Beni tanıyanlar KFC ve Pizza Hut Türkiye şirketinin yaklaşık 3 sene CEO’luğunu yaptığımı bilirler. 2011 senesinin aralık ayı itibariyle şirketten ayrılıp kendi güneş enerjisi işimi kurmuştum. Bu senenin başında KFC’nin batış haberlerini okuduğumda açıkçası ben de çok şaşırdım. Kötü yönetildiğini biliyordum ve bir sürü duyum alıyordum ama KFC gibi Türkiye’nin en popüler restoran zincirlerinden birini batıracak kadar kötü yönetimi ben de beklemiyordum. 2 bölümden oluşacak yazı dizisiyle sizlere KFC’nin Türkiye’deki tarihçesini, neden battığının analizini, gelecek için tahminlerimi paylaşacağım. Yazı dizisinin bu ilk yazısında KFC’nin Türkiye’de nasıl kurulduğunu ve ilk 24 senesini oluşturan Süzer Holding dönemini paylaşacağım.
KFC’nin Türkiye’de nereden nereye geldiğini tam olarak anlayabilmeniz için tarihçesini sizlerle paylaşmak isterim. İşte KFC Türkiye’yi iflas ettiren markanın sahibi Yum International’a geçmeden önceki ilk 24 senelik Süzer Holding dönemi.

KFC’nin Türkiye’ye gelişi babam Mustafa Süzer’in 1989 tarihinde KFC’nin Türkiye franchise’ını almasıyla başlıyor. Babamın KFC’yi Türkiye’ye getirmek için uğraş verdiği dönemde yaptığı konuşmalar sırasında dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın “Türkiye’ye yabancı sermayeyi çekmek istiyoruz. Bize Türkiye’ye yatırım yapmak üzere başvuran bir Katarlı yatırımcı var, onlarla bu işleri yapmanızı dilerim. İyi örnekler başka yabancı yatırımcıları da getirecektir.” demesi üzerine Süzer Holding, Katarlı Omar Almana’nın kurmuş olduğu Almana Grubu’yla görüşmelere başlıyor. Bu görüşmeler sonucunda %50-50 ortaklıkla Turkent A.Ş. adlı ortak şirket kuruluyor ve KFC’nin Türkiye’deki franchise hakları alınarak KFC’nin Türkiye’deki macerası başlıyor.
PepsiCo’dan Yum! şirketine geçiş
Tüm Türkiye franchise haklarını PepsiCo şirketinden alan Turkent yoluna emin adımlarla devam ediyor. O dönemde bildiğimiz Pepsi gibi meşrubatların sahibi olan PepsiCo, aynı zamanda KFC, Pizza Hut ve Taco Bell gibi başarılı restoran markalarının da sahibiydi. PepsiCo 1997 yılında stratejik bir karar veriyor ve restoran işini meşrubat işinden ayırarak (spin off), Yum! adlı farklı bir restoran şirketi kuruyor, sahibi olduğu tüm restoran markalarını da PepsiCo’dan Yum! şirketine devrediyor.
90’lı yılların sonunda ve 2000’li yılların başlarında sıkıntılar yaşayan Asil Nadir’in şirketleri ellerindeki Pizza Hut restoran şirketlerini satışa çıkarıyor. Türkiye’deki KFC işletmesi başarılı işlere imza atınca o repütasyonla bizimkilerin kurmuş olduğu Turkent A.Ş. Yum! şirketinin bir başka markası Pizza Hut’ın Türkiye haklarını satın almaya talip oluyor. Yapılan görüşmeler sonucunda Pizza Hut’ı da satın alıyorlar.
