Hayat arkadaşımla tanışma hikâyemiz

04/07/2026

4 Yorum

4077 Görüntülenme

9 dakika

Geçen yazımda yoğun bir süreç sonrasında Fas’ın başkenti Rabat’ta evlendiğimi belirtmiş ve detayları bir yazı dizisi halinde ilgili okuyucularımla paylaşacağımı müjdelemiştim. Bu seriyi tanışmamızın hikâyesiyle başlatıyorum. İşte İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda büyük bir rastlantı sonucu hayat arkadaşım Rengin’le tanışma öykümüz.

 

26 Mart tarihinde düzenlenen SKD Türkiye’nin (İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği) GreenPoint etkinliğini “SKD’nin ufuk açan saha etkinliği” başlığıyla bir blog yazımda kaleme almıştım: https://serhansuzer.com/tr/skdnin-ufuk-acan-saha-etkinligi/

Bu etkinlikle ilgili özetle; çözüm ortağımız Soliterm’in hayata geçirdiği hibrit güneş enerji sistemini incelemek üzere, MM Group’un İzmir Tire’deki üretim tesislerine bir saha gezisi düzenlediğimizi ve bu özel ziyarete katılanların CSP (Concentrating Solar Power) hakkında hem teorik bilgiler edindiklerini hem de sahada kurulu sistemi bizzat gözlemleyip bilgi edindiklerini yazmıştım. Bu etkinlik için İzmir’e gidişim hayat arkadaşımla tanışmama vesile oldu.

Tıkır tıkır işleyen bir program

Şimdi gelelim detaylara. Etkinlikten bir gün önce İzmir Tire’ye gittim. 25 Mart gecesi Tire’deki  Ramada by Wyndham Tire Otel’inde konakladım. Ertesi sabah etkinlik sabah 9’da başladı. Ben de organizasyonun kusursuz ilerlemesi için sabahın 8’inde toplantı odasında yerimi aldım ve oteldeki yetkililerin de yardımlarıyla etkinlik alanındaki tüm eksiklikleri tamamladık. Sistemin yaratıcısı ve Soliterm şirketinin kurucusu Dr. Ahmet Lokurlu da etkinliğe yarım saat kala toplantı odasında yerini aldı. Onunla günün bazı detaylarını konuştuktan ve son hazırlıkları yaptıktan sonra misafirlerimizi beklemeye koyulduk.

Etkinlik 15 dakika gecikmeyle başladı ve planladığımız gibi devam etti. Öğlene kadar toplantı odasında sistemin tüm detaylarını paylaştık, teorik bilgileri aktardık. Soruları cevapladık. Öğle yemeğini otelde yedikten sonra fabrikanın yolunu tuttuk.

MM Group’un İzmir Tire’deki fabrikasında, başta şirketin genel müdürü olmak üzere şirketteki ilgili tüm profesyoneller sistemi anlattılar. Önce fabrikadaki toplantı odasında bazı detayları konuştuk sonra fabrikayı gezdik ve en sonunda da çatıya çıkıp sistemi yerinde inceledik.

Uçuşu 2 saat öne almamdaki keramet

Tüm program tıkırında işliyordu. Ben şahsen gecikmelerle birlikte akşam saatini bulacağımızı tahmin edip dönüş uçağımı akşam 11’e almıştım. Program 16.30 gibi tam vaktinde bitince, akşam 11 uçağını 9 uçağına çekip 2 saat kazanmayı amaçladım.

Bu değişikliği yaptıktan sonra geç saatte İzmir’e uçacak genç mühendisimiz Alaattin’e de uçuşunu erkene alabileceğinin telkininde bulundum. İlk stajyerliğinden beri tanıdığım Alaattin bu iş etkinliğinde bana eşlik ediyordu. Daha sonra fabrikadan beraber çıkıp kiraladığımız araçla havalimanının yolunu tuttuk.

İzmir’deki Adnan Menderes Havalimanı’na varır varmaz, kiralık aracı teslim ettik. İçeri girdikten sonra Alaattin telefonla gerçekleştiremediği uçuşu erkene alma işini havalimanından hallediverdi.

Sonrasında havalimanında sık sık uçtuğum için Shop & Miles Elite üyesi olarak CIP’ye gitmeyi teklif ettim. Havalimanı’ndaki CIP’ye vardığımızda girişteki THY yetkilisi ikimizin de biniş kartlarına bakıp bana “Beyefendi siz girebilirsiniz ancak çalışma arkadaşınız (Alaattin’den bahsediyor) biletini eski adıyla Anadolu Jet yeni adıyla AJET’ten aldığı için kurallar gereği CIP’yi kullanamaz.” dedi.

