduk. Okul çağındaki çocuklar için başka işler de yaptık. Örneğin Amadeus firmasının bağışladığı bilgisayarlar sayesinde Soma’daki iki okula bilgisayar laboratuvarı kurduk.
Son olarak, iş bulmak isteyen madenci yakınlarını çevredeki fabrikalara yönlendirdik. Örneğin, Keskinoğlu Tavuk fabrikası gibi mavi yakalı istihdama ihtiyacı olan kuruluşlara çalışmak isteyen kişilerin listesini verdik, mülakat ayarladık.
Mayıs’ta başladığımız çalışmaları artık noktalamaya yaklaştığımızda, Ağustos ayının bir günü dernekten Selen yanıma geldi ve ‘Çalışmalarımızın neredeyse sonuna geldik. Ancak, benim içim rahat değil. Oradaki kadınlar için bir şeyler yapmamız lazım.’ dedi.

‘Evet’ dedim, ‘köylerde gördüğümüz kadınların durumu hiç de iç açıcı değil. Ne yapabiliriz?’

‘Bilmiyorum’ dedi Selen, ‘Belki bir kırsal kalkınma projesi geliştirebiliriz.’

‘Hangi konuda ve hangi köyde yapalım?’ diye sorduğumda ‘Bilemiyorum’ dedi, ‘Sizin bir fikriniz var mı?’

Ben de bilemiyordum. ‘İstersen’ dedim, ‘bu soruyu Soma ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşlara sorabiliriz. Bir çalıştay düzenleyelim mi?’

Selen bu fikri benimsedi ve konuşmamızın ardından işbaşı yaparak Manisa ve İzmir bölgesinde tanışıklığımız olan bütün kurum ve kuruluşlara yazılar yazdık. Ayrıca, İstanbul’daki STK’larla temasa geçtik. 5 Eylül 2014 tarihinde İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaklaşık 15-20 kurum ve kuruluşun katıldığı bir çalıştay organize ettik. Bu toplantıya Soma kaymakamı da katıldı. Genel konuşmalardan sonra grup çalışmalarına başladık ve ilk toplantılarımızın ardından Soma’nın köylerinde neler yapılabileceğini sıraladık. Sonrasında bütün çalıştay bir araya toplandı; sıraladıklarımızı indirgedik ve yapılabilecekleri oylamayla beş ana başlıkta topladık.

Çalıştay sonrasında köylerde arazi çalışması yaptık ve kadınlar arasında bir anket düzenledik. Bu anket çalışmasını bizzat Selen ve gönüllümüz Yasemin (Mürsaloğlu) gerçekleştirdi. Onların anlattıklarına göre kırsal kalkınma projesine en hevesli olan ve muhakkak birşeyler yapmak isteyen köy Soma’nın Yırca köyü idi. Hatta, öyle ki köyün kadınları burada toplantı yapacağız diyerek erkeklerden kahvehaneyi boşaltmalarını istemiş. Kahvehanede gerçekleşen toplantıdaysa kadınlar en çok ‘sabun’ yapmayı talep etmişler. Yırca köyünün kadınları gerçekten de yüksek enerjili, genelde şen şakrak ve özgüvenleri yüksek kadınlar. Çalışmanın başlarında kadınlardan biri şakalaşırken “Kömürün isi, sabunun misi” deyince projenin projenin sloganını da bulmuş olduk. Ayrıca, markalaşma sürecinde de bir kadın ismi koyalım diye konuşurken projeye en çok emeği geçmiş üç kadından ikisinin adlarının ‘Yasemin’ olduğunu düşünürken Yasemin’in anlamına baktığımda “zeytingillerden bir bitki” olduğunu öğrendim ve bingo! Hem Yırca köyünün ana geçim kaynağı zeytin olduğu, hem de dediğim gibi en çok emek veren kadınlardan ikisinin de adı olduğu için ‘Yasemin’ ismini kullanmayı önerdim. Kabul gördü ve ‘Yasemin’ bizim kurumsal kimliğimiz oldu. Bu arada, geçtiğimiz ay derneğimizde göreve başlayan genel sekreterimizin isminin de Yasemin (Uyar) olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Şansımız hep Yasemin’lerden yana…

Kurumsal kimliğimiz Yasemin

Tüm bu çalışmaların sonucunda Soma’nın Yırca köyünde sabun üretimine karar verdik. İnci Akü’nün kurmuş olduğu İnci Vakfı, Genel Sekreteri Berkin Yarar liderliğinde projeye sahip çıktı ve ilk sermaye için gerekli hibeyi verdi. Eğitmen olarak Yasemin Tutal gönüllü oldu ve sağ olsun, kadınlara bu işin bütün detaylarını öğretti. Son olarak gönüllümüz Yasemin Mürsaloğlu köyde 2,5 ay kalarak sistemi kurarak düzeni oturttu. Selen ve Tider ekibinin geri kalanı da İstanbul’dan gelerek ona destek verdi.

Projenin başında Yırcalı kadınlarla çektirdiğimiz ilk fotoğraf.

Derneğimizin iktisadi işletme bağlantıları sayesinde Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), Morhipo, Unifree (Duty Free’nin işletmecisi) gibi kuruluşlar vasıtasıyla yüksek hacimli satışlar gerçekleştirdik. Projenin yazılı ve görsel medyada da büyük ilgi görmesiyle her taraftan destek yağdı.

Görsel basına bir örnek. CNN Türk haberini izleyebilirsiniz.

Bir yıllık zaman zarfında 42.000 adet sabun satışı yaparak 34 Yırcalı kadının 200.000 TL’nin üzerinde gelir elde etmelerini sağladık. Çalışmalarımıza Türk Psikologlar Derneği de destek verdi. Sahada Psikolog Çiğdem Yumbul’un önderliğinde Yırcalı kadınlarla mülakatlar yaptılar. Elde ettikleri bulgular son derece olumluydu. Zeytin ağaçlarını kaybetmenin travmasını bizim sabun projesi sayesinde birkaç ayda atlattılar.
2014 Eylül ayında çalıştay ile başladığımız ve Kasım ayında üretime koyulduğumuz süreçte birinci yılı doldurduktan sonra tüm operasyonu Yırcalı kadınlara devretmenin zamanı geldi. Biz de bu devir işlemini 2016 senesinin Şubat ayında sonuçlandırdık. İşte projeyi anlatan videomuz:

 

Bu projeyle ilgili üzerimize düşen görevi böylelikle tamamlamış olduk. Bundan sonra başka kalkınma projesi yapar mıyız? Neden olmasın. Ancak, dernek olarak önceliğimizi ‘Destek Projesi’ne verdik. Çünkü şehirlerimizin ‘Destek Projesi’ne çok ihtiyacı var. Destek Market ve Destek İK’dan oluşan Destek Projesi ile ilgili de Mart ayı içerisinde bir yazı yazacağım. Ancak, önceliğim beni rahatsız eden bir konu hakkında ve bir anlamda Atatürk’ün “ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” sözünün bize anlattıklarıyla ilgili bir yazı kaleme almak. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için