Pizza Hut kervana katılıyor
Sonraki süreçte Pizza Hut’ı da KFC’nin sistemine dahil edip başarılı büyümeyi Pizza Hut markalarıyla da devam ettiriyorlar. Gerçi Pizza Hut markasını işletmek KFC markası gibi olmuyor, daha aldıkları ilk senelerden bazı sorunlar baş gösteriyor ve 2000’li yılların ilk 5 senesinden sonra “Limitsizsiniz” gibi kampanyalarla “toplu tüketim” modeline dönüp ciroları toparlamaya çalışıyorlar. Ardından Pizza Hut’ta ben yönetime geldikten sonra neler olduğunu; Pizza Hut’ı Türkiye’nin açık ara lider pizza markası haline getirmek için gösterdiğimiz çabanın ve uyguladığımız stratejinin önünün nasıl kesildiğini 2021 senesinde kaleme almıştım. Bu yazıyı okumadıysanız KFC tarafında neler olduğunu anlayabilmeniz için mutlaka “Pizza Hut Türkiye’nin yükselişi nasıl engellendi?” başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim: https://serhansuzer.com/tr/pizza-hut-turkiyenin-yukselisi-nasil-engellendi/
Ben de şahsen o dönemde Süzer Holding’in yeniden yapılandırma sürecinin bir parçası olarak önce Generali Sigorta’daki hisselerimizi satıp sonrasında da 2006 senesinden itibaren ilmek ilmek örüp geliştirdiğimiz ve 2008’de operasyonunu başlattığımız Coca Cola Irak projesinin hisselerini kârlı bir şekilde satınca, yönümü şirketin reel sektör işlerine çevirdim. Holding’in reel sektör şirketlerinde sorumluluk aldığım dönemde benim için ilk sırada restoran ve tesis yönetimi işleri vardı. 2009 senesinde Turkent A.Ş.’nin yönetim kuruluna girdim ve daha önce holding seviyesinde takip ettiğim şirketin bütün detaylarına kısa bir süre içinde hâkim oldum.
Yolsuzluk tespitimiz
Şirkete ilk girdiğim dönemlerde yaptığımız denetim sonucunda ciddi bir yolsuzluk tespit ettik. Şirketin en üst düzeyde görev yapan 4 yöneticisinin (buna icra kurulunda bulunan Almana’nın temsilcisi ve Süzer Holding’in temsilcisi de dahil) gerçekleştirmiş olduğu bu yolsuzluk sene sonu primlerinin dağıtılmasıyla ilgiliydi. %50-50 ortaklıkta takdir edersiniz primlerin dağıtılması için Almana Grubu tarafından ve Süzer Holding tarafından çift imza gerekiyordu. Bu prim dağıtma protokolünde Almana Grubu’nun kurucusu Omar Almana’nın imzası vardı ve yöneticiler bu fazla cömert primin dağıtılmasına itiraz edeceğimizi bildikleri için Süzer Holding’in imza yetkilisinin imzasını almadan kendi kendilerine prim dağıtmışlardı.
Bu durumu fark edince konuyu ortağımız Omar Almana’ya açmaya karar verdik. Turkent’in yönetim kurulunda ben olduğum için şahsen bu görevi üstlendim ve Katar’a Omar Almana’yı ziyarete gittim. Konuyu hiç uzatmadan açtım:
“İcra Kurulu’na atadığımız sizin ve bizim tarafımızdaki yöneticilerin kendi aralarında anlaşarak sadece sizin imzanızı alıp bizim imzamızı almadan kendi kendilerine prim dağıttıklarından haberiniz var mı?” diyerek kendisine imzalattıkları prim protokolünü verdim ve ardından gördüğüm manzara karşısında şoke oldum. Bu protokolü eline alan Omar Almana verdiğim dokümanı ters tutup okuyor gibi yapıyordu. Hayatımda ilk defa böyle bir şeye tanık oluyordum. Bir sürü şirket kurmuş Katarlı yatırımcı okuma yazma bilmiyordu. Hemen durumu anlayıp elindeki dokümanı düzelttim ve üzerinden geçerek satır satır okumaya başladım.
