Galatasaray’ın deplasman maçlarıyla kendi sahasında oynadığı maçlar arasında dağlar kadar fark var. Elbette her takım kendi seyircisi önünde ekstra motive olup performansını yukarılara çekebilir. Ancak Galatasaray’ın iç saha ve dış saha arasındaki açık ara performans farkının nedenlerinin araştırılıp önlemlerinin alınması gerekiyor. Takımın zaten sene başından beri hep inişli çıkışlı bir performansı oldu. Gerçek başarı, oyun kalitesini bütün sezon boyunca belli bir seviyede, yukarılarda tutabilince gelecek.
Galatasaray bu sene tek deplasman galibiyetini benim de gittiğim Ajax maçında aldı. Ne mutlu ki bu tarihi 3-0’lık galibiyetine tanık oldum. Harika bir ortamda maçı seyrettik. Bu maçın dışında GS oynadığı 5 deplasman maçından da yenilgi aldı. Galatasaray’ın evinde aslan, deplasmanda kedi gibi olmasının önüne geçilmeli.
Bu tespiti yaptıktan sonra şimdi gelelim, bizi Şampiyonlar Ligi’nden eleyen son Liverpool maçına. Hepimiz için ciddi bir hüsran oldu bu maç. Farklı yenilgiyi bir kenara koyuyorum, oynanan oyun ve Galatasaray’ın bu denli sinmiş olması beni şahsen üzdü. Juventus maçında da uzatma dakikalarında Osimhen’in golüne dek benzer bir psikolojiyle bizim takım sahada hayalet gibi geziniyordu. Ancak bu maçta fark açıldıkça açıldı ve takım hiçbir reaksiyon gösteremedi.
Özellikle devre arasında, Osimhen çıktıktan sonra takımın gardı düştü ve ikinci yarının başlarında 11 dakika içinde art arda 3 golü kalesinde gördü. Tabii Juventus maçı bence farklıydı. Orada İtalyanlar bileklerinin hakkıyla hiçbir çirkeflik yapmadan maçta üstelik 10 kişi kalmalarına rağmen 3-0 öne geçtiler.
Haksızlıklar ve skandallar
Liverpool maçı farklı seyretti. Maç boyunca yapılan haksızlıklar ve skandallar gardımızın düşmesine yol açtı. Şimdi gelelim maçtan önce, maç sırasında ve sonrasında yapılan haksızlık ve skandallara:
1) İlk maçta GS’ın nizami golünün iptal edilmesi: Yapılan haksızlıklar daha ilk maçta İstanbul’da Liverpool’u 1-0 yendiğimiz maçta başladı. Osimhen’in attığı nizami gol iptal edildi. Barış’ın pozisyonun içinde olmadığı bir durumda, anlam veremediğimiz bir pasif ofsayt kararıyla golümüz iptal edildi. Edilmeseydi İngiltere’ye 2-0’lık üstünlükle gidecektik. Ayrıca Sara’nın da ilk maçta ceza sahasının içinde bir pozisyonda itilmesine rahatlıkla penaltı kararı verilebilirdi. O zaman da maç 3-0 bitecekti.
2) Davinson Sanchez’in sarı kart cezası: Defansımızın bel kemiği Davinson Sanchez ilk maçta sarı kart görerek ikinci maçta oynayamadı. Sanchez’in defansta olmayışı Galatasaray’ın defanstaki gücünü ciddi oranda kırdı ve birbirine alışık olmayan oyunculardan oluşan bir kurguyla sahaya çıkmak zorunda kaldı. Maçta takım olarak iyi değildik ama defansın düşmesi farkın açılmasına neden oldu.
3) Taraftara uygulanan yasak: Juventus maçından dolayı GS taraftarına yasak getirildi. Böylelikle deplasmanda bile kendini net bir şekilde gösteren ve hatta çoğu zaman sayı azlığına rağmen statlardaki tezahüratlarda üstünlüğü ele alan Galatasaray’ın deplasman tribünü elimine edilmiş oldu. Seyircisinin varlığı Galatasaray için büyük bir manevi güçtür. Liverpool maçında GS bu güçten mahrum edildi.
4) Son saniye hakem değişimi: Maçın hakemi Szymon Marciniak mücadele öncesinde yaşadığı sakatlık sebebiyle 4. hakem olarak görev aldı. Maçın 4. hakemi Pawel Raczkowski ise maçı yönetti. Doğru düzgün tecrübesi olmayan 4. hakem de maçı katletti. Tüm takdir haklarını Liverpool’dan yana kullandı. Liverpool’un gösterdiği ekstra sertliği hep görmezden geldi, tek bir kart bile çıkarmadı. İlk yarıda Liverpool lehine skandal bir penaltı verdi. Görmezden geldiği sertlik takımımızın sinmesine yol açtı.
5) Sahada sistematik sertlik: Oyuncularımız sahada sakatlanacak derecede sert giren Liverpoollular hiçbir kart görmedi. Örneğin Osimhen gibi takıma büyük güç katan forvetimizin kolu kırıldı. Torreira’nın ayağına net bir şekilde basan Mac Alister hiçbir kart görmedi. Kanote ve Szoboszlai gibi futbolcular sahaya adeta kavga etmek ve sertliklerle takımımızı sindirmek için çıkmışlardı. Oyuncularımız maç boyunca ittirilip kaktırıldı. Tüm bunlara rağmen Liverpool tek bir kart bile görmedi.

6) Maçın kırılma anlarından ilk gol bariz fauldü: Herkes gördü. Korner kullanılırken topa doğru koşan Salai sahada kasaplık görevini icra eden Kanote tarafından tutuldu ve indirildi. Boş kalan Szoboszlai de golünü attı. Tarafsız bir hakem hiç tereddüt etmeden faulü verip golü geçersiz sayardı.
7) Osimhen’in kolunun kırılması: Osimhen’in devre arasında değişmesi takımı psikolojik olarak etkiledi. Osimhen saha içinde ve dışında takıma büyük güç katıyor. Devre arasında oyundan çıkmasının ardından takım psikolojik olarak etkilendi ve ikinci yarıda arka arkaya 3 gol yiyerek çöküşü yaşadık.
8) Noa Lang’ın yaşadığı skandal ihmal: Hiçbirimiz Liverpool’un futbol sahasının 101 metre ve tribünlerin (ve reklam panolarının) sahanın hemen dibinde olduğunu bilmiyorduk. Bu maçta Noa Lang’ın parmağının kopma noktasına getiren sakatlığıyla öğrenmiş olduk. Bu olay Türk takımlarının başına gelse, saha kapatmaya kadar her türlü cezayı yerdi. Parmağın kopması ne demek? İnsan sağlığından daha önemlisi var mı?
9) Kolu kırılmış futbolcuya bağırma aşağılıklığı: Arne Slot’un gazıyla Galatasaraylı futbolcuların yerde zaman geçirdiğini iddia edip bizimkilerin her sakatlık geçirişinde onlara bağırıp çağırdılar. Bunun en uç örneği Macar oyuncu Szobozslai’nin kolu kırılmış Osimhen’e “ayağa kalk, numara yapma” diye bağırmasıydı. Maalesef bu aşağılık davranış şekline tanık olduk. Aynı şekilde eski Liverpool kaptanı Steven Gerard’ın da “Galatasaray baştan sona utanç vericiydi. Yerde yuvarlandıklarını gördünüz ki bu acınası. Birkaç ciddi sakatlık yaşadılar ama Liverpool Galatasaray’ı sıradan gösterdi” şeklinde talihsiz bir beyanı oldu. Galatasaraylı futbolcuların birinin kolu kırıldı, diğerinin parmağı koptu. Asıl utanç verici durum Gerard’ın aşırı sertlik gösteren Liverpoollu futbolcular yerine hâlâ Galatasaray’a sataşmasıydı bence. Duygular aklın bu denli önünde olmamalı.
Maçın yıldızının Uğurcan olması da Galatasaray’ın takım olarak performansının ne kadar dipte olduğunu açıkça gösteriyor. Bu maçta üstün bir kurtarma performansı gösteren Uğurcan bir de ayak tekniğinin iyi olduğunu ispat etmek istercesine geriden top çıkarma takıntısını bıraksa komple faydalı bir kaleci haline gelir. Takım baskı görürken hala ısrarla ayağıyla geriden pas yapmaya çalışması gereksiz pozisyon vermemize sebep oluyor.
Bahanelerin ötesindeki istatistikler
Bir de tabii bahanelerin arkasına sığınmamak gerekiyor. Evet, Liverpool çok sert oynadı, hakemler Liverpool’un yanında yer aldı, Galatasaraylı taraftarlar maça alınmadı ve her türlü talihsizlikler yaşandı. Ancak her şeye rağmen yine de ortaya şöyle bir tablo çıkmamalıydı:
Şut: Liverpool 32, Galatasaray 4
Topla Oynama: Liverpool %56, Galatasaray %44
Verilen paslar: Liverpool 442, Galatasaray 256
Kurtarılan şutlar: Liverpool 1, Galatasaray 11
Toplam koşu mesafesi: Liverpool 120,3 km, Galatasaray 116,9 km
Bunun yanında Liverpool’un 2 topu direkten döndü, 2 golü sayılmadı ve 1 penaltısı kaçtı.
Seneye Avrupa’da başarı için…
Yani Galatasaray 4-0’lık skorla ucuz kurtuldu. Tarihi bir hezimet alabilirdik. Galatasaray gibi büyük bir takım hiçbir bahanenin ardına sığınmamalı ve bu hezimetlerden ders çıkarmalıdır. Seneye Galatasaray’ın Avrupa’da başarılı olması için, sorunlarını çözmeye yönelik şu önlemleri alması gerekiyor:
1) Defansta Sanchez’in yanına orta stoperde oynamak üzere en az Sanchez kadar hızlı ve zeki bir başka stoper alması,
2) Osimhen’in kalitesinde veya kalitesine yakın en az bir yabancı, bir de yerli forvet alması,
3) Orta sahanın ortasında oyunu yönlendirecek ve şampiyonlar ligine damga vuracak 10 numaralı bir oyun kurucu transfer etmesi,
4) Kanatlarda Barış ve Noa Lang’ı yedekleyecek veya onların yerini alacak atlet kanat oyuncuların transferleri,
5) Şampiyonlar ligi, Türkiye ligi ve kupasında her pozisyonu yedekleyecek nitelikte genç oyuncuların transferi gerekiyor. Bu gençlerin de her maçta en az 10 dakika süre almaları şart.
Kulüpten önce vatan sevdalısı olmak
Tüm bunları söyledikten sonra benim de İngiltere’de tuttuğum takımın Liverpool olduğunu belirtmek isterim. Liverpool’u bu yazıda eleştirmem bunu değiştirmiyor. Ancak burada her şeye rağmen milli bilincim de yerinde. İki tuttuğum takım eşleştiğinde elbette Galatasaray’ın kazanmasını isterim.
Galatasaray’ın Liverpool maçında Liverpool’u destekleyen Türklerin spor kulübü sevdalısı olmak yerine vatan sevdalısı olmalarını tavsiye ederim. Bu maçlarda İngiliz forması giyip İngiliz takımlarını destekleyenlerin ve Galatasaray’a ağza alınmayacak hakaretler edecek kadar kendilerini kaybedenlerin kendilerini sorgulamaları gerekir. İnsanların önceliklerini doğru şekilde sıralayıp her koşulda Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlığının hakkını vermeleri gerekir. Milli bilinç bunu gerektirir.
Türk Telekom’un moral veren zaferi
Tabii milli bilinçten bahsetmişken aynı günün akşamında Türk Telekom’un elde ettiği zafere de değinmek isterim. Devre arası olunca Türk Telekom basketbol takımının Hapoel Kudüs’le Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da oynadığı çeyrek final maçını açtım. Ben maçı seyretmeye başladığımda son çeyreğin başları oynanıyordu ve başa baş bir skor vardı.
Basketbol böyle bir oyun. Bol aksiyon vardı ve skor üstünlüğü sürekli değişiyordu. Son 5 saniye kala İsrail takımı yine öne geçti. Türk Telekom’daki favori oyuncum Allman son saniye üçlüğüyle maçı kazandırdı. Bizimkilerin maç sonu sevinci izlemeye değerdi. Ben de oturduğum yerde hop oturup hop kalktığımı ve son saniye şutuyla maçı kazanınca büyük bir zafer çığlığı attığımı hatırlıyorum.
Bu anlamda başta Türk Telekom spor kulübünün başkanı Savtekin Şentürk, menajeri Önder Külçebaş ve koçu Erdem Can olmak üzere tüm takımı can-ı gönülden tebrik ediyor ve Eurocup’ta Türk Telekom’a şampiyonluk temenni ediyorum.

Basketbolda Türk takımları zirveyi zorluyor
Bu motivasyonla Galatasaray maçını açtım. 1-0 bıraktığım maç 2-0 sıfır olmuştu. “Bu nasıl oldu?” diye hayıflanırken üçüncüyü yedik. Sinirimi hiç bozmamaya çalışarak maçı tamamladım ve açıkçası o akşam ruh halimi Türk Telekom düzeltti.
Bu arada Eurocup’ta yarı finalde mücadele edecek 4 takımdan üçünün Türk takımı olduğunun da altını çizmek isterim. Türk Telekom yarı final mücadelesini Fransız takımı JL Bourg’a karşı 3 maçlık seri üzerinden oynayacak, diğer eşleşmede de Beşiktaş ve Bahçeşehir takımları mücadele verecek. Bu turnuvadaki ilk 3 takımın Türk takımları olduğunu çok görmek isterim. Aynı şekilde Euroleague’de de Anadolu Efes ve Fenerbahçe’nin en azından ‘final four’a kalmalarını hatta mümkünse şampiyon olmalarını isterim.
Milli bilincim bunu gerektirir.




