Boğaziçi yüksek lisansımı tamamladım

24/08/2026

Yorum Yok

260 Görüntülenme

10 dakika

Boğaziçi Üniversitesi’nde Enerji ve Teknoloji yönetimi yüksek lisans programına 2024 yılında başladığımı çeşitli mecralarda dillendirmiştim. 26 Haziran Cuma günü nikahım Fas’ın başkenti Rabat’ta kıyıldı. Hafta sonunu Fas’ta geçirdikten sonra Pazar günü dönüş yapıp ertesi gün 29 Haziran’da mezuniyet törenine katılmam benim için çok manidar oldu.

Öncelikle neden ve nasıl bu yaşta yüksek lisans yapmaya karar verdiğimin hikâyesini anlatayım. Yapacağım işleri daha donanımlı ele alabilmek için 2024 yılının başlarında PMP (Project Management Professional) eğitimi almaya karar verdim. Boğaziçi Üniversitesi’nin verdiği bir online sertifika programına katıldım. O programı başarıyla bitirip testini de geçip sertifikayı aldıktan sonra programda her hafta ders veren farklı hocaların bazılarını derslerinin hoşuma gittiğini fark ettim. Bazı hocalarla temasa geçip sonrasında kişisel gelişimim için muhabbet ettim ve bu muhabbetin sonucunda Boğaziçi Üniversitesi’nin Mühendislik ve Teknoloji Yönetimi yüksek lisans programı olduğunu öğrendim. Bu programla ilgili daha fazla bilgi almak için Modafen’in sahibi Boğaziçi Üniversitesi mezunu arkadaşım Fatih’le görüştüm. O da beni doğruca Endüstri Mühendisliği bölümünün hem hocası hem de yöneticisi olan zamanındaki sınıf arkadaşı ile tanıştırdı.

Başvuruda aranan kriterler

Güzel bir sohbetten sonra Endüstri Mühendisliği’nin yüksek lisans programı olan Mühendislik ve Teknoloji Yönetimi dersinin bana uygun olabileceğini düşünmeye başladım. Sonrasında yaptığım araştırmalar sonucunda kesin seçimimi yaptım ve başvurmaya karar verdim.

Yaptığım başvurudaki kriterler arasında 5 yıllık iş tecrübesi, mezun olduğunuz üniversitenin resmi transkripti, 2 referans mektubu ve İngilizce yeterlilik isteniyordu. İngilizce için de ya Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği İngilizce sınavından geçmek (BUEPT Minimum “C” Puan Türü) ya da TOEFL gibi tüm üniversitelerin kabul ettiği merkezi sınav sisteminden geçerli puanı almanız gerekiyor.  TOEFL’da minimum Genel Puan 79, Yazma Bölümünden de minimum 22 almak şartları arasındaydı. Ben de birkaç haftalık hazırlanmayla kendi beklentimin üzerinde ve minimum talep edilen TOEFL notunun çok daha üzerinde bir not almayı başardım. Asıl şaşırtıcı kısmı yazma bölümünden 30 üzerinden 30 tam puan almam oldu.

Tam puana şaşkınlık!

Mülakattaki profesörlerden biri bana “Türk öğrencilerinin en zorlandığı bölüm İngilizce yazmadır, sen tam puan almayı nasıl başardın?” diye sordu. Ben de kendisine “tam puan almayı beklemediğimi, sorulan soruyla ilgili aklıma gelenleri yapılandırılmış bir formatta yazdığımı ve belki de yazı yazmayı sevmemin de tam puan almamda rol oynadığını” anlattım. Başarılı geçen mülakattan sonra programa kabul edildim.

Boğaziçi’ndeki bu yüksek lisans programıyla ilgili düşüncelerimi ve tecrübelerimi sizlere aktarmak isterim. Öncesinde bu programa neden girmeye karar verdiğimi ilk olarak 28 Aralık 2024 tarihinde kaleme aldığım “Sıkça sorulan sorular 11” başlıklı yazıda dillendirmiştim. Bu yazıya https://serhansuzer.com/tr/sikca-sorulan-sorular-11/ linkinden ulaşabilirsiniz. Yazının 5. sorusunda “Linkedin’de Boğaziçi Üniversitesi’nde master yaptığını gördüm. Bu yaştan sonra neden tekrar okula dönmeye karar verdin?” yazıyordu. Sorunun cevabını sizlerle tekrar paylaşmak isterim:

Neden okumaya döndüm?

“Dediğim gibi hayatımda yeni bir döneme giriyorum. Zaten sürekli merak eden, okuyan, araştıran ve kendini geliştirmeyi seven biriyim. Bu yeni dönemi sembolik de olsa okulda okuyarak taçlandırmak istedim.

Her ne kadar Boğaziçi Üniversitesi’yle ilgili son dönemde herkes bir şeyler söylese de ben okulumdan gayet memnunum. Bana göre Boğaziçi Üniversitesi hala Türkiye’nin en iyi üniversitesidir. Bunun dayanağı her şeye rağmen hâlâ orada inatla kalan ve eğitim öğretimi ara vermeden sürdüren hocalar ve Boğaziçili öğrencilerdir.

Ben Üniversite’yi Kanada’nın en iyi okullarından biri olan Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde okudum. Oradaki öğrencilerin seviyeleriyle Boğaziçi’ndeki öğrencilerin seviyelerinin birbirine çok yakın olduğunu söyleyebilirim. Her iki okulunda bir başka özelliği, iyi ve kaliteli insanlardan oluşan eğitmenler ve öğrencilerin ötesinde, sosyal bir ortama sahip olmalarıdır. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitim hayatını sürdüren öğrencilerin akıllı ve zeki olmalarının ötesinde sosyal tarafları da oldukça gelişmiş durumda, aynı McGill Üniversitesi gibi. Bu sosyal ortam da benim kafama çok uyuyor, beni besliyor.

Son olarak, yaptığım lisans üstü programını bilinçli olarak seçtim. Program yeni dönemde yapacağım işlerin bir anlamda teorik eğitimini veriyor. Mühendislik ve Teknoloji Yönetimi master’ı tam benlik ve yapacağım işlerin teorik alt yapısını sağlıyor. Sadece bu dönem aldığım dersleri sıralayayım, ne dediğimi anlarsınız: Communication Skill for Engineers (Mühendisler için İletişim Yetkinlikleri), Applied Statistics and Design of Experiments (Uygulamalı İstatistik ve Deney Tasarımı), Strategic Technology Management (Stratejik Teknoloji Yönetimi), Supply Chain Management (Tedarik Zinciri Yönetimi) ve R&D Management (Araştırma Geliştirme Yönetimi).

Bu hafta başlayan final haftasında da bizleri oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Önümde 3 sağlam final ve 2 proje teslimi var.”

Bu yazdığım 3 sağlam finalden ve 2 proje tesliminden alnımın akıyla çıktım. Bu finallerden bir tek Uygulamalı İstatistik dersinden hak ettiğim notu alamadım, kendi beklentimi karşılayamadım. Sebepleri önemli değil. Boğaziçi Üniversitesi’nin eski hocalarından Ali Rıza Hoca’yı severim ve saygı duyarım.

Duygusallık ve motivasyon

Sonrasında 2 dönem daha ders aldım. İşlerimin yoğunlaştığı bir dönemde toplamda 3 dönemde hiçbir dersimden kalmadan, 7 dersten tam puan alarak (Boğaziçi’nde tam puan “AA” olarak adlandırılıyor)  4 üzerinden 3,6 ortalama notuyla programı tamamladım. Bu arada geçenlerde düşünürken aklıma geldi, tam puan aldığım derslerin hepsinin bir ortak yanı var.

Eğer dersi veren hocayı seversem, bir de dersin içeriğini seversem o dersten kesin tam puan alıyorum. Normalde bu işlerin duygusal olmaması gerekiyor ancak özellikle belli bir yaştan sonra aldığım derse çalışabilmek için duygusallığın motivasyonumda çok önemli bir etmen olduğunu fark ettim. Bir başka deyişle ders çalışırken bile kuracağınız duygusal bağ önemli. Konuyu diğer perspektiften anlatmam gerekirse, eğer dersin içeriği hoşuma gitmiyorsa veya dersin güncel olmadığını düşünüyorsam ve/veya dersi veren hocaya bir türlü ısınamadıysam, o derse çalışmak hiç içimden gelmedi, zorlandım.

Derslerde işlediğimiz hoşuma giden bazı konuları da yine zaman zaman kaleme aldım. İşte bu yazılarımdan bazılarını aşağıda bulabilirsiniz:

18.02.2025 Porter’ın 5’li rekabet modeline güncellemelerim: https://serhansuzer.com/tr/porterin-5li-rekabet-modeline-guncellemelerim/

14.05.2025 Uluslararası Strateji: https://serhansuzer.com/tr/uluslararasi-strateji/

05.11.2025 Aluminyum içecek kutusunun tasarımı: https://serhansuzer.com/tr/aluminyum-icecek-kutusunun-tasarimi/

09.11.2025 2025 Nobel Fizik Ödülü: https://serhansuzer.com/tr/1005308-2/

16.11.2025 Nadir Toprak Elementleri: https://serhansuzer.com/tr/1005308-2/

30.11.2025 Alman çelik devinin dijitalleşme atılımı: https://serhansuzer.com/tr/alman-celik-devinin-ornek-dijitallesme-atilimi/

14.12.2025 Pizza satan teknoloji firması Domino’s: https://serhansuzer.com/tr/pizza-satan-teknoloji-firmasi-dominos/

Yaş tahmin oyunu

Programda hoşuma giden bir başka taraf da programa katılan öğrencilerdi. Tavırlarına gıcık olduğum birkaç kişi hariç genelde herkesi sevdim. Programa katılanlar iyi ve akıllı çocuklardı. Bu arada derslerde başarılı olmak ileride başarılı olacağınız anlamına gelmiyor. Programda notları çok iyi olup da ileride sıkıntı yaşayacağını düşündüğüm öğrenciler olduğu gibi derslerde idare edip ileride çok başarılı olacağını düşündüğüm arkadaşlarla da tanıştım. Burada özellikle karakter yapısı çok belirleyici. Alacağınız not bir göstergedir ama geleceğe dair bütün resmi göstermez.

Size bu konuyla ilgili güzel bir örnek vereyim. Programa başladığım ve yeni okul arkadaşlarımla tanıştığım ilk gün derse ara verildiği zaman ve hep beraber dışarı çıktık. Dışarıdaki banklarda otururken derse giren öğrencilerden biri benimle tanışıp soru sormaya başlayınca aramızda şöyle enteresan bir anekdot geçti:

ꟷ Abi, biz aramızda konuşuyoruz, bir türlü emin olamadık. Yanlış anlamazsan sen kaç yaşındasın?
ꟷ (Gülümseyerek) Tahmin et, kaç yaşındayım?
ꟷ 31 mi?
ꟷ Çık.
ꟷ (Konuşmamızı dinleyen bir başka öğrenci) 33 mü?
ꟷ Çık çık!
ꟷ (Bir başkası) 35 mi?
ꟷ 40’ın üzerindeyim ben
ꟷ (Etrafımızdaki bir başka öğrenci) 40’ın üzeri mi? Abi hiç göstermiyorsun. 42 yaşında mısın yoksa?
ꟷ 46 yaşındayım (2024 senesinde 46 yaşındaydım).
ꟷ (Soruyu ilk soran öğrenci) Yuh. İnanılmaz bir şey. Sen gerçekten 46 yaşında mısın? Abi yaşınla alakan yok.
ꟷ Teşekkür ederim.
ꟷ (Yine başka bir öğrenci) Abi sen benim annemle aynı yaştasın o zaman.
ꟷ (Gülerek) Annen seni erken doğurdu o zaman.
ꟷ (Soruyu sorun çocuk gülerek) Evet, abi. Aynen öyle. 20 yaşında bana hamile kalmış.

Tam o sırada bizi içeri çağırdıkları için yavaş yavaş tüm grup içeri girmeye başlamıştık. Annesiyle aynı yaşta olduğum arkadaş bana kapıyı açtı. Bu jestin üzerine ben de ona:
“Aferin. Anan seni iyi yetiştirmiş. Ne de olsa benim jenerasyonum” diye şaka yaptım. Kahkaha atarak teşekkür etti.

Üniversitede hem hoca açısından hem de öğrenciler açısından gerçekten çoğu zaman güzel insanlarla tanıştığıma ve muhatap olduğuma memnun oluyordum. İşime yarar diye bilgiyi ilk elden alabilmek için genelde ön sıralarda oturuyordum. Sınıfta en çok soru soranlardan biriydim. Özellikle konu ilgimi çekerse çok soru soruyordum. Kafa boşaltmak için iyi oluyordu. Genelde keyif alıyordum.

Sıkıldığım durumlar

Bazen çok sıkıldığım da oluyordu. Özellikle yarım saatte anlatılabilecek bir konuyu 3 saate uzatma çabasını gördüğümde iyiden iyiye içim sıkılıyordu. Bazen de teoride anlatılan bir konunun pratikte pek geçerliliği kalmadığını bildiğimde canım sıkılıyordu. Bir keresinde yenilenebilir enerjiyle ilgili konuşulan bir derste bir hocamızı düzeltme gafletinde bulundum. Bana “Sen ne iş yapıyorsun?” diye sordu. Ben de yenilenebilir enerji deyince hoca bütün kariyerimi sordu. Cevaplarımı aldıktan sonra benimle sınıfta itiraz ettiğim konuyu tartışmaya başladı. Hoca tıkandığı noktada “Yeter artık bu konuyu uzatmayalım” dedi ve konuyu değiştirdi. Bana da serzenişte bulundu.

‘Paraşüt hocalar’ hemen anlaşılıyor

Bu hocanın bir daha dersini almadım. Yine bir başka hocadan daha memnun kalmadım. Bana göre dersleri çok sallapati ve yanlış işliyordu. Yine de kendi kendime “Serhan, kendine hâkim ol, hocayı düzeltme” diyordum. Hocanın hali tavrı ve özgeçmişi hep paraşüt hoca olduğunu gösteriyordu. Boğaziçi Üniversitesi’nde iktidara yakın olduğu için atanan hocalara kullanılan tabir “paraşüt”. Yani gökten paraşütle yollanan ve hocalık konusunda Boğaziçi Üniversitesi’nin standartlarının altında olan hocalara verilen bir takma at bu.

Bu paraşüt hocadan başka bir seçmeli ders kalmadığı için mecburen son dönemde ders almak zorunda kaldım. İstemeye istemeye onun dersini aldım. Derslerde canım çok sıkılıyordu. Yine de bir kazaya uğramamak adına sınavlarına zorlanarak da olsa iyi çalıştım. Hocanın sınavlarda tamamen duygusal not verdiğini fark ettim. Çünkü genelde sınavlarda ne not alacağımı bir üst veya bir alt marjla hep doğru tahmin ettim. Tüm soruları doğru cevapladığım bu sınavda beklentimin iki not altı gelince hocanın tavrına da gıcık olduğumdan finalimin tekrar okunmasını istedim. Final sınavımın tekrar üzerinden geçince kesin haklı olduğuma karar verdim. Hoca sınav notları tamamen kafasına ve keyfine göre veriyordu. Sonrasında bu konuyu dillendirdiğimde programın kurucularından biri benimle konuşmak istedi ve “Programın tarihinde değiştirilen bir sınav sonucu yok. Söylediklerinde haklısın ancak bütünlüğü bozmamak adına lütfen bu konuda ısrar etme” dedi. Ben de benimle konuşan hocamıza saygı göstermek anlamında ona “Tamam, başka bir talebim olmayacak. Ancak siz de programda ders verecek hocaları dikkatli seçin” diye kendisine son bir geribildirimde bulundum. O da “Haklısın, bunları not ettik” dedi ve konu kapandı.

Boğaziçi’nin kalite konusunda direnişi

Üniversite’de eski Boğaziçili hocalarla paraşüt hocalar arasındaki fark o kadar açık ki. Kaliteden biraz anlayan birisiyseniz, bu deneyimlediğiniz fark sizi rahatsız etmeye başlıyor. Bu yaşanan yozlaşmayı farklı bir perspektiften anlattığım “Boğaziçi Üniversitesi’nde Survivor’ın işi ne?”  başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim: https://serhansuzer.com/tr/bogazici-universitesinde-survivorin-isi-ne/

İlk kurulduğu yıl olan 1863’ten beri 163 yıldır kaliteli eğitim vermeyi ilke edinmiş Türkiye’nin medar-ı iftiharı bir kurumda bunları deneyimlemek beni üzdü. Üniversite’nin özüne baktığınızda ise tüm bu yapılanlara rağmen kaliteyi muhafaza etmek için büyük çaba gösteren eski Boğaziçililerin de olduğunu görebiliyorsunuz. Zaten onlar sayesinde hâlâ Türkiye’nin en iyi hocalarının ve öğrencilerin önemli bir kısmına Boğaziçi Üniversitesi’nde rastlayabilirsiniz.

 

Mezuniyet törenim

Bu arada mezuniyet törenime de not düşmek istiyorum. Yazının başında da belirttiğim gibi nikahım 26 Haziran Cuma günü Fas’ın başkenti Rabat’ta gerçekleşti. Hafta sonunu yine Fas’ın kalbimizde yer edinen önemli turistik merkezlerinden Marakeş’te geçirdik. 28 Haziran Pazar günü memlekete döndük. Ertesi gün 29 Haziran Pazartesi saat 17:00’de mezuniyet törenim gerçekleşti. Bu törende bana eşim Rengin Süzer, annem ve Gülten Halam katıldı. Hayatta en değer verdiğim kadınların yanımda olması bana güç verdi. Bir tek babaannem eksikti. O da sağlık sorunlarından dolayı katılamadı.

Hayatıma ismi gibi renk katan eşim Rengin tören öncesi, sırası ve sonrasında sağ olsun, bol bol resmimi çekti. Hep beraber güzel vakit geçirdik. Tüm bunları yaşayan biri olarak yaşın bir rakamdan oluşmadığını esasında her şeyin kendinizi nasıl hissettiğinizle alakalı olduğun altını çizmek isterim.

Her yaşta öğrenmeye devam!

Bundan sonra kişisel gelişimime ve eğitimime tabii ki devam edeceğim. Bence bir insan hayatının sonuna dek kendini geliştirmek için gayret göstermeli. Ben de bu bilinçle eksik taraflarımı hep geliştirmek için çabalıyorum. Örneğin 30 yaşından sonra İspanyolca öğrendim. Bundan sonra da özellikle değişen dünyaya uyum sağlamak adına eğitimlerime devam edeceğim. Bir de hayatım hep önemli projelerle geçeceği için bu konuda da süreçlerin hızlanması ve verimli şekilde gerçekleşmesi için yapacaklarım var.

Son olarak aklımda bir doktora programı daha var. İleride vakit bulabilirsem şu anda konusunu yazmayacağım bir konuda özellikle uzmanlaşmak ve kendimi geliştirmek istiyorum. Bunu da yurt dışında yapma ihtimalim var. Bakalım, hayatımızın akışı bizi nerelere yönlendirecek?

Tüm bu eğitim ve kişisel gelişim çalışmaları iş hayatında daha iyi performans göstermek ve daha stratejik hareket etmek için devam edecek. Bir de tabii daha iyi bir insan olabilmek için çaba göstermek, rol modellerinizi ve mentorlarınızı doğru seçmek ve eğitim almaya gönüllü ve motive olmak gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir