Geçen tanışma hikâyemizi anlattığım yazımın son bölümünde hislerimi şu şekilde paylaşmıştım:
“Onu tanıdıkça ve konuştukça kendi kendime “Acaba bu gerçek mi?” diye sormaya başladım.
Normalde biriyle özel bir ilişkiye girdiğimde bir süre sonra mutlaka hoşuma gitmeyen bir şeyler görür ve soğumaya başlarım. Oysa Rengin’i tanıdıkça daha çok sevmeye başladım. İlginç ve güçlü bir histi.
Sonuç olarak onu tanıdıkça ve beraber vakit geçirdikçe onun uzun süredir aradığım hayat arkadaşım olabileceğine ikna olmaya başladım.
Fiziksel atraksiyon bir yana; karakteri, yetiştiği kültür, özgeçmişi, kafa yapısı, idealleri, aklı, becerisi ve iyi kalpli olması benim özelliklerimle çok örtüşüyordu. Birçok açıdan birbirimize benziyorduk. Gittikçe daha fazla ikna oldum ve en sonunda kararımı verdim.”
Kararımı verdikten sonra nasıl teklif yapabileceğimi düşünüyordum. Takdir edersiniz ki bu yaşıma kadar kimseye evlilik teklifi etmemiş biri olarak sürece son derece yabancı hissediyordum. Kendi kendime bu işi doğal sürecinde sürdürmeye karar verdim.
Müze açılışıyla doğan fırsat
Bu kararı verdikten kısa bir süre sonra beklediğim fırsat önüme çıktı.
Çok enteresan bir rastlantıyla dedemin Etnografya Müzesi’nin uzun süren renovasyon çalışmalarından sonra “Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Müzesi” olarak açılışı tam olarak bu döneme denk geldi. 9 Mayıs’ta yapılacak açılış, aile adına projenin direktörlüğünü üstlenen Gülten Halam tarafından nisan ayında bana teyit edildi. Hemen akabinde gerekli aksiyonu almaya karar verdim.
Rengin’le o günlerde telefonda konuşurken, Gaziantep’te dedemin müzesinin renove edilip 9 Mayıs tarihinde açılacağını ve benim de Gaziantep Belediyesi’yle yapılacak bu resmi açılışa katılmayı planladığımı söyledim. Sonrasında yüz yüze geldiğimiz ilk fırsatta – bir akşam yemeğinde kendisine “Bu seyahatte bana eşlik eder misin?” diye teklifte bulundum.
İlk dolaylı teklifim
Rengin de hiç tereddüt etmeden “Memnuniyetle” cevabını verdi. Açılışla ilgili bildiğim bazı detayları anlattıktan sonra konuşmada vites artırıp ağzımdan baklayı çıkardım:
“Gaziantep’teki müze açılışına biliyorsun benim bütün ailem hatta sülalem katılacak, oraya geldiğinde muhtemelen bize yakın-uzak herkesle tanışacaksın.” dediğimde bir an duraksayıp “Emin misin? Bütün ailen bu organizasyonda bir arada olacak. Dilersen bu tanışmayı başka bir zamanda da yapabiliriz.” cevabını verdi. Benim bu konuyla ilgili yaklaşımımın net olduğunu duyunca “Sen bu konuda bu kadar kararlıysan ben de gelmeyi çok isterim.” dedi.
Hemen akabinde de “Gaziantep Diyarbakır arası kaç km?” diye sordum. Sorumu açıklamak anlamında ise bir ekleme daha yaptım: “Gaziantep sonrası bölgeye gitmişken Diyarbakır’a uğrayıp sizinkilerle de ben tanışayım mı?”
Birkaç saniyelik duraksamadan sonra çatallaşmış bir ses tonuyla Rengin cevap verdi:
“Tabii olur. Bu söylediğine inanamıyorum” deyip şaşkınlığını gizleyemedi.
Müze adındaki ‘Evlilik’ bonusu
Enteresan bir şekilde müzenin ismini de ‘Etnografya Müzesi’nden ‘Evlilik ve Yaşam Müzesi’ne çevirmişlerdi. Açıkçası ben müzenin ‘Hasan Süzer Yaşam Müzesi’ olarak açılacağını sanıyordum. Evliliğe yeni niyet etmiş biri olarak müzenin aynı zamanda Gaziantep’teki evlilik ritüellerini ve adetlerini anlatan bir müze olmasına, isminde de ‘Evlilik’ sözcüğünün geçmesine şaşırdım. Gaziantep’e gittiğimizde Rengin bana “Çok enteresan. Bu isimden haberin var mıydı?” diye sordu, ben de ona ‘Evlilik’ ibaresinden haberimin olmadığını, bunun ilginç bir rastlantı olduğunu anlattım.
Genel olarak etkinlik çok güzel geçti. Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Müzesi için ayrı bir blog yazısı kaleme alacağım. Tüm detayları bu yazıda paylaşacağım. Şimdilik lafı daha fazla dolandırmamak adına burada bırakıyorum. Sadece etkinlikte gerçekleşen konuşmalar sırasında söz alan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in “Hasan Süzer’in torunu ve Mustafa Süzer’in oğlunun da evlenip aileye yeni karışmak üzere olduğunu öğrendim ve çok mutlu oldum. İnşallah en azından kına gecelerini bu müzede beraber gerçekleştiririz.” demesi hepimizde güzel bir şaşkınlık ve sevinç yarattı. Tabii takdir edersiniz ki bu konuşma sırasında tüm gözler bizim üzerimize çevrildi.
Rengin’in ailesiyle tanışmam
Gaziantep programı pazar günü tamamlandı ve ertesi sabah araba kiralayıp 3 saatlik yolculuğun ardından Diyarbakır’a vardık. Aynı günün akşamı Rengin’in ailesiyle de ilk tanışmam gerçekleşti. Annesi, babası, ablası, erkek kardeşi, ablasının eşi ve çocuğu. Hepsi akşam yemeğinde bizlere eşlik ettiler.
Akşam yemeği Rengin’in de sonrasındaki geribildirimiyle çok başarılı geçti. Aileyle güzel sohbet ettikten sonra Rengin’le kısa sürede birbirimizi tanıdığımızı ve her ikimizin de birbirimize çok uygun olduğunu düşündüğümüzü söyledim. Aklımızdaki kız isteme ve nişan, nikah tarihlerini aktarınca babası bize “Birbirinizi daha iyi tanıdıktan sonra bu kararı vermeniz daha uygun olmaz mı? Biraz acele etmiyor musunuz?” diye haklı bir soru sordu. Biz de kendisine her ikimizin de tam istediğimiz ve uzun süredir aradığımız kişiyi bulduğumuzu düşündüğümüzü ilettik. Ardından “Tarihleri tekrar gözden geçireceğiz” dedik ve konuyu orada noktaladık.
Bir sonraki hafta Rengin ailesiyle tekrar konuştu ve ailesine bildirdiğimiz tarihleri 2 hafta ertelemeye karar verdiğimizi belirttik. Ailesi de, sağ olsunlar, bize şakayla karışık “Çok uzun bir erteleme olmuş” dediler ve ardından “Hayırlı olsun” diye eklediler. Böylelikle bizim evlilik yolculuğumuzdaki tarihler netleşmiş oldu.
Ön organizasyon amaçlı Fas seyahatimiz
Bu süreçte aileye, yabancı bir ülkede Türk Büyükelçiliği’nde evlenmek istediğimizi bildirdik. Burada aklımdaki Fas’ın başkenti Rabat’taki büyükelçiliği de telaffuz etmiş olduk.
Aklımızda Fas varken ve sağdan soldan bir sürü tavsiye gelirken Rengin’e “Bayramda Fas’a gidelim ve kendi gözümüzle görelim. Sonrasında organizasyonda bir aksilik veya beklenmedik bir durum çıkmasın” dedim. O da benimle aynı fikirde olduğunu söyleyince mayıs ayındaki bayramda 3-4 günlüğüne Fas’a hem tatil hem de ön organizasyon amaçlı seyahat ettik.

Amacım resmi teklifi de Fas’ta yapmaktı. O yüzden Fas’a uçmadan önce evlenme teklifi edeceğim yüzüğü aldım ve seyahat ederken yanımda getirdim. İşin en zor tarafı da bu yüzüğü kamufle etmekti. Amacım ortaya çıkmasın diye otelin kasasına koymadım. Yanımda getirdiğim büyük bilgisayar çantasında işle ilgili dokümanların arasına sakladım.
Nişan için Rabat’ın kesinleşmesi
Fas’ta tüm detaylara baktık. Önce Rabat’a seyahat ettik. Rabat’ta eski bir sarayın otele çevrilmesiyle harika bir Ritz-Carlton Oteli ortaya çıkmış. Rabat’ta kalacağımız yer netleşti. Rabat’ta bulunduğum süre boyunca gittiğimiz restoranlarda ve Ritz-Carlton’da bir türlü teklifi gerçekleştireceğim, hayal ettiğim gibi bir alan bulamadım. Çünkü aklımda eğlenceli bir ortamda, belli bir kurguyla Rengin’e evlenme teklifi yapmak vardı.

Bir de Rabat’ta Kanada’nın McGill Üniversitesi’nden okul arkadaşım Türkiye Cumhuriyeti’nin Fas Büyükelçisi İlker Kılıç’ı yerinde ziyaret ettik. Uzun süredir görmediğim arkadaşımla hasret giderirken nikahın nasıl yapılabileceğini konuştuk. Nikahın Rabat’ta gerçekleşeceği kesinleşti.
Resmi teklif için Marakeş’i gözüme kestirmem
Rabat sonrasında da Fas’ı deneyimlemiş herkesin tavsiye ettiği Marakeş’e gittik. Burada amaç “Rabat dışında bize nikahta eşlik edecek olan ailelerimizi ve dostlarımızı bir günlüğüne de olsa Marakeş’e götürsek mi? Nikah yemeğini Rabat’ta mı, Marakeş’te mi yapsak?” gibi soru işaretlerini kafamızda netleştirmekti. Bunları değerlendirmek üzere Marakeş’e gittiğimizde istediğimiz eğlenceli ortamın o kentte olduğunu bizzat deneyimlemiş olduk.
Marakeş’te Nobu Otel’de kaldık. Bizi tanıyanlar bilir, aile şirketim Uzak Doğu mutfağını füzyon tarzda hazırlayan dünyaca meşhur Nobu Restoranı İstanbul’a kazandırdı. Restoranlarıyla meşhur bir grubun aynı zamanda otelinin olması bana enteresan ama aynı zamanda mantıklı geldi. Dairesel (tüm bina yuvarlak) bir yapıda konumlanmış Nobu Otel’e girer girmez oteldeki ilgili yöneticiler ve profesyoneller sağ olsunlar, bize büyük ilgi ve alaka gösterdiler. Bu özenli yaklaşımı gördükten, bir de çatı katında eğlenceli bir restoranları olduğunu duyduktan sonra içimden “Acaba resmi evlilik teklifini burada yapabilir miyim?” düşüncesi geçti.
Sürprizli kurgunun gelişim süreci
Çatıdaki restoranın programını öğrendikten sonra bizimle ilgilenen otel müdürüne durumu anlattım. O da bana her türlü yardımcı olabileceklerini belirtti. Bir de yine bir rastlantı sonucu 26 Mart tarihindeki tanışmamız sonrasında Marakeş’teki o ilk akşamımız 26 Mayıs’a denk geliyordu.
Çatıya çıktım, baktım. Menülerini kontrol ettim. Akşam şarkı söyleyecek sanatçıyla temasa geçilip bizim için özel hangi şarkıyı söyleyebileceğini teyit ettikten sonra tüm kurgu hazır hale gelmişti. Tabii tüm bunları yaparken durumu Rengin’e çaktırmamam gerekiyordu. Bunu da başardım.
Hatta öyle ki o akşam başka bir restorana rezervasyon yapmıştı. Rengin’e “Bugün seyahatlerden dolayı yoruldum, bu akşam kaldığımız bu güzel otelin çatısındaki restoranda yemek yiyelim. Bu programları yarın akşam yapalım” dedim. Kabul etti.
Restoranda canlı program yapan şarkıcı bana bizim için hangi şarkıyı söyleyeceğini iletti. O şarkıyı Spotify’dan buldum ve vakıf olmak için odada birkaç kez dinledim.
Akşam saatler 8.30’u gösterdiğinde Rengin’e “Ben yukarıya erken çıkıp bir bakayım, sen hazır olduğunda gelirsin” dedim. Burada da amacım tüm restoranı birazdan yapacağım resmi evlilik teklifi için hazır etmekti.
Yukarı çıktım. Restoranın İspanyol müdürünü buldum. Olaydan haberi vardı. Detayların ve akışın üzerinden geçtik. Sonra resimlerimizi çekecek kişiyle konuştuk. Her şeyden emin olduktan sonra masama oturup Rengin’i beklemeye koyuldum ve menüyü incelemeye başladım.
Şarkıcı ve dansçıların pistte bizi çevrelemesi
Akşam 9 gibi Rengin masamıza geldi. Ona neler ısmarlayabileceğimi söyleyip teyit aldıktan sonra siparişi verdim. Sonrasında süreç tam da tasarladığım gibi devam etti. Saatler 9.30 olduğunda aslen Nijeryalı olduğunu öğrendiğim şarkıcı, söyleyeceğini bildirdiği şarkıyı söyleyerek masamıza geldi. Şarkıcı masamıza gelir gelmez ben Rengin’e “Yemekler gelmeden hadi biraz dans edelim” dedim. Rengin şaşırdı ve bana “Bu kadar erken mi? Daha kimse dans etmiyor” dedi. Ben de ona “Kimseyi beklememize gerek yok. Ben hep başlatan oldum. Burada dansı da beraber başlatalım” dedim ve ayağa kalkıp elinden tutarak dansa kaldırdım.
Dans ederken bana sürekli “Serhan, bak kimse dans etmiyor? Biz erken kalkmadık mı?”, “Bu insanlar niye sürekli bize bakıyor?”, “Neden fotoğraflarımız çekiliyor?” tarzında söylendi durdu. Bu arada fotoğrafımızı çekenler restoranın diğer müşterileriydi. Onları ben ayarlamadım ama her ne hikmetse herhalde bizi çift olarak beğenip fotoğraflarımızı çekiyorlardı.
Şarkıcı masamıza geldikten 2 dakika sonra canlı müziğe eşlik eden profesyonel dansçılar da çevremizi sardı. Dansçılar etrafımızda, biz Rengin’le dans etmeye devam ettik. Tabii bu duruma da anlam veremeyen Rengin bana “Bu dansçılar neden etrafımızda dans ediyorlar” diye söylenmeye devam etti.
Kucaklanarak yapılan sürpriz teklif
Ben de Rengin ne zaman çok söylense, onu şarkı sırasında dansın bir parçası olarak döndürüyordum. Hatta bir ara yatırma hareketi bile yaptım. Şarkı bittikten sonra tam da kurguladığım gibi süreç devam etti.
Şarkı bitti. Restoran müdürü benim ona teslim ettiğim tek taş yüzüğü kutusuyla çaktırmadan bizim masaya koydu. Onun masaya koyduğunu görür görmez Rengin’i kucağıma aldım. Kucağımda Rengin’i masaya doğru döndürüp “Masadaki şu kutuyu al, istersen” dedim. Kutuyu aldı ve açınca tek taşı görür görmez, “Benimle evlenir misin?” dedim. İnanılmaz hoşuna giden Rengin iki kolunu da havaya kaldırarak kutlama hareketi yaptı ve büyük bir mutlulukla “Evet!” dedi. Bütün restoranda büyük bir alkış koptu ve herkes fotoğrafımızı çekmeye başladı (Banner resminde bu anı görebilirsiniz).
Bizi ilk kutlayan şarkıcı oldu. Mikrofondan bize “Tebrik ederim, hayat boyu mutluluklar dilerim.” dedi. Sonrasında profesyonel dansçılar tek tek gelip bizi tebrik ettiler ve restoranda etrafımızda bulunan tüm müşteriler de aynı şekilde gelip bizi tebrik ettiler.
Diz çökme formatına yaratıcı alternatif
Hatta yanımızda çok keyifli görünen Amerikalıların oturduğu uzun bir masa vardı. Masada anneleri ve ergen çocukları oturuyordu. Özellikle onlar bizi büyük coşkuyla alkışlayınca çocuklardan en büyüğü olan genç erkeğe, ileride ona da örnek olması açısından “This is how we do it!” (İşte biz böyle yaparız!) diye seslendim. Çocuk gaza geldi ve büyük bir coşkuyla “Yeah man!” diye bana geri bağırdı.
Burada amacım klasik diz çökerek evlilik teklif etme formatı yerine, bana göre erkeğe daha yakışan şekilde kadınını kucağa alarak teklif yapmanın hoşluğunu gence aktarmaktı. Sanırım bu fikir o genç Amerikalının da aklına yattı. Memnuniyetle örnek alabilirler.
Kız isteme ve nişan töreni öykümüz haftaya…
Tebriklerden sonra bu kez fotoğraflarımızı çekip bizimle paylaşmak isteyenler masamıza gelmeye başladı. Herkes çok tatlıydı. Akşam yemeğimiz büyük bir coşkuyla devam etti. Programdaki canlı müzik ve harika danslar da bu atmosferi körükledi.
Muhteşem bir akşam yemeği geçirdik. Bizler için unutulmaz bir gece oldu.
Bu güzel hikâyeler silsilesinde bir sonraki yazımda kız isteme ve nişan törenimizi anlatacağım. Şimdilik sağlıcakla kalın.