Restleşmeli bir diyalog
Okumam bittikten sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti:
ꟷ Evet, bu dokümanı ben imzaladım. Ne olacak?
ꟷ Tamam imzaladınız ama bu primin ödenebilmesi için bu protokolde çift imza gerekiyor. Süzer Holding tarafının imzası eksik. Bununla şirketten bir ödeme yapamazlar. Bu usulsüzlüktür.
ꟷ (Konuya direk girince, bir anda sertleşen Omar Almana’nın reaksiyonları anlaşılır gibi değildi) Benim şirketimde kime ne ödeyeceğimi size mi soracağım?
ꟷ Turkent A.Ş. sadece sizin şirketiniz değil. Bu şirkette %50-50 ortağız ve şirket sözleşmesinde her önemli kararda çift imzanın atılması gerektiğini hatırlatırım. İmza sirküleri de bunu gerektiriyor.
ꟷ (Söylediklerimi anlamazlıktan gelen Almana daha da sertleşti) Kendi şirketim bu. Şirket iyi performans gösterdi. Yöneticilerime istediğim primi verdim.
ꟷ Şirketin iyi performans göstermesi hepimizin emeğini ve sermayesini yansıtıyor. Bu sadece sizin şirketiniz değil. Süzer Holding’le ortak kurduğunuz bir şirket. Bu prim ödemesi için Süzer tarafının icazeti şart. Yöneticilerin bu yaptığı bir nevi hırsızlıktır.
ꟷ Buna ben karar verdim. Primi de ben verdim. Siz buna karışamazsınız.
ꟷ Ortak şirketimizin parasını bizim icazetimiz olmadan veremezsiniz. Eğer bunu bilinçli yaptıysanız burada siz de suçlusunuz demektir.
ꟷ İstediğimi yaparım bana karışamazsınız.
ꟷ Bu size son uyarım. Bu tavrınızı düzeltmezseniz sizi de suç ortağı ilan ederiz. Bu ortaklık da biter.
ꟷ Elinizden geleni ardınıza koymayın.
Bu restleşmeden sonra Almana’nın Katar’daki ofisinden çıktım ve hemen bizimkileri aradım ve geçen konuşmaları bire bir aktardım. Bizimkilerin tepkisi “Bizden günah gitti” oldu.
Sonraki süreçte Almana Grubu’na yazılı ihtar gönderdik ve sözlü olarak da ortaklığımızı sonlandırmak istediğimiz belirttik. Yolsuzluğa imza atan yöneticileri o süreçte hâlâ ısrarla şirkette tuttu.
Savcılık devreye girince tavrı değişti
Böyle bir zorlamaya giden Almana, bize ısrarla “Memnun değilseniz hisselerinizi bize satın” dayatmasında bulundu. Bunu kabul etmedik ve Almana Grubu yöneticileri hakkında grubun kurucusu Omar Almana dahil suç duyurusunda bulunduk. Savcılık bu konuyu ele alınca bunun üzerine Omar Almana’nın tavrı değişti. Onun yönlendirmesiyle Lübnan kökenli bir yatırım bankacısıyla hisselerin satışı için karşılıklı açık artırma sürecini başlattık.
Lübnanlı yatırım bankacısı şirkete bir değer biçti. O değer üzerinden her iki taraf da fiyat artırarak şirketin diğer %50 hissesini karşılıklı açık artırmayla satın alma yöntemi benimsendi. Bu açık artırma sonucunda Almana’nın son verdiği fiyattan biz satın almaya hak kazandık. Başka bir deyişle, bizim son verdiğimiz fiyatı artırmadı ve biçilen değerler üzerinden artırılmış en yüksek fiyattan Süzer Holding olarak biz şirketin geri kalan %50 hissesini almaya hak kazandık.
Zamanında yaşanmış bu itilafla ilgili çıkmış haberi de sizinle bu vesileyle paylaşmak isterim: https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/katarli-gitti-suzer-kfc-ve-pizza-hut-ta-tek-patron-oldu-13179024
Rekorlu yükseliş dönemi
Almana, Turkent’teki %50 hissesini bize karşılıklı açık artırma sürecinde son çıkan fiyattan sattı ve şirketten ayrıldı. Şirketin %100 sahibi olan Süzer Holding adına süreci ben yönetiyordum ve süreç tamamlandıktan sonra şirketin tekrar sağlık bir şekilde büyümesi için Turkent’in CEO’luğuna geçtim. Sonrasında doğal olarak bu yolsuzluğa imza atmış bütün yöneticiler ve onlara yakın olan profesyoneller işten çıkarıldı, onların yerine yeni profesyoneller işe alındı. 6 aylık bu yeniden yapılandırma sürecinden sonra hızlı bir şekilde büyümeye geçtik. Sonraki 6 ay içinde 25 restoran açtık. 2011 senesinde sayımız 81 restorandan 106 restorana çıktı. Bunu da hiç kredi almadan gerçekleştirdik. Aldığımız sponsorluklar ve tedarik zincirimizin bize desteğiyle finansmanı sağladık. Öyle bir duruma gelmiştik ki hiç borç almadan sıfırdan 13 günde restoran açıyorduk. Bu süreler o dönemde sektörde rekordu. O dönemde açtığımız 25 restorandan biri baba memleketi Gaziantep’te yer aldı. Kafanızda canlandırmanız için bu yaptığımız açılışla ilgili çıkmış haberi de paylaşmak isterim: https://www.sondakika.com/guncel/haber-kfc-lezzeti-gaziantep-te-2706987/

Bir de temkinli adımlarla işin özüne dikkat ederek hareket ediyorduk. KFC ve Pizza Hut’ın CEO’luğu görevinde sağlıklı bir büyüme için finansallara dikkat ederek hareket ediyorduk. Bunu nasıl yaptığımızı hemen örneklendireyim.
Marka üstünlüğünün etkili kullanımı
Örneğin iş başı yaptığımızda ödediğimiz kiraların ciromuza oranı yaklaşık %15 civarındaydı. Hedef olarak bunu %10’un altına çekmek için planlama yaptık. Stratejik geliştirmede bire bir hangi lokasyonlara hangi kiraları verebileceğimizi belirledik ve aynı anda 100’e yakın lokasyona teklifte bulunduk. Bu tekliflerin hepsinin ana teması aynıydı: Cüzi bir sabit kira veya %8’lik ciro kirası (hangisi daha yüksekse, gayrimenkul sahibine o rakamı ödüyorduk).
Bu teklifi yaptığımız lokasyonlardaki gayrimenkul sahiplerinin hemen hemen hepsi sert bir şekilde “Bu kiradan veremeyiz ancak şu sabit kirayı verirseniz konuşamaya başlayabiliriz” tarzında üst tondan konuşarak bize geri döndüler. Yaptığımız yaklaşık 100 teklifin 5’i bize olumlu dönünce biz o 5 lokasyonda bizim dikte ettiğimiz koşullarda restoranları açtık ve açtığımız her restoranı da büyük bir coşkuyla duyurduk. Hem basın yoluyla hem de bire bir ilişkilerimizde KFC’nin tekrar büyümeye geçtiğini ve cirolarının ne kadar yüksek geldiğini anlattık. KFC’nin bariz bir marka üstünlüğü vardı. Biz de bu süreçte bu marka üstünlüğünü kullandık. Bizim muadilimiz olarak görülen Popeye’s restoranlarına herhangi bir lokasyonda (ki AVM’lere bizden çok önce Burger King’le birlikte girdikleri için food court’larda çok daha iyi lokasyona sahip olmalarına rağmen) en iyi ihtimalle bizim cironun 3’te biri ciro yapıyorlardı, bu fark bazı lokasyonlarda 10’da bire kadar düşüyordu.
KFC algısının değer kazanışı
Bunu tüm sektöre teker teker anlattık. Bu durumu iyice kavrayan gayrimenkul sahipleri nezdinde KFC çok istenilen bir marka olma konumunu perçinledi ve bize teker teker geri dönüp %8’lik ciro kirasını kabul etmeye başladılar. KFC’nin hemen hemen garanti olan yüksek ciroları herkesi heyecanlandırıyordu. Bu yöntemle açtığımız restoranların kira ödemeleri restoran cirolarımızın %8’i veya daha altı (bazı lokasyonlarda cironun %6’sına kadar kirayı düşürüyorduk) olunca, toplamdaki kira ödememiz benim dönemimde 1,5 sene içerisinde %15’lerden %10’un altına düşüverdi. Bu da direkt bizim kârlılığımıza yansıdı.
Bazı gayrimenkul yatırımcıları bizim bu tavrımıza çok kızıyorlardı. Size spesifik bir örnek vereyim. Bugün Mall of İstanbul, Torium AVM, Bursa Zafer Plaza, Bursa Korupark AVM, Mall of Antalya, Antalya Deepo Outlet, Torun Center Meydan ve 5. Levent Çarşı’nın sahibi Torunlar GYO’nun kurucusu Aziz Torun kiralamalarla o dönemde bizzat kendi ilgileniyordu ve ısrarla kendi koşullarını dikte etmeye çalışıyordu. Torium AVM’de KFC ve Pizza Hut’ın kirasını pazarlık ederken birkaç kez karşılıklı restleştik. Bu restleşmelerin sonunda Aziz Bey bana bizzat “Seni babana şikâyet edeceğim” demişti. Ben de kendisine gülümseyerek “Beni şikâyet etmeniz iyi olur. Babam da işi ne kadar sıkı tuttuğumuzu anlar. Lütfen şikâyet edin” demiştim. Sonuçta bizim ısrar ettiğimiz maksimum %8 ciro kirası üzerinden bizimle anlaşmak zorunda kaldılar.

İnanılmaz operasyonel ve finansal iyileşme, markaların tanınırlığında büyük artış
Pazarlama tarafındaki akıllı ve direkt satışa yönelik kampanyalarımız ve Türkiye’de ilklere imza atmamız da şirketin momentumunu artırdı. Dikkat çeken ve başarılı pazarlama kampanyalarımıza ek olarak zamanında Survivor’da ilk “ürün yerleştirme” denemesini biz yaptık ve çok başarılı oldu. Adada aç kalmış Survivor yarışmacılarının kızarmış tavuk ve pizza gördüklerinde gösterdikleri reaksiyonlar sonucunda pazartesi yayınlanan program, 3 gün boyunca çağrı merkezimizin telefonlarının kitlenmesine sebep oldu. Survivor rüzgarı bütün haftaya olumlu etki ettiği gibi markaların tanınırlığına da büyük katkıda bulundu. Bizden sonra diğer rakiplerimiz de bir sonraki sezonda yerlerini almak için Survivor yapımcılarına büyük sponsorluk tekliflerinde bulundular. Gözünüzde canlanması için o günlerde Survivor programında yer alan markalarımızın kliplerini aşağıda paylaşıyorum:
Pizza Hut (Survivor): https://www.facebook.com/share/v/1JdRpNdCjv/?mibextid=wwXIfr
KFC (Survivor): https://www.facebook.com/share/v/1B5ejFSTaW/?mibextid=wwXIfr
Pazarlamada öyle ustalaşmıştık ki, bir gecede sıfırdan kampanya çıkmaya başlamıştık. Bunun en klasik örneği Fenerbahçe’nin son maçta şampiyonluğu Bursaspor’a kaptırmasıyla her ikisi için kampanya hazırlamış olan Turkent ekibinin şampiyonluğun ilan edildiği gece Bursa’da bütün şehri kapsayan büyük kampanyamızı başlatmıştık. Bu konuyu “Bursaspor şampiyonluğunun KFC ve Pizza Hut kampanyalarına dönüşümü” başlıklı blog yazımda detaylı kaleme almıştım: https://serhansuzer.com/tr/bursaspor-sampiyonlugunun-kfc-ve-pizza-hut-kampanyalarina-donusumu/
Ayrıca o dönemde yine farklı fonksiyonlarda iyileştirmelerde bulunduk. Yönetimdeyken herkese evlere servis kanalının çok gelişeceğini, dolayısıyla bu kanala odaklanmamız gerektiğini anlatıyordum. Halbuki sürekli çağrı kaybeden ve iyi işletilmeyen bir çağrı merkezimiz vardı. Uyarılarımız sonucunda operasyonunu düzeltmeyen çağrı merkezinin yerine diğer çağrı merkezlerine baktık ancak hiçbiri gıda perakendesini yeterince bilmiyordu. Sonuçta o dönemde bize hizmet veren ve işletmesinde büyük aksaklıkların olduğu çağrı merkezinin yerine kendi işletmemizi kurmaya karar verdik. Başına çağrı merkezi kökenli bir profesyoneli işe aldık, onun altına da iki restoran müdürümüzü yerleştirdik. Çağrı merkezinin genel müdürü, yardımcısı pozisyonundaki restoran müdürlerine ve çağrı merkezi çalışanlarına iyi bir çağrı merkezi operasyonunun nasıl olması gerektiğini; restoran müdürleri de genel müdüre gıda perakendesinin detaylarını öğretti. Kurduğumuz bu yapı sayesinde, kısa bir süre içinde %20 daha az çalışanla %30 satış artışına imza attık. Çağrı merkezindeki ciddi verim artışına ek olarak, ana kriter belirlediğimiz ‘çağrıların kaçırılmamasını’ da başarıyla gerçekleştirdiler. Ben göreve başladığımda evlere servis kanalı tüm satışların %18’ini oluşturuyordu. 2011 senesinin aralık ayında görevimi bıraktığımda evlere servis kanalı toplam satışların %23’üne ulaşmıştı. Bu konudaki öngörüm tuttu.
Pazarlamada yaratıcı ve satışa yönelik kampanyalarımız, operasyonel üstünlüğümüz, çağrı merkezindeki iyileştirmelerimiz, rekabette Popeye’s’ın elimize su dökememesi, Burger King’in et skandalıyla en az 6 ay ortadan yok olması (bu dönemde yaşananları https://serhansuzer.com/tr/2010daki-bozuk-et-skandali-ve-2024teki-ne-yedigini-bil-kampanyasi/ linkinde “2010’daki bozuk et skandalı ve 2024’teki ‘Ne yediğini bil!’ kampanyası” başlığıyla okuyacağınız blog yazımda kaleme almıştım) ve meydanı bize bırakması, tüm kiralamalarda acele etmeden, emin adımlarla, en iyi lokasyonlarda, çok iyi koşullarda restoranlar açmamız ve tüm fonksiyonlarda yaptığımız akıllı hamlelerle şirketin finansallarında inanılmaz bir iyileşme oldu.
2011 senesinin kasım ayında şirkette gerçekleştirmek istediğim son işe imza attım. KFC markasının sahibi Yum International’da ilk LEED sertifikalı yeşil restoranı açtık. Detayları https://serhansuzer.com/tr/gida-perakendesinde-enerji-ve-su-verimliligi/ linkindeki blog yazımda okuyabilirsiniz. Ayrıca konuyu daha da pekiştirmek açısından çevreci KFC restoranımızla ilgili sektörel bir yayın kuruluşunda çıkan haberi de paylaşmak isterim: https://retailturkiye.com/firmalardan/kfc-bostanci-turkiyenin-cevreci-restorani-oldu/
Döneminin ötesinde bir yaklaşım
Su ve elektrik tüketimini asgariye indiren, çatısında GES (güneş enerji santrali) olan ve ulaşımdan tutun da restoranı ilgilendiren tüm konularda çevreci bir yaklaşımla tasarlanan bu KFC restoranıyla takdir edersiniz ki 2011 senesinde döneminin çok önünde işlere imza atmış olduk. Daha kimse gıda perakendesinde sürdürülebilirlik konularını konuşmazken biz o dönemde öncü olduk. Yaptığımız bu son işten sonra 2011 senesinin aralık ayında aile şirketinden ayrıldım ve kendi güneş enerjisi şirketimi kurarak bu sefer güneş enerjisi sektörünün öncülerinden biri oldum.
Turkent A.Ş.’deki CEO’luk pozisyonumdan ayrılmadan önce Süzer Holding’e Turkent A.Ş.’nin geleceğiyle ilgili bir rapor verdim. Bu raporda özetle şunu söylüyordum:
“Şirket sağlıklı ve hızlı büyüdü. Bundan sonra önümüzdeki birkaç sene daha ivme kaybetmeden kartopu gibi büyümeye devam edebilir. Ancak önümüzdeki 10 sene içerisinde bazı zorlukların baş göstereceğini tahmin ediyorum. Özellikle tedarikçilerin ve gayrimenkul sahiplerinin sürekli fiyatlarını artırma çabaları ve bunun karşılığında bu artışları bizim satış fiyatlarımıza yansıtamamamız sonucunda kârlılık makası kapanacak (KFC’de müşterilerin kabul ettiği fiyat aralığı o dönemde 10-15 TL arasıydı. Yani herhangi bir menüyü biz 10 TL’den daha az ve 15 TL’den daha fazla kote edemiyorduk. Anında satışlarımız düşüyordu). Bu kâr marjının azalmasını telafi etmek için her sene daha fazla restoran açmak gerekiyor. Bu hızlı büyüme de ileride finansal sorunlara sebebiyet verebilir. Dolayısıyla bu restoran zinciri şu anda büyük potansiyeli varken, herkesi heyecanlandıran markaları (KFC ve Pizza Hut) işletirken Turkent A.Ş.’yi yüksek potansiyelini fiyata yansıtarak iyi bir fiyattan satalım.”
Zamanında ve kârlı bir satış
Aile şirketimize verdiğim rapor kabul gördü ve benim tavsiye ettiğim gibi ben ayrıldıktan kısa bir süre sonra bizimkiler şirketi satışa çıkardılar. Yaklaşık 1 sene sonra da satışı tamamladılar. Bu arada bu raporda belirttiğim maliyetlerin sürekli şişmesi ve finansal riskin iyi yönetilmemesi bugün KFC’nin Türkiye’de batmasının ana sebebi oldu. Bunu da bir sonraki yazımda detaylı anlatacağım.
Süzer Holding, satış sürecinde şirkete en yüksek fiyatı veren bir fona satacakken, markaların sahibi Yum International’a gidiyor ve izin istiyor (prosedür böyle). KFC ve Pizza Hut markalarının sahibi Yum International da bizimkilere “Biz size daha yüksek bir fiyat öneriyoruz. Bu fon yerine bize satın” diyor. Bu cömert tekliften sonra Süzer Holding, Turkent A.Ş.’deki %100 hissesini Yum International’a bize teklif ettiği çok iyi bir fiyattan satıyor.
Turkent A.Ş.’yi Yum International’a satmamızla beraber maalesef KFC’nin Türkiye’de batma süreci başlamış oldu. Bundan sonrasını ve şirketin batmaya kadar gittiği süreci bir sonraki yazımda analiz edeceğim.
Bizler Süzer Holding’in yöneticileri olarak 24 senelik kendi dönemimizde yani 1989-2013 arası şirketi liyakat esasına göre yönettik. Şunu büyük bir rahatlık ve gururla söyleyebilirim ki, Turkent A.Ş.’nin en iyi dönemi de Süzer Holding’in %100 sahipliği dönemidir. Her açıdan şirket gümbür gümbür büyüyor, her yaptığımız hamle ses getiriyor ve şirketin her yerinden nakit fışkırıyordu.
Tüm bunları söylemişken, genelde göz ardı edilen bir gerçeği de vurgulamak isterim. Operasyon, bir gıda perakende şirketinin omuriliğidir. Sahada çalışmak hiç kolay değildir. Tüm çalışanlarımızın büyük emekleri ve fedakarlıkları olmasa şirketin bu yüksek performansı ortaya çıkmazdı. İyi yönetilen bir şirketin ancak her koşulda yüksek performans gösteren çalışanlarımızla mümkün olduğunun altını çizmek isterim. Süzer Holding döneminde bizimle omuz omuza çalışmış, büyük emek vermiş tüm yöneticilerimize ve çalışanlarımıza can-ı gönülden teşekkür ederim.
Banu Arıduru’yu sevgi ve saygıyla anıyoruz
Bu yazı vesilesiyle de Pizza Hut tarafında kısa bir süre için de olsa beraber çalıştığımız ve güzel işlere imza attığımız, şahsen çalışmaktan büyük keyif aldığım sevgili Banu Arıduru’yu anmak isterim.

Kendisini maalesef geçtiğimiz ağustos ayında çok genç yaşta kaybettik. Banu, özverili çalışmasıyla, dobralığıyla, neşesiyle ve iş bitiriciliğiyle şirket içinde herkese örnek oldu. Eğer Pizza Hut Delivery konseptiyle büyük bir sükse yapmaya hazırlanan şirketimizin önünü politik sebeplerden kesmeselerdi, bugün Türkiye’deki tüm pizza sektörünü Pizza Hut Delivery markamızla domine ediyorduk. Dümenin başında da Banu olacaktı. Hayat bazen böyle. İyiler hayata daha erken veda ederken kötüler ve liyakatsiz olanlar olması gerekenden fazla bu hayat yolculuğuna devam edebiliyorlar.
Bir tarafta KFC ve Pizza Hut gibi güzelim markaların içine edenler var, diğer taraftan da elindeki imkanlarla en iyisini yapabilen senin gibi becerikli, iyi niyetli ve neşe kaynağı insanlar var. Nur içinde yat, sevgili Banu. Mekânın cennet olsun!
Gerek gıda perakendesi sektöründe gerekse Türkiye’de uzun vadede taşlar mutlaka yerine oturacaktır.
Bir sonraki yazımda KFC ve Pizza Hut Türkiye’nin şirketi Turkent A.Ş., markaların sahibi Yum International’ın eline geçince neler olduğunu ve KFC gibi üstün bir markanın Türkiye’de nasıl batırıldığını yazacağım. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.





KFC ile Pizza Hut benim en sevdiğim Fast Food Zincirleridir. Bulunduğum Isviçrede Pizza Hut 2004 yılında bir Arap Iş adamının şirketi kötü yönetmesi sonucunda iflas ettiği için bu nefis Pizza’yı sadece yurt dışında yiyebilme şansım oluyordu. Özellikle her yaz Türkiyeye geldiğimde sevinmemin bir nedeni de Pizza Hut’tu.
2024 yılında Memleketim Bursa/Gemlik’te bir şubenin açılacağını duyduğumda çok mutlu olmuştum, ancak eylül ayında geldiğimde şube kapanmıştı bile, iki hafta önce geldiğimdede malesef Little Caesars şubesine dönüştürülmüştü.
KFC ile Pizza Hut’un geçici olarak kapandığı söyleniyor, yeni bir CEO başa geçtiğinde inşallah yine açılır tüm şubeler.