Birlikte oturacak kafe arayışı

Ben de kendisine AJET’in de THY’nın bir iştiraki olduğunu hatırlattım. Yer hostesi de bana bu kuralın yeni değiştirildiğini, AJET’ten biletleri olanların CIP’ye giremeyeceklerini belirtti. Sonrasında Alaattin’le aramızda şöyle bir diyalog geçti:

S: Alaattin, gel yukarı çıkalım. Yukarıda iyi bir kafe bulup otururuz.
A: Serhan Bey, siz bana bakmayın, CIP’den seyahat edin, ben bir yer bulurum.
S: Öyle şey olur mu? Buraya birlikte geldik, içimizden biri uçana kadar havalimanında ayrı gayrı takılmak olmaz.
A: Siz bilirsiniz ama benim için fark etmez. Bence siz CIP’den uçun.
S: Prensibim gereği çalışma arkadaşımı arkada bırakamam. Gel yukarı çıkalım.
A: Peki, Serhan Bey. Teşekkür ederim.

Bu konuşmadan sonra merdivenlerden yukarı çıkıp uçuş kapıları arasında güzel bir kafe aramaya koyulduk. Merdivenden çıkar çıkmaz önümüze bir kafe çıktı. Bana bakan Alaattin’e kafamı yana sallayarak “Burası olmaz, dandik bir yere benziyor. İleride mutlaka kaliteli bir yer buluruz.” dedim.

Tadında Anadolu ve köşe masa

Biraz ileride karşımıza “Tadında Anadolu” çıktı. Hem restoran hem de kafe konseptinde olan, Türkiye’ye ait yemeklerin sunulduğu ve ürünlerin satıldığı bu mekâna daha önce de gelmiş ve memnun kalmıştım. O yüzden Tadında Anadolu’yu görür görmez “Hadi Alaattin, buraya girelim. Daha önce denemiştim, burası kalitelidir.” dedim. O da kafasıyla onayladı ve birlikte Tadında Anadolu’ya girdik.

Genelde restoranlarda köşeleri seçerim. Orada da benzer bir refleksle sağa döndüm ve Alaattin’le birlikte en köşeye yöneldik. Köşedekinin yanındaki masada ise müstakbel eşim Rengin oturuyordu. Onu gördüğümde üzerinde pijamamsı bir kıyafet vardı. Bir de pofuduk terlikler.

Özgüvenli, doğal güzel ve hayvansever

Bunu fark edince aklımdan ilk geçen düşünce “Kızdaki özgüvene bak, havalimanına pijamayla gelmiş” oldu. Sonra tekrar bakınca kendi kendime “Allah için güzel kız. Doğal bir güzelliği var” dedim.

En köşedeki yerimize geçerken Alaattin henüz oturmadan “Kahveler benden Serhan Bey, ne içersiniz?” diye sordu. “Americano” cevabını alınca “Ben de Americano içeceğim, alıp geliyorum” dedi. Yerime oturdum. İşle ilgili bir şeyler okuyabilmek için laptopumu açtım. Her ne hikmetse yandaki masa dikkatimi çekmeye devam ediyordu.

Beni en çok etkileyen ise Rengin’in çorba içerken bir yandan da çorbaya ekmek banıp kucağında oturan dünya tatlısı Maltese köpeğini (Lumi) besliyor olmasıydı. Onu bu durumda görünce resmen içim eridi ve iletişim kurmaya karar verdim. Harekete geçmeden önce aklımda son bir tereddüt vardı: “Kızıl saçlı bu güzel kadın acaba Türk mü?” Ve bir test uygulamaya karar verdim.

“Yan bakışla” geçilen Türklük testi

Tam o sırada Alaattin kahvelerle geldi. Tadında Anadolu’da kahve içenler bilir, oradaki kahve fincanları aşırı büyüktür. Çorba tası gibi fincanı önüme koyunca ben de bilinçli bir şekilde sesimi yükselterek “Alaattin, bize çorba mı, kahve mi getirdin? Bu kahve fincanı ne böyle çorba tası gibi?” dedim. Alaattin’in güldüğünü hatırlıyorum, bir de yüksek sesle konuştuğum için arkası dönük olan Rengin “Kim bu bağırarak konuşan adam?” dercesine bana “yan baktı”. Tam olarak arkasına dönmeden bana yan gözle baktığını fark edince, hemen kendi kendime “bu kız Türk” dedim. Tereddütsüz harekete geçmeye karar verdim ve ayağa kalkarak Alaattin’e “Bu kahveler böyle kuru kuru gitmez, zaten içilecek çok kahve var. İkimize cookie alayım da hiç değilse ağzımız tatlansın” dedim. Bana ilk cevabı “Ben cookie istemem, teşekkürler.” oldu. Ben de sırıtarak ona “İstersin, istersin. Bak ben kendime de cookie alacağım. Bu çorba gibi kahveler böyle kuru kuru gitmez.” deyince o da “Tabii, olur o zaman.” dedi. Bu arada çok hızlı bir şekilde planımı yapmıştım. Alaattin’e ve kendime cookie alırken Rengin’in köpeğine de tuzlu kurabiye alacaktım. Tuzlu kurabiyeyi köpeğe verirken tanışacaktık. Stratejim çok netti. Aramızdaki iletişim kanalı bir hayvansever olarak benim de şahsen çok sevdiğim köpeğiydi. Kafamda tüm senaryoyu kurdum ve hızlı hareket ettim. Zamanla yarışıyordum.

Yüksek adrenalinli koşuşturma

Ayağa kalkıp hızlı adımlarla Tadına Anadolu’nun büfesinin olduğu yere gittim. Cookie bulamayınca oradaki yetkiliye “Cookie ve tuzlu kurabiye var mı?” diye sordum. Yetkili de bana “Burada cookie ve tuzlu kurabiye satışı yapılmıyor ancak hemen yan tarafımızda aynı işletmeye ait Cakes & Bakes diye bir yer var. Orada bulabilirsiniz.” deyince hızlıca Tadında Anadolu’dan çıktım ve Cakes & Bakes’e koşar adım yürümeye başladım. Cakes & Bakes’e vardığımda aynı soruyu orada da sordum ve bana cookie çeşitlerini gösterdiler, tam o sırada reyonda tuzlu kurabiyeyi de gördüm ve aldım. Kasada çalışan yetkili cookie’leri hazırlarken ağır davranınca “Hanımefendi acelem var, cookie’leri hızlı verebilir misiniz?” diye ufak bir uyarıda bulundum. Hızlıca cookie’leri ve tuzlu kurabiyeyi alıp Cakes & Bakes’ten dışarı çıktım ve yine koşar adım Tadında Anadolu’ya yöneldim. Tam restoranın kapısından içeri girecektim ki bir de baktım, Rengin köpeğiyle birlikte Tadında Anadolu’dan çıkıyor. Başımda aşağı kaynar sular döküldü. Artık tek atımlık kurşunum kalmıştı, sohbet etmeye zamanım kalmamıştı.

Normalde hiç yapacağım iş değildir, tanımadığım birine bir şeyler söyleyip sohbet başlatmak. O anda herhalde adrenalinden kaynaklı aklıma gelen ilk şeyi Tadında Anadolu’nun giriş kapısında söyleyiverdim: “Köpeğiniz çok tatlı, hanımefendi.”

Köpek kokusunun mümkün kıldığı diyalog

Rengin gülümseyerek “Teşekkür ederim.” dedi. Hemen akabinde bir mucize gerçekleşti. Genelde seyahatlere çıkacağım zaman köpeklerimi sevip öyle çıkarım. Üzerime atlayıp zıplayan Sunny ve Blackie’nin de doğal olarak pantolonuma kokuları siniyor. Belki insan burnuyla bunu çok algılayamıyoruz ancak köpekler hemen başka bir köpeğin kokusunu algılar ve sizin köpek dostu olduğunuz anlarlar. O anda saniyeler hatta saliseler yavaşlıyor, adeta her şey ağır çekimle ilerliyordu. Bir anda o sevimli Maltese köpek, namıdiğer Lumi üzerime geldi ve pantolonumu koklamaya başladı. Ben de bu fırsatı kaçırmadım ve eğilip köpeği sevmeye başladım. Bir yandan Rengin’in köpeğini tezahürat yaparak seviyor bir yandan da Rengin’le sohbet etmeye çabalıyordum. Köpeği severken aramızda şöyle bir diyalog geçti:

S: Köpeğinizin ismi nedir?
R: Lumi
S: Harika bir köpek.
R: Teşekkür ederim.
S: Ne iş yapıyorsunuz?
R: Mobilya şirketim var. Siz?
S: Ben de güneş enerjisi işindeyim.
R: Bu işleri yapan arkadaşlarım var sektörde. Özellikle bizim oralarda domates kurutmak için güneş enerjisini kullanıyorlar.
S: Nerelisiniz?
R: Diyarbakır
S: Benim de baba tarafım Gaziantepli. Hemşehri sayılırız. Bu arada güneş enerjisi benim profesyonel alanım. Size tarımla güneş enerjisinin ilişkisini detaylı anlatabilirim. Sadece telefonum oturduğum masada kaldı. Beni çaldırırsanız ben size her türlü detayları iletirim (hakikaten telefonu Alaattin’le oturduğum masada unutmuştum yani bu bir çapkınlık numarası değildi).

Yazışmalarla süren iletişim

Bir anlık duraksamadan sonra Rengin telefonumu çaldırdı. Masama döndükten sonra ilk olarak telefonuma baktım ve aramasını gördüm. Bir anda içimi neşe kapladı. Fazla vakit kaybetmeden “Tanıştığımıza memnun oldum” diyerek ona tarımla güneş enerjisi ilişkisini anlatan blog yazımı yolladım. Okumasını tavsiye ettim ve bir sorusu olursa da benimle temasa geçebileceğini belirttim.

Bir de aradaki ortak paydamız hayvan sevgisi olduğu için Rengin’e o günlerde kaleme aldığım rehber köpeklerle ilgili yazımı gönderdim.

Uzun konuşmalar ve ilk buluşmanın büyüsü

O da son derece pozitif bir şekilde cevapladı. Yazışmaya başladık. O yazışmalar daha sonra telefonla görüşmeye ve hatta uzun uzun konuşmalara dönüştü. 2 hafta sonra Rengin İstanbul’a geldi. Yemeğe çıktık ve çıkış o çıkış. İkimizde adeta birbirimizi uzun süredir arayıp da bir türlü bulamamış ve en sonunda kavuşmuşuz hissiyatıyla vakit geçirdik. Onu tanıdıkça ve konuştukça kendi kendime “Acaba bu gerçek mi?” diye sormaya başladım.

Normalde biriyle özel bir ilişkiye girdiğimde bir süre sonra mutlaka hoşuma gitmeyen bir şeyler görür ve soğumaya başlarım. Oysa Rengin’i tanıdıkça daha çok sevmeye başladım. İlginç ve güçlü bir histi.

İlginç teklif süreci gelecek yazımda…

Sonuç olarak onu tanıdıkça ve beraber vakit geçirdikçe onun uzun süredir aradığım hayat arkadaşım olabileceğine ikna olmaya başladım.

Fiziksel atraksiyon bir yana; karakteri, yetiştiği kültür, özgeçmişi, kafa yapısı, idealleri, aklı, becerisi ve iyi kalpli olması benim özelliklerimle çok örtüşüyordu. Birçok açıdan birbirimize benziyorduk. Gittikçe daha fazla ikna oldum ve en sonunda kararımı verdim.

Ona evlenme teklifini nasıl yaptığımı da bir sonraki yazımda kaleme alacağım. Gayriresmi ve resmi tekliflerin hepsi ilginç hikâyeler barındırıyor. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, şimdilik sağlıcakla kalın.

 

Not: Yazının içeriğinde İzmir – İstanbul uçuşumu 2 saat erkene yazdığımı paylaşmıştım. Burada altını çizilmesi gereken bir başka olay da Rengin’in de benzer şekilde esasında ertesi gün olan İzmir – Diyarbakır uçuşunu bir gün önce akşam saatine alıp benimle denk gelmesidir. Bu duruma artık ne derseniz diyebilirsiniz. Allah’a şükürler olsun, bu harika rastlantı sonucunda bugün mutlu bir yuva kurabildik.

 

Bonus: Bu soru çok geldiği için Lumi’yle olan resmimizi de aşağıda paylaşıyorum. İşte muhteşem köpek Lumi, annesi Rengin ve babası Serhan.

 

4 Comments:
05/07/2026

Güzel bir anı tebrikler

06/07/2026

Timing and state of mind is everything. Kismet. Congratulations.

06/07/2026

Çok yakışıyorsunuz, tebrikler Serhan Bey.

06/07/2026

Serhan Bey tebrikler, ne hoş bir tesadüf olmuş. Mutluluğunuz daim olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir