Her gün başka bir fiyaskoyla uyanıyoruz. Yaşananlar adeta bir kâbus gibi. Son dönemde Trump’ın sebep olduğu ardı arkası kesilmeyen rezaletlerden aklıma ilk gelenleri sıralayalım:
1) Hiçbir uluslararası meşru karar veya dayanak olmadan bir devlet başkanını ülkesinden eşiyle birlikte zorla kaçırmak (her ne kadar bu devlet başkanı halkına eziyet eden ve bir suç makinesine dönüşmüş biri olsa da bu tip aksiyonlardan önce mutlaka bir hukuki dayanak şart).
2) Sürekli Grönland’in ismini dillendirip Grönland’i alacaklarını açık açık söylemesi ve bununla ilgili pazarlığa girişmesi. Burada o kadar saçma sapan manipülasyon yapılıyor ki, konuyu en iyi Jon Stewart “The Daily Show”da özetlemiş: https://www.instagram.com/reel/DTdqaKdDlOo/?igsh=MTRkOXpiMGx2NDI0eg==
3) Bir gün Kanada’yı da ABD’ye katacaklarını söylemesi (Üniversiteyi Kanada’da okumuş ve Kanada’yı ikinci ülkesi olarak gören biri olarak bu söylemler bana da dokunuyor, gıcık oluyorum),
4) Avrupa’nın sürekli aşağılanması (her ne kadar Avrupalılar Türklere çok kötü davransalar da Asya ve Avrupa’nın kesiştiği bir coğrafyadan gelen biri olarak bu söylemler beni de sinirlendiriyor). Bir Avrasyalı olarak bu olanlardan bir ders çıkarıp bizim coğrafyanın koruma kalkanının oluşturulması gerektiğini düşünüyorum.
5) Türkiye cumhurbaşkanını “Benim sözümden çıkmaz, ne dersem yapar” diye aşağılaması. Her ne kadar ülke içinde siyasi görüşlerimiz farklı olsa da bir tehlike anında Türkler birleşir. Başka bir deyişle, Türkleri hafife almaması gerektiğinin ve biraz olsun dünya tarihi konusunda bilgilendirilmesinin şart olduğunu düşünüyorum.
6) Çoluk çocuğa tecavüz çetesinin kurucusu aşağılık insan Epstein’in yakın arkadaşı olmasını ve 18 yaşından küçük kızlara yeltendiğinin hatırlatılmasını hiç de üstelememesi, ancak bir taraftan da bu konuda yapılan hamleleri başkanlık koltuğunun verdiği güçle savuşturması.
7) Şu anda ölüm kalım savaşının içinde olan Ukrayna’nın Devlet Başkanı Zelenski’yi kendi makamında çocuk gibi azarlaması ve “Neden takım elbise giymiyorsun?” diye saçma sapan şeyleri gazetecilerin önünde dillendirmesi. Daha da kötüsü Zelenski’ye “Putin’in taleplerini kabul et” diye baskı uygulaması.
8) Bir gazeteciyi benim evime 15 dakika uzaklıkta İstanbul Levent’teki Suudi Başkonsolosluğunda öldürtüp parçalara ayırma emrini veren katil Suudi Prens Muhammed Bin Selman’ı Beyaz Saray’da en yüksek protokolle karşılayıp, kamuoyu önünde varlığı tartışılan prensi övgülere boğması.
9) Nobel Barış Ödülü’nü saplantı derecesinde isteyen ancak bu ödülü alacak son kişi olan Trump’ın ödülü almayınca çocuk gibi “küstüm ama oynamıyorum” diyerek Avrupa’ya hemen Grönland resti çekmesi ve kendisi yerine ödülü alan Kolombiyalı muhalefet lideri Machado’yu da “Ülkesine liderlik edecek kapasitesi yok” diyerek aşağılaması.
10) En kötüsü kendi halkının üzerine “ICE” (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza, yani İngilizce “Immigration and Customs Enforcement”ın kısaltması) adlı ABD İç Güvenlik Bakanlığına bağlı bir federal kolluk kuvvetlerini salması ve ICE’da çalışanların hukuk dışı göçmenlik statüsünde olanları bulup “Ülkeden atacağız” söylemleriyle hareket ederek halkını öldürmeye başlaması.
11) ABD’yi kapalı bir kutu haline getirmek adına Meksika’yla ABD arasında duvar örmesi ve tüm ticaret partnerlerine yüksek vergi koyması. Trump’ın dedesi Almanya’dan ABD’ye göçen bir Alman, eşi Melania Trump da (orijinal adı Melanija Knavs) Slovenyalı bir göçmen olmasına rağmen “göçmenlere nefret” politikasını gütmesi ve halkını sürekli göçmenlere karşı kışkırtması.
Zaten konuyu en iyi ünlü komedyen Jim Fallon kendi şovunda özetledi. Trump’ın yapabileceği en çılgın şeyin Meksika Körfezi ismini değiştirmek olacağını düşünürken yanılmışız, Trump’ın 1. yılının dolduğu bir günde yaptığı şeylere bakalım diyerek konuyu özetlemiş (sonunda bir twist var): https://www.instagram.com/reel/DTwkpi8jpXY/?igsh=MXhxZWpzdzB0cTljcQ==
Özet halinde kurtuluş reçetesi
Şimdi gelelim ABD’nin kurtuluş reçetesine. Yaşanan sorunların çözüm yollarını özet halinde aşağıda aktaracağım.
1) Göçmenlik (Kaçak göçmenlik): ABD’ye göçü ülkeyi izole ederek ve ICE görevlilerini halka saldırtarak önleyemezsin. Stratejik olarak ABD’ye göçü durdurmak istiyorsan Meksika’dan başlayarak en fazla göç aldığın ülkelerin sorunlarını çözmen gerekiyor. Burada ana prensip “İnsanlar kendi ülkelerinde mutlularsa senin ülkene neden göç etsinler?” O yüzden Meksika’dan başlayarak en fazla göç aldığın ülkelerin ana sorunlarını çözmek sorunun kaynağına inmek ve kökten çözmek anlamına geliyor. Somut bir örnek vermek gerekirse; Meksikalılar kendi ülkelerinde geçim sıkıntısı yaşamazlarsa ABD’ye asla göç etmeyi düşünmezler. Bu kadar basit. Yoksa duvar yapmışsın, göç edenlere caydırmak için şiddet uygulamışsın, hiçbir faydası olmaz. İnsanlar yaptığın duvarın altına çukur, tünel kazar yine ABD’ye kaçak olarak girerler. Ya da şiddet uygulanan göçmenler bir şekilde kendilerini toparlar toparlamaz yine ABD’ye kaçak yolla girerler. Bu insanların başka seçeneği yok.
2) Üretimin kaybolması: ABD’de artık üretim yapılamıyor. Çünkü ABD’de üretim yapmak aşırı pahalı. İşçilik gibi klasik operasyonel kalemleri robotlarla ve otomasyonla çözmek gerekiyor. Yani ABD’de fabrikaları ful otomatize yapmak şart. Geri kalan diğer pahalılık içeren unsurları da tek tek mercek altına alıp sorunun kökenine inip çözmek ve ABD’nin tekrar üretim yapabilen bir ülke haline gelmesini sağlamak gerekiyor. Zihninizde canlandırmanız açısından arazi örneğini verebilirim. Fabrikanın yapılacağı arazi fiyatları çok pahalı olabilir. ABD devletinin (Federal veya Eyalet) üretim yapacaklara gerekirse bedava arazi vermesi gerekir. Yeter ki üretim geri dönsün, üretici ve girişimciler desteklensin.
3) Uzay teknolojileri: ABD gibi bir ülkenin uzay teknolojilerine daha fazla odaklanması gerekiyor. İnsanlığın atlama eşiği uzaydır. Bir de yaşadığımız gezegenimiz Dünya dışında insanların bir B planı yok. Gezegenimizi de hızla yok etme potansiyeli taşıdığımız için (iklim krizleri, nükleer risk vb.), insanların mutlak başka gezegenlerde yaşayabilmenin yollarını araması gerekiyor. ABD de bu konuda liderlik rolünü üstlenebilir, kendi başına veya diğer ülkelerle iş birliği içerisinde uzay misyonlarını gerçekleştirebilir. Bu şekilde ülkenin sahip olduğu fazla enerjiyi ve imkanları da silahlanma gibi insanlığın sonunu getirecek kötü işlere yönlendirmek yerine insanlığın kalibresini değiştirecek güzel işlere odaklayabilir.
4) Silahlanma (İç ve dış tehdit için): ABD’de ülke içinde silahlanmanın haddi hesabı yok. Ülkede özellikle bazı eyaletlerde neredeyse silahı olmayan yok. Bunun sonucunda da ülke içinde sürekli okul basmalar, insanların silahlarla toplu katledilmesi gibi vahim olaylar yaşanıyor. Buna bir dur demek lazım. Tüm ülkede silah satışı yasaklanmalı. Güvenlik güçleri dışında silah kullanımını yasaklamak gerekiyor.
Ayrıca ülke dışında da ABD, ordularına sağlam kaynak aktaran ve sürekli güçlendiren Rusya ve Çin gibi ülkelerle güç yarışında, bu nedenle silahlanmanın boyutunu durmaksızın artırıyorlar. ABD’nin global çapta bir fikir birliği sağlayıp orduya aktarılan kaynakları vatandaşlarının eğitimine, refahına ve sağlığına harcaması gerekiyor. Ayrıca silahlanmanın en uç noktası olan nükleer silahları da herkesin anlaştığı bir platformda yok etmek gerekiyor. Büyük risk taşıyan nükleerin, dünya dışına çıkarılması ve sadece uzayda yolculuk için kullanılması amacı taşıması gerekiyor. Nükleerden silah yaratma nosyonunu sonlandırmanın zamanı geldi.
5) Dış politika: ABD’nin dış politikası zaten iyi değildi bana göre, Biden ve Trump döneminde iyice yerlerde sürünmeye başladı. Bir kere ABD’nin dost ülkelere sürekli kazık atma ve arkadan vurma gibi aksiyonları gelenek haline geldi. Türkiye’den örnek verebilirim. Onlarca yıldır ABD’nin dostu olan, Kore savaşında ciddi askeri birlikler yollayarak ABD’nin arkasını sürekli kollayan, iyi ilişkilerini ve samimi dostluğunu sürdüren bir ülkenin yüzüne gülüp, arkadan yüz binlerce insanın canına mal olmuş bir terör örgütünü ve Türkiye karşıtı komşularını onlara silah vererek, askerlerini eğiterek ve finansal olarak desteklemezsiniz. Artık yüzüne gülüp arkadan vurma devrinin sonlandırılması gerekiyor. Bu konularda aktif rol alan dış işleri ve istihbarat yetkililerinin aldıkları aksiyonlardan sorumlu tutulup işlerine son verilmesi lazım. Bu stratejileri kim oluşturuyorsa, uzun vadede ABD’nin aleyhine işleyen olaylar zincirini tetiklediklerinin farkında bile değiller. Alın size yeşil kuşak gibi saçma sapan bir strateji. Komünizmi vuracağız diye tüm İslamcı teröristleri destekleyen ABD, bir de bakmış terör örgütleri kendi ülkesine saldırıyor. Bu işlerde ‘bumerang etkisini’ hiç düşünmüyorlar. “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” stratejisinin ne kadar yanlış olduğunu ve yarattıkları canilerin kendi ülkelerinde katliam yapma potansiyelini nasıl hiç hesaba katmadılar, aklım almıyor. Tam bir geri zekalılık, vizyonsuzluk ve küçük düşünme. Hadi dostunuz Türkiye’ye davranış şeklinizi bir kenara koyduk. Peki kuruluşunuzdan beri sadece dostluk gördüğünüz Kanada’ya neden böyle davranıyorsunuz? Güçlü olunca her yol mübah mı?
6) Bireysel ve üstünlük kurma kültürü: Bireysellik ABD’yi içten içe kemiriyor. Aileler çocuklarını 18 yaşından sonra kapının önüne koyuyorlar. Türkiye gibi Akdeniz kültüründe ise aileler hayat boyu çocuklarının yanındalar. İnsanlar sürekli bir sosyal ortamın içindeler. Bu sosyal ortam insanların saçmalamasını ve bunalıma girmelerini önleyebiliyor. Bu bireysel kültür yüzünden dünyada en fazla depresyonda olan (dolayısıyla en fazla antidepresan kullanan) ve intihar oranları çok yüksek bir ülke, ABD.
Ayrıca ABD’nin ülke olarak herkese tepeden bakma gibi bir kültürü oluşmuş durumda. Ülkenin DNA’sına işlemiş bu kafa yapısına basit bir örnek vereyim. Basketbolun en büyük organizasyonlarından biri olan NBA’de bir takım şampiyon olunca o takımı “World Champion” yani dünya şampiyonu ilan ediyorlar. NBA’in açılımı ne? National Basketball Association yani Ulusal Basketbol Birliği. Adı üzerinde “ulusal” diyorlar ancak NBA şampiyonunu dünya şampiyonu ilan ediyorlar. Neden? Çünkü NBA takımlarını kimse yenemez diye düşünüyorlar. En iyi takımlar açık ara bizde diyorlar. Peki onlara şunu sormak lazım. NBA şampiyonu hiç Avrupa takımlarıyla final maçı oynadı mı? Olimpiyatlarda kendilerine rüya takımı diyen Amerikalıların zaman zaman yenildiklerine tanık olduk. Maçı oynamadan kendini nasıl dünya şampiyonu ilan edebiliyorsun?
Ülkeyi bu kibir kültüründen kurtarmak gerekiyor. Bunun için eğitim sistemini mütevazı, ayakları yere basan, icrayı iyi yapan ve sonuç odaklı, mutlu bireyler yetiştirmek üzerine yeniden kurgulamak gerekiyor.
7) Eğitim: Eğitim demişken, eğitim sistemini baştan aşağıya değiştirmeleri gerektiğinin altını çizmek isterim. Eğitim bir ülkenin uzun vadede kalkınmasının ve liderlik pozisyonunu sürdürebilmesinin yegâne katalizörüdür. Bakın Çin’e. Öyle bir eğitim sistemleri var ki, Çin okullarında taviz vermeden kolektivite (takım oyunu), çalışkanlık, saygı, mütevazılık ve iş bitiricilik aşılanıyor. Böyle eğitilen bu çocuklar büyüyünce Çin ekonomisinin dinamosu haline geliyorlar. Bu söylediklerim mavi yaka veya beyaz yakalılar için geçerli. Ülkede inanılmaz bir kollektif disiplin var. ABD’ye bir bakalım; orada ise saldım çayıra Mevla’m kayıra üslubu ve umursamazlık var. Güçlü bireyler yetiştirme misyonuyla hareket eden ABD eğitim sistemi psikolojik sorunları olan, büyüdüğünde hiçbir işe yaramayan gençler yetiştiriyor. Bu söylediklerim çoğunluk için geçerli. Bir de Trump yönetiminin nefret ettiği göçmenler olmasa, ABD’de girişimcilik ve kalkınma bitme noktasına gelir. Eğitim sistemini baştan ele alıp örnek alınmak istenen ülkelerin karmasını oluşturan yeni bir sistem ortaya çıkarılabilir. Dünyadaki tüm sistemlerin en iyi tarafları alınarak oluşturulacak bir sistem uzun vadede ABD’yi tekrar şaha kaldırır.
8) Karbon salınımı ve sürdürülebilirlik: Karbon salınımının kişi bazında ve toplamda en yüksek olduğu ülke açık ara ABD. Hem kendi ülkelerinin hem de tüm dünyanın atmosferinin içine ediyorlar. Buna bir dur demek gerekiyor. %100 yenilenebilir enerji, fosil yakıtlarının hammadde olarak kullanılması, ful elektrifikasyon gibi hedefleri belirleyip eyleme geçmeleri gerekiyor. Dünyayı sürekli kirleten ve insanlığın sonunu getirebilecek iklim krizini tetikleyen bir ülke konumundan karbon salınımını eksiye çeken ve bu konuda tüm ülkelere örnek olan bir ülke haline getirmek gerekiyor ABD’yi.
9) Irkçılık ve ayrımcılık: ABD’deki ırkçılık ve ayrımcılığın boyutu açık ara en yukarıda. Bu uğurda iç savaş yaşamış, milyonlarca vatandaşını kaybetmiş, büyük testlerden geçmiş ABD’de ilerleme kaydedilmiş olsa da, ırkçılık ve ayrımcılık bir türlü önlenemiyor. Güvenlik güçlerinin taviz vermeyen, empati yoksunu ve şiddet yanlısı davranışları da olayları önlemek bir yana, tam tersi alevlendiriyor. Bu sorunun kısa vadede çözümü ırkçı veya ayırımcı olan insanların liderlik pozisyonlarına getirilmelerinin önlenmesi (burada liyakatin ana kriter olması gerekir), uzun vadede çözümü de yine eğitim sisteminden geçiyor.
10) İleri demokrasi: Dünya’nın bir çok yerinde demokratik sistemler patlak veriyor. Genelde ülkeleri hep halkı kandıran, sürekli yalan söyleyen, manipülasyon yapan ve kendi kişisel menfaatini gözeten kötü karakterler idare ediyor. Bu durum maalesef bize “hep iyi işleyen bir demokratik sistem” diye gösterilen ABD’de de oldu. Bu kötü karakter ve insanlık düşmanı liderlerin başa gelmemesi için demokratik sistemlere ayar vermek gerekiyor. Bu konunun detaylarını daha sonra bir başka blog yazısında ele alacağım ancak size şimdilik tüyo olarak aklımdakileri şu cümlelerle özetleyebilirim: Hem seçmen tarafında, hem de seçilen tarafında çok net kurallar koymak gerekiyor.
Ülkelerin ve hatta ABD gibi bir ülkenin tüm dünyanın kaderini etkileyen bu seçimlerde oy kullanacakların ve yine bu oylarla seçilenlerin de belli kriterleri karşılaması gerekiyor. Bir başka deyişle, oy kullanabilme hakkı ve seçilebilme hakkının kazanılması şart. Bu kriterleri karşılayamayanlar oy kullanamaz veya seçilemez diye sisteme ayar vermek şart. Aksi takdirde, toplumda eğitim düzeyi ve ahlaki değerleri düşük bir çok suça karışmış kişiler, kendileri gibi suça karışmış, vizyonsuz ve menfaatçi liderleri seçmeye devam ederler, ülkeler de oradan oraya savrulurlar. Olan yine o ülkelerde yaşayan iyi insanlara olur. Bu durumu ABD dahil, bütün ülkelerde değiştirmek gerekiyor.
11) Ülkeler arası iş birliği: ABD’nin kendini kapatmak yerine tam tersine açması lazım. Ülkeyi kalkındıracak her türlü uluslararası iş birliklerinin teşvik edilmesi, stratejik ortaklık kavramının yeniden ülkeye kazandırılması gerekir. Daha bariz bir örnek vereyim. Çin’le kavga etmek yerine devletler nezdinde bir anlaşmaya imza atıp Çinli ve Amerikalı şirketlerin konumlarını netleştirmek ve bunu bir takım oyunu haline getirmek gerekiyor. Bu minvalde herkes kendi rolünü gerçekleştirirse, dünyadaki düzen de sağlanmış olur. Ana amaç tüm dünya vatandaşlarının refahını ve sağlıklı bir yaşam sürmelerini sağlamaktır.
Kanada Başbakanının tarihi sözleri
Tüm bu özet çözüm önerilerimi sizlerle paylaştıktan sonra sözlerimi Kanada Başbakanı Mark Carney’in Davos zirvesine damga vuran konuşmasıyla bağlamak istiyorum. Duygu ve düşüncelerime tercüman olan bu konuşmanın özetini https://www.instagram.com/reel/DTxrI6Ck-qX/?igsh=NDQzdzl6ZmQzbzhz linkinde izleyebilirsiniz. Carney diyor ki:
“Uluslararası kurallara dayalı düzen hikayesinin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. Kuralların güçlüye her zaman işlemediğini, ticaret kurallarının herkes için eşit çalışmadığını, uluslararası hukukun, sanık ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını biliyorduk. Ama bu kurgu işimize geliyordu. Özellikle de Amerikan hegemonyasını sosyal faydalar, açık deniz rotaları, istikrarlı bir finansal sistem, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkları çözme mekanizmalarına destek sağlıyordu. Bu yüzden biz de bu tarafta yerimizi aldık. Ritüellere katıldık. Söylenenlerle yapılanlar arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik. Bu pazarlık artık işe yaramıyor.
Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız. Son yıllardaki finans, sağlık, enerji, jeopolitik alanındaki krizler aşırı küreselleşmenin tehlikelerini ortaya koydu. Son zamanlarda büyük güçler, ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladı. Tarifeleri kart olarak kullandılar. Finansal altyapıyla zorbalık yaptılar, tedarik zincirlerini zayıflık olarak görüp istismar ettiler. Entegrasyon, sizin boyun eğmeniz anlamına geliyorsa, artık karşılıklı fayda yalanına sığınamazsınız.”
Liberal demokrasinin ve küreselleşmenin sonunun konuşulduğu ve dünyada hegemonya krizinin şiddetlendiği bu günlerde Carney’nin ifadeleri bildiğimiz dünya sisteminin sonunun geldiğinin açık ifşası olarak öne çıkıyor.
ABD’nin finansal ve askeri gücünü sonuna kadar sömürüp kendi çaplarında menfaat elde etmek isteyen Trump yönetimi şimdi hapı yuttu. Önceki ABD yönetimlerinde de bir sürü sıkıntı ve yapılan hatalar vardı. Ancak Trump yönetiminin ardı arkası kesilmeyen kritik hatalarından sonra ok yaydan çıkmışa benziyor. Yukarıdaki önerilerimi umarım bir gün ABD’li yetkililer değerlendirip doğru yola doğru evrilirler. Aksi takdirde ABD’nin sonunu görmemiz yakındır.




