Türk Milli Futbol takımı 2002’de tarihi bir başarıya imza atarak Dünya 3.’sü olduktan 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası bileti aldı. Bu zorlu süreç nasıl gerçekleşti, hemen hatırlayalım (teşekkürler, ChatGPT):
Türkiye, 2026 Dünya Kupası biletini doğrudan grubu lider bitirerek değil, UEFA play-off yoluyla aldı. E Grubu’nda İspanya’nın arkasında ikinci oldu; bu yüzden direkt katılım hakkı alamadı. UEFA formatına göre grup liderleri doğrudan giderken, grup ikincileri play-off’a kalıyor.
Sonrasında Türkiye, Play-off C Yolunda önce 26 Mart 2026’da Romanya’yı 1-0 yenerek finale çıktı, ardından 31 Mart 2026’da Kosova’yı 1-0 mağlup ederek Dünya Kupası’na katılım hakkını kazandı.
Şimdi İspanya, Türkiye Gürcistan ve Bulgaristan’ın yer aldığı grupta alınan sonuçlara bakalım:
E Grubu
• 4 Eylül 2025: Gürcistan 2-3 Türkiye
• 7 Eylül 2025: Türkiye 0-6 İspanya
• 11 Ekim 2025: Bulgaristan 1-6 Türkiye
• 14 Ekim 2025: Türkiye 4-1 Gürcistan
• 15 Kasım 2025: Türkiye 2-0 Bulgaristan
• 18 Kasım 2025: İspanya 2-2 Türkiye
Bu sonuçlarla Türkiye, E Grubu’nu 4 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyetle 13 puanda tamamladı; İspanya 16 puanla lider, Türkiye ise ikinci oldu. Bu yüzden doğrudan değil, play-off üzerinden devam etti.
İki turlu play-off’un 26 Mart tarihinde oynanan ilk maçında Türkiye kendi sahasında Romanya’ya karşı 1-0’lık zafer kazandı.
Daha sonra play-off’un ikinci ve son turunda 31 Mart tarihinde Kosova’yı deplasmanda yine aynı skorla tek golle yenen Türkiye Dünya Kupası biletini aldı.
Son katıldığımız 2002 Dünya Kupası’ndan 24 yıl sonra tekrar futbolun en önemli turnuvasına katılım hakkı elde eden milli takım bu sefer neyi doğru yaptı, hemen düşüncelerimi aktarayım:
Artılarımız
1) Takımda arkadaşlık üst düzeydi: Kerem gibi sıkıntılı karaktere sahip bir oyuncuya rağmen genel olarak milli takımda arkadaşlık üst düzeydi. Birbirini seven, sayan ve kollayan oyuncu topluluğu her zaman başarılı olur.
2) Avrupa doğumlu Türkler takımı taşıdı: Ferdi, Orkun, Hakan gibi Avrupa’da başarılı kariyerleri olan ve iyi karakterli Avrupa doğumlu oyuncuların milli takıma büyük hizmetleri oldu. Türk insanının genel karakter yapısı inişli çıkışlıdır. Avrupa’da doğmuş ve yetişmiş oyuncular bu dalgalanmaları dengelediler. Kendi sahamızda oynadığımız İspanya maçı dışında hep belli bir standartta iyi oynadık.
3) Teknik direktör Montella başarılıydı: Montella’nın bazı takım kurgularında dışarıdan müdahale kokusunu alsak da Montella genel olarak iyi takımlar kurdu ve belli bir düzen oluşturdu. Ayrıca Akdenizli karakterinden kaynaklanan duyguyu aktarma ve motive etme gücü bazı maçlarda takımın performansını artırdı.
4) Avrupa’da alınan başarılı sonuçlar takımın öz güvenini artırdı: Özellikle Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde başarılı sonuçlar alması milli takıma olumlu yansıdı. Avrupa’nın ve dolasıyla dünyanın en önemli kulüp turnuvası Şampiyonlar Ligi’nde bir Türk takımının Avrupalı devleri dize getirmesi, bu jenerasyona “en üst düzeyde rekabet edebiliyoruz” özgüvenini aşıladı. Bu özgüven de sonuçlara yansıdı.
5) Federasyon takıma karışmadı: Dışarıdan gözlemlediğimiz kadarıyla genelde federasyon takıma karışmadı, icrayı Montella’ya bıraktılar. Montella da bazı maçlar haricinde verilen bu serbestliği en iyi şekilde değerlendirdi.
Zorluklarımız
Şimdi bir de yaşadığımız zorlukları anlatalım:
1) Federasyon başkanının gereksiz çıkışları ve yorumları takımı zora soktu: Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu play-off maçları öncesinde “Büyük konuşmak iyi bir şey değil ama Romanya, Kosova ve Slovakya’yı yenemedikten sonra Amerika’ya gitmeyelim.” şeklinde beyanatı çok saçmaydı. Çünkü bu sözler Romanya ve Kosova’da karşılık buldu ve bunu motivasyon kaynağı olarak kullandılar. Özellikle Kosova maçının çok zorlu geçme sebeplerinden biri de “Türkiye bizi küçümsüyor, onlara kim olduğumuzu göstereceğiz” yaklaşımıydı. Bir ülkenin Federasyon Başkanı milli maç yapacağı diğer ülkelerin takımlarını motive eder mi? İçinde bulunduğumuz ortamda doğru düzgün eğitim, liyakat ve kapasite olmayınca federasyon başkanı ne konuştuğunu veya konuşacağını bilmiyor ve milli takımın işini zorlaştırabiliyor.
2) İspanya yenilgisi çok ağır oldu: İlk maçımızda Gürcistan’ı deplasmanda 3-2 yendikten sonra kendi sahamızda İspanya’ya 6-0 yenildik. Kimsenin beklemediği bu skor milli takımı hem grupta gerilere itti, zor durumda bıraktı hem de psikolojik olarak takımın moral ve motivasyonunu alt üst etti. Allah’tan Montella takımı bir sonraki karşılaşma için iyi motive etti ve takip eden maçta Bulgaristan’ı deplasmanda 6-1 gibi farklı bir skorla yenip üzerimizde ağırlık oluşturan bu yenilginin pasını attık. Ardından kendi sahamızda Gürcistan’a 4 atmamız takımın özgüvenini yerine getirdi ve başarılı sonuçlar almaya devam ettik.
3) Jeopolitik sıkıntılar milli takımlara yansıyabiliyor: Türkiye konum olarak zor bir coğrafyada ve her şeyin merkezinde. Bu çok göz önünde olma durumu ve futbolun esasında bir sahne olması bazı maçlarda futbolcuların üzerindeki baskıyı artırabiliyor. Jeopolitik ve siyasi problemler maalesef bazen futbola yansıyabiliyor ve özellikle milli takımları ekstra motive ediyor. Türkiye özellikle bölgede komşusu olan Gürcistan, Romanya ve Kosova maçlarında bu baskıyı hissetti.
4) Play-off’lara kalmak ekstra stres yarattı: İspanya gibi hem Dünya Kupası’nı hem de Avrupa Kupası’nı kazanmış ve dünya futbolunda ekol olmuş bir takıma karşı lider olmamız beklenmiyordu. Beklendiği gibi İspanya’nın ardından ikinci sırada yerimizi alıp zorlu play-off maçları oynamamız herkesi strese soktu. Gerek Romanya gerekse Kosova maçları zorlu geçti. Her iki maçta da iyi oynamadık ve kaybetme riskine rağmen tek farkla da olsa kazanmasını bildik.
5) Çıbanbaşı Kerem Aktürkoğlu: Kerem Galatasaray’da oynarken iki kez takım arkadaşlarından dayak yedi. Bir Galatasaraylı olarak hep Kerem’e yapılan bu hareketleri kınıyordum ve bu aksiyonları alan futbolcuların en ağır şekilde cezalandırılmaları gerektiğini söylüyordum. Sonrasında Galatasaray’dan ayrılma şekli, Fenerbahçe’ye hülle operasyonuyla transfer olması ve Fenerbahçe’de oynamaya başladıktan sonraki tavır ve hareketlerinden sonra neden dayak yediğini anlamış oldum. Kerem’in hakikaten karakterinde sıkıntı var. Bunu Kosova maçında da gördük. Yerde yatan Kosovalı futbolcuya gidip bağırması ve Kosovalı futbolcuları ekstra hırslandırması, Orkun’un ağlarla buluşmak üzere olan şutuna canhıraş ayak koyması ve ofsayt riski oluşturması Kerem’le ilgili olumsuz görüşü perçinledi. Bu konuyu en iyi Erman Toroğlu yorumluyor: https://www.sozcu.com.tr/erman-toroglu-kosova-turkiye-macini-yorumluyor-p306237
Kerem’in kafası mı çalışmıyor, karakteri mi sıkıntılı buna tam karar veremedim. Her halükârda bulunduğu ortamı bozduğu kesin. Kerem gibi bir karaktere rağmen milli takımdaki arkadaşlık üst düzeyde devam etti.
Artık katılmayı değil kazanmayı kutlayalım
Sonuç olarak 24 sene sonra gelen bu büyük başarı her ne hikmetse sokaklara yansımadı. En ufak bir başarıda bile kendini dışarılara atıp kutlayan Türk halkı bu başarı karşısında dışarıya çıkmadı. Sokaklar boş kaldı. Son play-off maçında Kosova karşısındaki ezik oyun, federasyon başkanı ve Kerem gibi ortamı geren ve insanları bölen figürlerin baş rolde olması, siyaseten artık iyice kutuplaşmış olmamız insanların sevinçlerini kursaklarında bıraktı.
Ne olursa olsun, milli bilinç gereği elde edilen her milli başarıyı kutlamak ve sıkıntılarla boğuşan ülkemizin kafasını dik tutmak gerekiyor. Bir sonraki yazımda milli takım dışında kulüpler bazında ve farklı branşlarda elde edilen sportif başarılara değineceğim. Şimdilik milli takımımıza ABD, Kanada ve Meksika’da oynanacak Dünya Kupası’nda başarılar diliyorum.
Dileğim Brezilya, Arjantin, Almanya ve Fransa gibi tüm Dünya Kupası turnuvalarının gediklisi haline gelelim. Artık Dünya Kupası’na katılmayı değil de bu turnuvaları kazanmayı kutlayalım.




