Son COP zirvesi (COP30) 10–21 Kasım 2025 tarihleri arasında Belém, Brezilya’da gerçekleştirildi. Adil geçiş mekanizması gibi bazı konularda ilerleme kaydedilirken, fosil yakıtlardan çıkış netliğinin muğlaklaştırılması şu ana kadar tüm COP zirvelerinde yapılanlardan geriye gidişi gösterdi. Kendi penceremden COP30 zirvesini ele alacağım.
Öncelikle bilmeyen okuyucularım için COP’un ne olduğunu paylaşayım. COP’un açılımı şu şekilde: Conference of Parties yani “Tarafların Konferansı”. Buradaki “Taraflar”,
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) taraf olan ülkeleri ifade eder. Yani COP = İklim sözleşmesine taraf ülkelerin yıllık zirvesi.
COP, iklim değişikliğiyle mücadele için BM çatısı altında toplanan, ülkelerin emisyon azaltımı, uyum, finansman ve adil geçiş konularında pazarlık yaptığı ve küresel iklim politikasının yönünü belirleyen yıllık zirvedir.
COP’un 4 temel amacı
COP’un temel amacı küresel iklim değişikliğiyle birlikte mücadeleyi yönetmektir. Bu amaç 4 ana başlıkta toplanır:
1) Küresel ısınmayı sınırlamak: Sera gazı emisyonlarını azaltmak ve küresel sıcaklık artışını tercihen 1,5°C, en fazla 2°C ile sınırlamak.
2) Ülkelerin iklim taahhütlerini belirlemek ve güncellemek: Her ülke kendi Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) sunar, emisyon azaltımı, uyum ve finansman hedeflerini açıklar. COP’larda bu planlar gözden geçirilir ve daha iddialı olmaları için siyasi baskı kurulur.
3) İklim finansmanı ve adil yük paylaşımı: Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere finansman, teknoloji ve kapasite desteği sağlamakla yükümlüdür. Burada amaç iklim krizinin bedelini ona en az etki edenlerin ödememesidir.
4) Uyum (adaptation) ve kayıp–zarar (loss & damage): İklim değişikliğinin artık kaçınılmaz etkileriyle başa çıkmak. Sel, kuraklık, deniz seviyesi yükselmesi gibi etkiler için uyum projeleri ve zarar gören ülkelere destek mekanizmaları oluşturmak.
COP kararlarının çoğu hukuken bağlayıcı değildir ancak Paris Anlaşması gibi çerçeveler bağlayıcıdır ve COP kararları politik baskı, piyasa etkisi ve itibar yoluyla fiilen güçlüdür. COP’ların yaptırım gücü sınırlıdır ama küresel oyunun kurallarını belirleyen masa gibi algılanır. COP’lar her sene yapılır çünkü iklim krizi dinamik ve hızlanan bir sorun, bilimsel verilerle (IPCC raporları) sürekli güncelleniyor. Ayrıca ekonomi, enerji ve siyaset dengeleri hızla değişiyor.
Daha önce COP 28’le ilgili bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıyı https://serhansuzer.com/tr/cop-zirveleri-iklim-degisikligiyle-mucadelenin-hakkini-veriyor-mu/ linkinde okuyabilirsiniz.
Şimdi gelelim Belém, Brezilya’da gerçekleştirilen son COP zirvesi, COP30’a.
COP30’un ana karakteri “Yeni hedef koymaktan çok, artık verilen sözleri uygulamaya zorlama mekanizması” olarak ortaya çıktı. COP28–COP29’da büyük başlıklar açılmıştı (küresel stok sayımı, finansman hedefleri). COP30 ise bunları hayata geçirme iddiasıyla toplandı. Ana slogan ve ruh: “Mutirão” yani Portekizce kolektif seferberlik veya imeceydi.
COP30’da alınan kararlar
COP30’da alınan temel kararlar (Mutirão Kararı) şu şekilde şekillendi:
1) 1,5°C hedefi metinde kaldı: Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefinden geri adım atılmadı ancak; “Nasıl?” sorusuna net, bağlayıcı yol haritası konmadı. Siyasi mesaj güçlü ancak hukuki bağlayıcılık zayıftı.
2) Fosil yakıtlar: Üzülerek yazıyorum, maalesef en tartışmalı başlık olan fosil yakıtlarla ilgili COP28’deki “fosil yakıtlardan kademeli çıkış” dili daha da yumuşadı. Yani bu durum gerçekten COP’ların mehter marşı gibi 2 adım ileri 1 adım geri gibi bir havaya büründüğünü gösteriyor. Nihai kararda “Phase-out (çıkış)” yok, “Phase-down (azaltma)” yok ve “Enerji sistemlerinin dönüşümü” gibi muğlak ifadeler var.
Buradan şu çıkarımda bulunabiliriz: İklim değişikliğinin en büyük sebebi olan fosil yakıtların lobisi savaşmaya devam ediyor. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan gibi petrol ve gaz üreticilerinin baskısı ve blokajıyla tüm insanlığın talep ettiği değişikliklere direnme ve engelleme eğilimi görüyoruz. Ülkeler ABD ve bazı büyük ekonomileri karşılarına almak istemiyorlar ve maalesef ABD gibi dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücünü yönetenlerin kafa yapıları 20. Yüzyılın ilk yarısında kaldı. Dünyanın bir felakete sürüklendiğinin farkında değiller veya daha da kötüsü farkındalar ama menfaatlerin etkisiyle insanlığın sonunu getirecek hamleleri yapmaktan çekinmiyorlar. Tam bir rezalet.
3) İklim finansmanı: Gelelim COP30’un bir başka en büyük hayal kırıklığına. Söz var, para belirsizdi. Uyum (adaptasyon) finansmanını artırma sözü verdi, kırılgan ülkeler için özel destek vurgulandı. Ancak net rakam yok, zorunlu katkı yok, takvim yok. Gelişmekte olan ülkeler bunu “iyi niyet ama boş çek” diye eleştirdi.
4) Adil Geçiş (Just Transition) Mekanizması: Bu önemli mekanizma kabul edildi. Bunun sonucunda kömür, petrol, sanayi dönüşümünden etkilenen işçiler/ülkeler ilk kez sistematik olarak ele alındı. Ama tabii mekanizma mevcut olsa da, finansmanı zayıf ve yaptırımı yok. Politik olarak önemli bir mekanizma ancak pratikte zayıf.
5) NDC’ler için baskı arttı: NDC, yani “Nationally Determined Contribution” bir ülkenin iklim değişikliğiyle mücadelede ne yapmayı taahhüt ettiğini gösteren resmî belgedir. 2025–2026 döneminde ülkelerin mevcut NDC’lerinin güncellemesi yapıldı ve daha iddialı hale getirmesi çağrısı yapıldı. Ancak çıkan bir sonuç yok.
Kim destekledi, kim karşı çıktı?
Tüm bu 1,5°C hedefi, fosil yakıtlarla ilgili alınacak kararlar, iklim finansmanı, adil geçiş mekanizması ve NDC’leri bloklar halinde destekleyenler ve karşı çıkanlara bir bakalım (burada benim açımdan herhangi bir sürpriz yok).
Daha güçlü iklim eylemi isteyenler:
(Bu ülkeler net fosil çıkışı ve daha fazla finansman istediler.)
• AB ülkeleri
• Küçük ada devletleri (AOSIS)
• Afrika ve Latin Amerika’daki iklimden en çok etkilenen ülkeler
Süreci yavaşlatan / bloke edenler:
(Bunlar fosil yakıt ifadesini sistematik biçimde zayıflattılar.)
• Suudi Arabistan
• Bazı OPEC ülkeleri
• Rusya
Ara pozisyonda kalanlar
• ABD: Söylem güçlü, bağlayıcılıkta isteksiz. Trump yönetimi olmasa ABD de iklim kriziyle savaşta Avrupa’nın yanında yer alır, bağlayıcılıkta da gücünü kullanıp kararsız olan ülkelerin hepsini iklim kriziyle aktif mücadele tarafına çeker, dengeler değişir.
• Çin & Hindistan: Sorumluluk–finansman dengesi vurgusu yapılmıştır. Burada da özellikle Çin’in daha güçlü iklim eylemi isteyenler tarafında yer almasını bekliyoruz.
Genel bilanço
COP30’un genel bilançosunu özetlemek gerekirse:
Artıları
• 1,5°C hedefi korunabildi.
• Adil Geçiş ilk kez kurumsallaştı.
• NDC’ler için siyasi baskı arttı.
Eksileri
• Fosil yakıtlar konusunda geri adım söz konusu.
• Finansmanda somutluk yok.
• Küresel emisyonları hızla düşürecek net araç yok.
Bir de tabii bizim açımızdan gerçekleşen önemli çıktılardan biri, bir sonraki COP31 zirvesinin Türkiye’de yapılmaya karar verilmiş olmasıdır. 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesine değinmeden önce COP30’da Türkiye’nin karnesine bir bakalım.
Türkiye COP30’da nasıl temsil edildi?
Türkiye’nin temsili için Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz liderler zirvesinde konuşma yaptı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Türkiye’nin iklim politikaları ve NDC süreciyle ilgili açıklamalar yaptı.
Türkiye’nin tavrı
Türkiye’nin COP30’daki iklim tavrına gelirsek. Şunları söyleyebiliriz:
• İklim değişikliğini kabul ediyor.
• Paris Anlaşması’na bağlılık vurgusu yapıyor.
• “Gelişmekte olan ülke” statüsünü özellikle öne çıkarıyor.
• Mutlak ve hızlı fosil yakıt çıkışına mesafeli.
• Finansman ve teknoloji transferi olmadan yük artışına karşı.
Türkiye’nin “Hedeflere evet, ama yük paylaşımı adil olsun” yaklaşımına katılmıyorum. Sözde hedefleri desteklemek, uygulamada ise zayıf kalmak doğru bir yaklaşım değildir. Ne şiş yansın ne kebap tarzı bir davranış ancak durumu idare etmektir. Türkiye gibi bölgede ağırlığı olan bir ülkenin çok daha sert ve net çıkışlar yapmasını beklerim. Mutlak ve hızlı fosil yakıt çıkışını desteklemeli, finansman ve teknoloji transferi için de elini taşın altına çok daha fazla koymalıdır.
Sonuç
Bu zirvedeki Adil Geçiş Mekanizmasının kabulü teselli olmuştur. Konunun özünde bulunan ‘fosil yakıtlardan çıkış’ ve ‘iklim finansmanı desteği’ gibi kritik konularda da gerilemeye tanık olduk.
Trump’ın ABD’de iktidar sahibi olması itibarıyla, iklim krizine dair yapılanlarda geriye gidiş sinyallerini tüm COP zirvelerinden alıyoruz. Gücün değişimiyle Biden döneminde Avrupa’nın yanında yer alan ABD’nin, bu mücadelede Avrupa’yı yalnız bıraktığını söyleyebiliriz. Rusya, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin fosil yakıtları destekleyen politikaları da aşikâr. Bu sebeple Belém’de düzenlenen COP30’da bir ilerleme olmadığı gibi, özellikle fosil yakıtlardan çıkış gibi çok kritik bir konuda süreç muğlaklaştırılmış, fosil yakıtlı hayatın devam edeceği intibası verilmiştir. Bu kesinlikle kabul edilemez. Bu konuda savaşa sonuna kadar devam. %100 yenilenebilir enerjiyi en kısa zamanda tüm dünyaya yayana kadar gereken her türlü mücadele verilecektir.




