Kamunun suçlu üretme potansiyeli

07/11/2026

Yorum Yok

86 Görüntülenme

11 dakika

Geçen yazımda suçu körükleyen medyadan bahsetmiştim. Bu yazımda kurucusu olduğum Moka Ödeme Kuruluşu’nu İş Bankası’na satarken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en önemli ve saygın kurumlarından biri olan Merkez Bankası’nın onay sürecinde yaşadığım olayları paylaşacağım ve Merkez Bankası’nın 3 eski başkan yardımcısının ciddi suçlamalarla devam eden adli süreçlerine değineceğim.

2014 senesinde kurmuş olduğumuz Moka Ödeme Kuruluşu’nu 2021 senesinde İş Bankası’na satmıştık. 2020 senesinin ikinci yarısında İş Bankası’ndan son teklifleri alıp anlaştıktan sonra süreci tamamlamak için gerekli son adım için yetkili Devlet Kurumu’ndan izin almamız gerekiyordu. Esasında Ödeme Kuruluşlarından sorumlu kurum zamanında BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) idi. 1 Ocak 2020 tarihi itibarıyla ödeme ve elektronik para kuruluşlarına ilişkin yetkiler BDDK’dan TCMB’ye (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) geçti. Dolayısıyla biz de satışın resmiyet kazanabilmesi için Merkez Bankası’yla temasa geçtik.

Bunun için gerekli başvuruları yaptık ve süreci takibe başladık. Ben şahsen süreci bizzat takip ediyordum. Hatırladığım kadarıyla ilgili departmandan detaylı inceleme yapıldı, sonrasında departman onayına gitti. Bu süreci nispeten kısa bir süre içinde yaklaşık 1 ayda geçtik. Sonrasında Ödeme Kuruluşlarından sorumlu departmanın ilgili Merkez Bankası başkan yardımcısında her ne hikmetse takılı kaldık. 2 ay boyunca neredeyse her hafta Merkez Bankasını arar durumda buldum kendimi. İlgili başkan yardımcısıyla görüşmek istedim. Sonunda kendisine ulaştım.

Emrah Şener’le diyaloğumuz

Bu süreçte elbette bu kişiyi kendi kendime aramıyordum. Eskiden beri tanıdığımız Merkez Bankası’nda üst düzey yöneticilik yapmış eski bürokratlardan tavsiyeler alıyordum ve onların yönlendirmeleriyle hareket ediyordum. Sonunda Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Emrah Şener’le görüşme yapabildim. Aramızda şöyle ilginç bir diyalog geçti (tabii aradan yıllar geçti, hatırlayabildiğim kadarını aktaracağım):

ꟷ Merhabalar, öncelikle tanıştığımıza memnun oldum. Vaktiniz için teşekkür ederim. Ben Moka Ödeme Kuruluşu’nun kurucusu ve ana hissedarı Serhan Süzer. Moka’yı 2014 senesinde kurduk ve aradan geçen yıllar boyunca özellikle Sanal POS ve Web POS alanlarında başarılı çalışmalar yürüttük. Şirket büyüdü. Son 6 aydır İş Bankası’yla satış görüşmelerini yürüttük ve sonunda fiyatta anlaştık. Son aşamada onay için Merkez Bankası’na geldik. Kendi iç süreçleriniz tamamlandı ancak sizin departmandan başvurumuz bir türlü çıkmadı. 3 aydır bekliyoruz. Başvurumuzun onay süreci ne durumda? Bu süreci hızlandırabilir miyiz, bunu sizinle bizzat konuşmak istedim.

ꟷ Başvurunuzdan haberimiz var. Bu süreçler o kadar kolay olmuyor. En zorlu kısmı da başvuruyu yapan tüzel kişiliklerin araştırılması. Malum sektörde bir sürü sahtekarlık oluyor. Herkesin iyi araştırılması gerekiyor. Bu da zaman alıyor.

ꟷ (Gülümseyerek ben) Anlıyorum ama firmayı alan da satan da Türkiye’nin tanınan kuruluşları veya mensupları. Türkiye’de 3 nesildir 1952 senesinden beri faaliyet gösteren, kendi sektörlerinde başarılı işlere imza atmış Süzer Grubu’nun sahibi Süzer Ailesi’nin bir mensubu olan Serhan Süzer’in yani benim kurduğum Moka’yı, Türkiye’nin en büyük ve prestijli bankalarından biri olan İş Bankası’na satıyoruz. Burada araştırmada takıldığınız tam olarak nedir?

ꟷ Takıldığımız bir şey yok ancak her şeyi detaylı inceliyoruz. Bu da zaman alıyor. Biz bu görevi BDDK’dan bu senenin başında yeni devraldık. Sektör karışık ve bir sürü komplikasyon var. Her şeyi araştırmamız gerekiyor.

ꟷ Anladım. Peki size yardımcı olmak için başvuruda sunduğumuz evraklara ek olarak ne araştırmak ve öğrenmek istiyorsanız bize direkt sorun, biz de size her türlü bilgi ve belgeleri hemen ulaştıralım. Böyle yaparsak sizi de rahatlatabiliriz.

ꟷ Bizim kendi tarafımızda yaptığımız tetkikler var. Bunun dışında herhangi bir bilgiye ihtiyacımız olursa bizim departmandan … Bey (ismini hatırlayamıyorum) sizi arar.

ꟷ Tamamdır, teşekkürler. Neye ihtiyacınız varsa lütfen benle veya genel müdürümüz Selim Bey’le direk temasa geçin. Mümkünse lütfen süreci hızlandıralım. Toplamda 4 aydır görüşmelerimiz devam ediyor ve sizin departmanda bir şekilde takıldığımızı hissediyoruz.

ꟷ Böyle bir durum yok. Gereken bir şey olursa arkadaşlar sizinle temasa geçerler.

ꟷ Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Biz de Moka’yı emin ellere sattığımızı düşünüyoruz. Umarım İş Bankası Moka’yı satın aldıktan sonra daha da büyüterek Türkiye ödeme kuruluşları ekosisteminin gelişmesine ciddi katkıda bulunacak. Umarım uluslararası platforma da açılırlar.

ꟷ Sektörün nasıl gelişeceğini hep beraber göreceğiz.

ꟷ Tamamdır, o zaman. Ben … Bey ile temasta olmaya devam edeceğim. Bu süreci bu sene sonuna kadar tamamlamak dileğiyle. Tekrar teşekkürler, iyi günler.

ꟷ Bakacağız. İyi günler.

İsteksiz tavır ve amiyane üslup

Bu konuşmada beni şaşırtan iki unsur oldu. Birincisi benimle sanki zorla oraya sürüklenip getirilmiş ve konuşmaya hiç istekli değil gibi konuşuyordu. Gerçi araya Merkez Bankası’nın eski üst düzey yöneticileri girdiği için mecbur kalmış olabilir ama yine de ses tonu çok isteksizdi. Sonuçta Merkez Bankası olarak ödeme kuruluşlarını düzenlemek ve denetlemek görevleri. Ben de ödeme kuruluşlarında ilk beşte olan ve sektörde bilinen bir kuruluşun kurucusuydum.

İkinci de üslubu enteresan geldi. Benimle birazda sokak ağzıyla konuşuyordu. Belki de ben kendi kendimi beklentiye soktum. Aklımda hep eski bürokratların üslupları vardı. Eskiden bırakın Merkez Bankası gibi Türkiye’nin en prestijli kurumlarından birini, herhangi bir devlet kurumunda yöneticilik yapanların hep jilet gibi tarzları ve üslupları olurdu. Saygı uyandırırlardı. Onlarla iletişimdeyken insanın içinden önünü ilikleyerek konuşmak geçerdi. Bu Atatürk Cumhuriyeti’nin bir mirasıydı. Ancak bu kültür zamanla yozlaştı ve bambaşka bir hal aldı. Bu sokak ağzı üslupları ortaya çıktı.

Sonuçta bu konuşmalar işe yaradı. Benim dışımda İş Bankası da Merkez Bankası’nı arıyordu. Moka’nın satışı için onayı 2020 senesinin son ayında alabildik. 2021 Ocak ayında da son imzaları tamamlayıp satışı sonuçlandırdık.

Her şeyden önemlisi güven

Şimdi gelelim Merkez Bankası’nın neden bu kadar önemli ve prestijli bir kurum olduğuna. Öncelikle Merkez Bankası’nın güvenilirliğinin en önemli özelliği olduğunun altını çizmek isterim. Merkez bankacılığında para kadar önemli olan şey güvendir. Merkez Bankası:

“Enflasyonu düşüreceğim.”
“Para politikasını teknik kriterlerle yöneteceğim.”
“Finansal sistemi istikrarlı tutacağım.”
dediğinde piyasanın bu kuruma inanması gerekir.

Bir ülkenin merkez bankasının geçmiş üst yöneticilerinin art arda mali suç soruşturmalarında görünmesi, suçlamalar TCMB dönemine ait olmasa bile, kurumun itibarına dolaylı zarar verebilir.

IMF’nin merkez bankası şeffaflık çerçevesinde de; kurumsal yönetişim, hesap verebilirlik ve şeffaflık merkez bankası etkinliğini destekleyen unsurlar olarak kabul ediliyor.

Görevi kötüye kullanım giderek yaygınlaşıyor

Tüm bunları söylemişken benim Moka’nın satışında yaşadığım tecrübeyle bugünkü konjonktürü birleştiriyorum ve şahsen olanlara üzülüyorum. Bu arada Merkez Bankası’nda ve Devlet’in bütün kurumlarında hala Atatürk ilkeleriyle yetişmiş, çağdaş ve dürüst arkadaşlar var. Bunu biliyorum. Hepsi birbirinden değerliler. Zaten onlar olmasa devlet bana göre çökerdi. Ancak farklı farklı sahtekârlıklar yapan, görevini kötüye kullanan ve kamu zararına neden olan bürokratların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Benim de Moka’nın satışında denk geldiğim eski Merkez Bankası başkan yardımcı Emrah Şener’in dışında diğer başkan yardımcıları Erkan Kilimci ve Taha Çakmak da soruşturmaya tabii oldular. Görev dönemleri şöyle:

İsim Merkez Bankasındaki görevi Başkan yardımcılığı dönemi
Emrah Şener TCMB Başkan Yardımcısı ve Para Politikası Kurulu üyesi 2 Eylül 2016 – 28 Temmuz 2023.
Erkan Kilimci TCMB Başkan Yardımcısı ve Para Politikası Kurulu üyesi 13 Mayıs 2016 – 28 Ağustos 2018. Daha önce, Haziran 2013’ten itibaren TCMB Piyasalar Genel Müdürü olarak görev yaptı.
Taha Çakmak TCMB Başkan Yardımcısı ve Para Politikası Kurulu üyesi 14    Ekim 2021 – 28 Temmuz 2023.

Bu isimlerle ilgili soruşturmalar açıldı, tutuklamalar oldu. Soruşturmaları da birbirinden ayırmak gerekiyor:

• Emrah Şener:
Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) ihale ve hizmet alımlarındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin dosyada adı geçiyor; Mart 2026’da hakkında iddianame düzenlendi. Savcılık iddianamesinde ağır suçlamalar var. TCMB bu dosyada şikâyetçi (Bkz: https://www.aa.com.tr/tr/gundem/merkez-bankasinin-sikayetci-oldugu-bkmdeki-usulsuzluk-sorusturmasinda-9-supheliye-iddianame/3867603).

• Erkan Kilimci: Sermaye piyasası işlemlerine ilişkin fon soruşturması kapsamında 25 Eylül 2026’da tutuklandığı bildirildi. TCMB’den ayrıldıktan sonraki sermaye piyasası faaliyetleriyle bağlantılı soruşturma yapıldı. Kilimci, Tera Finansal Yatırımlar Holding’de Başkan Vekili ve CEO idi ve 18 Eylül’de görevlerinden ayrıldı (Bkz: https://gazeteoksijen.com/ekonomi/fon-sorusturmasi-eski-merkez-bankasi-baskan-yardimcisi-erkan-kilimci-tutuklandi-290676).

• Taha Çakmak: Fon soruşturması kapsamında hakkında mal varlığı tedbiri ve yurt dışına çıkış yasağı uygulandığı, ardından yeniden gözaltına alındığı haberleştirildi. Türkiye Sigorta’daki dönemine ilişkin fon/mevduat işlemleri ve menfaat sağlama iddiaları soruşturuluyor (Bkz: https://www.aa.com.tr/tr/gundem/sermaye-piyasasi-islemleri-sorusturmalarinda-gozaltina-alinan-15-zanli-tutuklandi/4099450).

Ciddi suçlamalarla soruşturma açılan üç Merkez Bankası Başkan Yardımcısının imzaları paramızın üzerinde duruyor.

Bu üç isim arasında, ödeme kuruluşlarıyla ilgili alandan sorumlu başkan yardımcısı Emrah Şener’di. Şener’in 2021 ve 2023 tarihli akademik yayınlarındaki görev tanımında, Ödeme Sistemleri ve Finansal Teknolojiler Genel Müdürlüğü ile Finansal İnovasyon Genel Müdürlüğünden sorumlu olduğu açıkça belirtiliyor (Bkz: https://hstalks.com/article/6754/mind-the-gap-digitisation-and-payment-systems/). Emrah Bey’in o dönemde bana söylediği “Sektörde çok büyük sahtekarlıklar oluyor, her şeyi çok detaylı incelememiz gerekiyor, o yüzden sizin süreciniz de zaman alıyor” söylemini düşününce “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demek geliyor insanın içinden.

Ben bunu nasıl yorumluyorum?

Bence mesele kişilerin tek tek suçlanmasından daha büyük bir kurumsal yönetişim meselesine dönüşmüş durumda.

Üç eski başkan yardımcısının birkaç yıl arayla farklı finansal dosyalarda adli süreçlere konu olması, doğal olarak “Türkiye’nin en kritik ekonomik kurumlarından birinin üst yönetimine kimler, hangi kontrollerden geçirilerek atanıyor?” sorusunu gündeme getiriyor. Merkez bankası başkan yardımcıları yalnızca bürokrat değildir; para politikasına, finansal sistemin işleyişine ve çok hassas bilgiye erişimi olan kişilerdir. Dolayısıyla bu makamlar için mesleki yeterlilik kadar etik geçmiş, çıkar çatışması riski ve kişisel bütünlük de kritik olmalı.

Ancak dosyaları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Emrah Şener dosyası daha problemli

Emrah Şener dosyası diğerlerinden daha doğrudan TCMB açısından problemli.

Şener dosyasındaki iddialar, TCMB’nin ana hissedarı olduğu BKM’deki ihale ve yönetim süreçleriyle doğrudan ilgili. İddianamede, Şener’in bazı kişilerin BKM yönetimine getirilmesi ve bazı şirketlere iş verilmesi üzerindeki rolüne ilişkin çok ciddi iddialar bulunuyor. Savcılık 9 sanık için çeşitli suçlardan hapis cezası talep etti ve dava görülmeye başladı (Bkz: https://aa.com.tr/tr/gundem/merkez-bankasinin-sikayetci-oldugu-bkmdeki-usulsuzluk-sorusturmasinda-9-supheliye-iddianame/3867603).

Ortaya çıkaranlardan biri Merkez Bankası

Bununla birlikte kurumsal açıdan önemli bir olumlu nokta da var:

Dosyayı ortaya çıkaran taraflardan biri TCMB’nin kendisi.

TCMB’nin iç incelemeleri sonucunda suç şüphesi oluşmuş ve banka savcılığa başvurmuş. Yani burada “kurum suçu örtmeye çalıştı” şeklinde bir tablo değil, en azından sonradan iç kontrol mekanizmasının çalışarak adli süreci tetiklemesi söz konusu (Bkz: https://www.aa.com.tr/tr/gundem/merkez-bankasinin-sikayetci-oldugu-bkmde-usulsuzluk-sorusturmasinda-7-zanli-tutuklandi/3719920).

Bu ayrımı önemli buluyorum.

Kilimci ve Çakmak dosyaları farklı

Erkan Kilimci’nin soruşturması TCMB’de görev yaptığı dönemdeki bir işlemden ziyade, Merkez Bankası’ndan ayrıldıktan sonra Tera Grubu’ndaki faaliyetleriyle bağlantılı görünüyor. Kilimci, soruşturma öncesinde Tera Finansal Yatırımlar Holding CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili idi.

Taha Çakmak için de benzer bir ayrım var. Soruşturmadaki iddialar ağırlıklı olarak Türkiye Sigorta’daki yöneticilik dönemine ilişkin. Basına yansıyan iddialar arasında Türkiye Sigorta kaynaklarının bazı Tera fonlarına yönlendirilmesi ve bununla bağlantılı şahsi işlemler bulunuyor. Ancak bunlar şu anda soruşturma iddialarıdır, bugün itibarıyla kesinleşmiş mahkeme kararı değildir (Bkz: https://www.ekonomim.com/gundem/son-dakika-turkiye-sigorta-eski-genel-muduru-taha-cakmak-yeniden-gozaltinda-haberi-926618).

Üç eski TCMB başkan yardımcısının daha sonraki dönemlerde farklı mali suç soruşturmalarına konu olması, Türkiye’de üst düzey finans bürokrasisinin seçimi, etik denetimi ve kamu–özel sektör geçişleri konusunda ciddi sorular yaratıyor.

Kamu-özel arası hızlı geçiş büyük sorun

Bence en önemli sorun: “Revolving door.” Yani kamu–özel sektör arasında hızlı geçiş.

Bir kişi; Merkez Bankası / BDDK / SPK gibi kritik bir kurum → finans şirketi / fon şirketi / sigorta şirketi hattında hızla hareket ettiğinde, doğrudan bir usulsüzlük olmasa bile çıkar çatışması riski doğabilir.

Burada sorun şudur:

Kişi kamudayken elde ettiği bilgi, ilişkiler ve karar süreçlerine ilişkin avantajlarını daha sonra özel sektörde kullanabilir mi?

Veya kamuda görev yaparken gelecekte çalışabileceği kurumlarla ilişkilerinden etkilenebilir mi?

OECD bu nedenle üst düzey kamu görevlileri için cooling-off period, yani kamu görevinden ayrıldıktan sonra belirli süreyle ilgili özel sektör pozisyonlarına geçiş kısıtlamalarını önemli bir bütünlük aracı olarak görüyor. OECD’nin 2026 Türkiye değerlendirmesi de Türkiye’de çıkar çatışması düzenlemelerinin uygulama ve izleme tarafındaki zayıflıklara dikkat çekiyor (Bkz: https://www.oecd.org/en/publications/anti-corruption-and-integrity-outlook-2026_0c8910f8-en/turkiye_b3e66709-en.html).

Bence sistem açısından çıkarılması gereken ders

Burada yapılması gereken esas reform cezaları artırmaktan çok önleyici kurumsal mekanizmaları güçlendirmek olmalı.

TCMB, BDDK, SPK, kamu bankaları, kamu sigorta şirketleri ve benzeri kritik finans kurumlarının en üst yöneticileri için daha güçlü “fit and proper” (uygun ve yeterli) kontrolleri; düzenli malvarlığı ve çıkar çatışması beyanları; ilişkili taraf işlemlerinin bağımsız denetimi; kamu görevinden ayrıldıktan sonra belirli finans kuruluşlarına geçişte etkin bir bekleme süresi; bağımsız etik komitesi ve ihbar mekanizması gibi önlemler düşünülebilir. OECD de çıkar çatışması yönetiminde beyan, görevden çekilme, erişim kısıtlaması ve kamu–özel sektör geçişlerinin denetlenmesini temel araçlar arasında sayıyor.

Sonuç

Ben bu tabloyu “Merkez Bankası’nda sistematik suç işlendiğinin kanıtı” olarak değil, finans bürokrasisinin üst düzey kadrolarının seçimi ve sonrasındaki kariyer hareketleri konusunda önemli bir kurumsal alarm olarak değerlendiriyorum.

Özellikle üç olayın peş peşe gelmesi kamuoyunda haklı olarak güçlü bir güven problemi yaratıyor. Bunun giderilmesinin yolu da kişileri peşinen suçlu ilan etmek değil; şeffaf soruşturma, bağımsız yargılama ve aynı zamanda atama–etik–çıkar çatışması sisteminin güçlendirilmesi.

Bence daha da önemli soru şu: Bu üç eski TCMB başkan yardımcısının TCMB’den ayrıldıktan sonra hangi şirketlere geçtiğini, bu şirketlerin son fon krizindeki rolünü ve aralarındaki kişi/şirket bağlantılarını çıkardığımızda bir ağ ortaya çıkıyor mu? Eldeki KAP (Kamuyu Aydınlatma Platformu) ve soruşturma verileriyle bunu oldukça ayrıntılı biçimde haritalandırmak mümkün.

Esas sorun

Esas sorun “revolving door” yani kamu–özel sektör arasında hızlı geçişin maalesef bütün alanlarda olması, bunun altını çizmek isterim.

Yani Türkiye’de şu manzaraları görmek çok olağan bir şey oldu:

• Enerji Bakanlığı’ndan çıkan bürokratlar para kazandırdıkları proje geliştirmeci şirketlere ortak oluyorlar.

• Orman Bakanlığı’ndan çıkanlar sonradan kendi şirketlerini kurup orman ihalelerini kazanabiliyorlar veya ormanlık alanda yer alan enerji santrallerinin lisanslarını alabiliyorlar.

• Güvenlik birimlerinde görev yapanlar (asker, polis vb.) güvenliği tehdit edecek (mafya usulü) işlere imza atıyorlar.

• Sanayi Bakanlığı’ndan çıkan bürokratlar büyük avantajlara sahip teşvik verdikleri firmalarda üst düzey yönetici veya ortak oluyorlar.

• Turizm Bakanlığı’nda üst düzeyde görev yapanlar sıfır sermayeyle destekledikleri gruplar sayesinde otel sahibi oluyorlar.

Kamu görevi zengin olmak için kullanılamaz

Size yukarıda 5 örnek verdim. Bu örneklerin binlercesi var. Durum öyle bir hal aldı ki, sanki çoğu insan kamuda zengin olmak için görev yapıyor. Bir süre görev yapıyor sonra nemalanıp zengin oluyor. Bu çok yanlış.

Zengin olmak isteyenler kafalarını kullanıp risk alıp özel sektörde çalışsınlar, girişimci olsunlar. Devletine katkıda bulunup kamu lehine çalışmak isteyenler de namuslu ve şerefli bir şekilde görevlerini icra etsinler, görev süreleri dolup emekli olduktan sonra da yine namuslu ve şerefli bir şekilde emekliliklerini geçirsinler. Olması gereken budur. Türkiye gerçekleri bunun çok uzağında.

Sözlerimi iki görselle bitirmek istiyorum. Birincisi Norveç’in neden dünyada en yüksek refah seviyesine sahip ülkelerden biri olduğunu özet bir şekilde anlatan görsel, ikincisi de gazeteci İsmail Saymaz’ın ülke ekonomisini nasıl düzeltebileceğine dair söylemi:

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir