Moka’yı 2014 yılında kurduktan bir yıl sonra, iş yapmayan “alışverişi kolaylaştıran app” modelinden Sanal POS, Web POS ve fatura ödeme modellerine geçiş yapmıştık. Sonrasında işler sürekli büyüyen bir ivmeyle kartopu gibi büyümeye başladı.
Ancak özeleştiri yapmak gerekirse bu büyümeye hazırlıklı değildik. Sürekli artan müşteri kitlesini izlemek, denetlemek ve kontrol etmek gün geçtikçe daha da güçleşiyordu. Böyle durumlarda çok hızlı hareket etmek ve belki de gece gündüz çalışıp tüm müşterilere hâkim olunacak bir sistem kurmak gerekiyor.
Soruşturdukça ortaya çıkan vahamet
Şirkette çok hızlı büyümenin sonucu olarak ortaya çıkan sorunları tespit etmem zaman aldı. Bir gün hiç unutmuyorum, bir yönetim kurulu toplantısında konu sıkıntılı bir hesaptan açıldı. Sonra soru sordukça durumun genel anlamda çok daha vahim olduğu ortaya çıktı. Aylık yönetim kurulu toplantımızda genel müdürümüz Selim Bey ve benim aramda şöyle bir diyalog geçtiğini hatırlıyorum:
- Bu hesabın böyle sıkıntılı olduğunu ne zaman fark ettiniz?
- Geçen ay.
- Önlemini aldınız mı?
- Önlemini almak için yönetim kurulu toplantısını bekledim. Sizden yetki almam gerekiyor.
- Bunun gibi başka riskli hesaplar var mı?
- 5-6 adet daha tespit ettik.
- Bu 5-6 hesabın dışında benzer nitelikte sıkıntılı başka müşteri var mı?
- Muhtemelen var. Elimizdeki sistemle bu süreç çok ağır işliyor. Tüm hesapları tek tek elden geçirmemiz gerekiyor –ki şu anda binlerce müşterimiz var, gün geçtikçe zorlaşıyor bu iş.
Her şeye rağmen ne gerekiyorsa yapılmalı
Bu sözleri duyduktan sonra tepki gösterdiğimi hatırlıyorum:
- Kusura bakmayın ama bu durumu kesinlikle kabul etmiyorum. Temizlik yapılacaksa bir an önce yapın. Benim için dürüst iş yapmak ve temiz kalmak, böyle hesaplardan para kazanmaktan çok daha önemli. Ailemizin repütasyonu 3 neslin emeği ile oluştu. Buna kesinlikle halel getirmem. Paradan çok daha önemli değerler var bu hayatta.
- Bütün hesapların üzerinden tek tek geçip denetim seviyesini yükseltmemiz hem çok maliyetli olabilir hem de çok zaman alabilir.
- Denetim seviyesini yükseltmenizin ötesinde en üst düzeye çekmenizi istiyorum sizden. Süreçleri hızlandırmak ve denetimi en üst düzeye taşımak istiyorsanız size açık çek: Maliyeti, iş gücünü vs. düşünmeyin, sistemi bir an önce kurun. Gereken her türlü desteği vereceğim.
- Teşekkürler. Ancak bu yeni oluşturacağımız sistem ve sıkılaştırılmış denetim sürecinin sonucunda 5-6 müşteriden çok daha fazlasını kaybedebiliriz.
- Beni ilgilendirmez. Gerekirse tüm müşterileri kaybedelim ve temiz bir sayfa açalım. Bu temizliği bir an önce başlatın.
Karşılaştığım yoğun direnç
Bu diyalogdan sonra yönetim kurulu masasında oturan ortaklarımın şiddetle itiraz ettiklerini hatırlıyorum (Moka’nın ortaklık yapısında şirketin %65 hissedarı bendim, %35 hissesi de Kairetsu Forum Melek Ağı aracılığıyla tanıştığım, birbiriyle akraba olan iki kişiye aitti). Hemen lafa girdiler ve şöyle bir diyalog yaşandı:
- Biz böyle düşünmüyoruz. Bizim için her hesap değerlidir. Biz müşteri kaybetmek istemiyoruz.
- Aynı fikirde değiliz o zaman. Riskli hesapları portföyümüzde tutamayız. Bunların bir an evvel temizlenmesi gerekiyor.
- Şirket bizden uzun süre para aldı. Çok para yaktık. Tam para kazanmaya başladığımız bir dönemde şirketin yeniden bizden para istemesini kabul edemeyiz.
- Bu paranın %75’ini ben koydum (Sermayenin %75’ini koyduğum halde şirkette %65 hissem vardı çünkü %10’unu daha sonra çalışmadığını fark ettiğimiz bir yazılım için ayni sermaye olarak saydırmıştık). Gerekirse yine koyarım ama bu usulsüzlüğü kabul edemem.
“Zor ama doğru bir karar”
Sonrasında yönetim kurulu toplantısında sesler yükseldi, tansiyon arttı. Genel müdürümüz bizi tenis maçı izler gibi izledi. O gün o toplantı odasının içindeki konuşmalar ve hararetli tartışmalar şirketin adeta kaderini belirledi. Tüm bu gerginlik sonucunda çözemediğimiz itilafı sona erdirmek için bendeki yetkiyi kullandım ve son olarak şu sözleri söyleyerek bu durumu sonuca bağladım:
“Ben şirketin çoğunluk hissedarıyım ve son sözü söyleme yetkisi bende. O yüzden kabul etmeseniz de bu aksiyonu alacağız. Selim Bey, bir an önce gerekli temizliği yapın, denetim ve kontrolleri en üst düzeye çıkarın ve böyle riskli hesapların bir daha müşterimiz olmamaları için gerekli sistemi bir an önce kurun.”
Bunu duyan genel müdürümüzün reaksiyonu da “Zor ama doğru karar, gerekeni yapacağız” sözleri oldu ve toplantıyı bitirdik. Sonrasında hızlıca aksiyon aldı. Tüm riskli hesapları temizlememiz 2-3 ayımızı aldı. Fark ettik ki, şirketin sürekli kartopu gibi büyüyen cirosunun üçte ikisi bu hesaplardan oluşuyormuş. Yani bu 2-3 aylık süreç sonucunda şirketin cirosu bir anda üçte bire düştü. Bu süreçte yaptığımız her yönetim kurulu toplantısında ortaklarımın itirazları devam etti ve her seferinde söylediklerimin arkasında ve sağlam durdum.
Sonrası aydınlık
Sonra ne mi oldu? Sonrası aydınlık.
Şirketin cirosu üçte bire düştü ama bu süreçte genel müdürün ve ekibinin süreci çok doğru yönetmeleriyle şirketin sermaye ihtiyacı asgaride tutuldu, az kalan ciroyla şirketi döndürmek her şeye rağmen başarıldı ve her geçen gün şirkete denetimler sonucu temiz olduğunu tespit ettiğimiz müşteriler eklenmeye başladı, böylece tekrar büyüme ivmesi yakaladık. Önceki ivme kadar hızlı değildi ama bizi çekip çeviren şirketi yeniden değerli pozisyona getiren bir büyümeydi. 2 sene içerisinde eski ciromuza ulaştık. Tabii bu büyümeyi sağlamak için bizim ekip ekstra çalıştı. 2 senelik sürecin sonunda da İş Bankası Moka’ya talip oldu. Bize ön teklif yaptılar. Detaylı inceleme sürecini tamamladıktan sonra ise İş Bankası yöneticileri o dönemde Moka’yla ilgili şu sözleri sarf ettiler:
“Şirket beklediğimizden daha iyi durumda çıktı. Neredeyse hiç riskli hesap yok. Sizin ekip bu koşulları sağlamak için iyi iş çıkarmış. Cironuzdaki büyüme de son derece sağlıklı” diyerek yaptıkları ön teklifi yükselttiler. Bu alışılagelmiş bir durum değil ama İş Bankası tarafından şirketin sağlamlığı ve temiz iş yapmasının övülmesi ve ön teklif sonrasında tekliflerini yükseltmeleri bizim geçmişte ne kadar doğru bir hamleyle şirketi temize çıkardığımızın bir göstergesiydi.
Bu güzel sözleri İş Bankası’nda yaptığımız toplantıda sarf ederken, ortaklarımın gözlerinin içine baktım. Onlar ne demek istediğimi anlamışlardı. Yatıp kalkıp bana dua etsinler. Geçmişte o hamleyi yapmış olmasaydım, bugün Moka’nın ve ilgili tüm yöneticilerinin geleceği karanlıktı.
Yaygınlaşan dolandırıcılığa örnekler
Bundan söz etmişken, son dönemde Türkiye’de fintech şapkası altında yapılan birçok dolandırıcılığa tanık olduğumuzun altını çizmek istiyorum. Usulsüzlükler sonucunda lisansı iptal edilen, yöneticilerinin ve yönetim kurulu üyelerinin göz altına alındığı süreçlerde aklıma ilk gelen şirketler, İninal, Papara ve Paybull. Ödeme ve elektronik para kuruluşlarını düzenleyen ve denetleyen Merkez Bankası’nın web sitesinde şu ibareleri okuyabilirsiniz:
1) İninal Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri A.Ş.’nin 6493 sayılı Kanun çerçevesinde faaliyet izni geçici olarak durdurulmuştur. İninal Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri A.Ş.’ye 14/3/2025 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanmıştır.
2) Papara Elektronik Para A.Ş.’ye 27/5/2025 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanmıştır.
3) Faaliyet İzni İptal Edilen Elektronik Para Kuruluşu: Paybull Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para A.Ş.
Bunlara bir de PayFix ve iPara’yı ekleyebiliriz. 14 Mart 2025 tarihinde yapılan eş zamanlı operasyonlarda, suç örgütü lideri E.K. ve aralarında PayFix Ödeme Kuruluşu’nun sahiplerinin bulunduğu toplam 49 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler, yasa dışı bahis ve şans oyunları düzenlemeleri ile suçtan elde edilen mal varlıklarını aklama suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Aynı tarihlerde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) koordinasyonunda yürütülen incelemeler sonucunda, faaliyet izinleri askıya alın şirketlerden biri de iPara oldu.
Doruk noktası Papara operasyonu
Sektörün ön plana çıkan ve en fazla ciro yapan şirketi Papara’ya mayıs ayında düzenlenen operasyon ise bu işin doruk noktası oldu. Papara Elektronik Para AŞ’nin “yasa dışı bahis” suçunun işlenmesini kolaylaştırdığı iddiasıyla aralarında şirketin sahibi Ahmed Faruk Karslı’nın da bulunduğu 13 şüpheli gözaltına alındı. Konunun detaylarına inmeden önce Papara’nın hikayesini kurucusundan dinleyelim:
Anadolu Ajansının https://www.aa.com.tr/tr/gundem/papara-elektronik-para-asye-yonelik-yasa-disi-bahis-operasyonunda-13-zanli-gozaltina-alindi/3580389 linkinde okuyabileceğiniz haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “kurulan örgüte üye olmak”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak” ve “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanuna muhalefet” suçlarına yönelik yürütülen soruşturmada, Papara Elektronik Para AŞ’nin yasa dışı bahis para trafiğine ön ayak olduğu ve yasa dışı bahis örgütlerinin para transferlerini Papara üzerinden gerçekleştirdiğine yönelik değerlendirmeler bulunduğu kaydedildi.
Bu kapsamda yapılan analiz çalışmalarında Papara sistemleri üzerinden açılan 26.012 hesabın 102’sinin farklı yasa dışı bahis ve kumar sitesinde kullanıldığı, bu hesaplardan elde edilen yasa dışı finansal hacmin yüksek tutarlı olduğu ifade edilen açıklamada, söz konusu meblağın platform aracılığıyla 274 farklı banka hesabına aktarıldığı, devamında ise suç gelirlerinin 16 farklı kripto cüzdan adresine yönlendirilerek aklanmaya çalışıldığı belirtildi.
Yasa dışı bahis örgütleriyle iş birliği
Açıklamada, “Tespit edilen 5 kripto cüzdan hesabı sahibinin yasa dışı bahis örgüt liderleriyle iş birliği halinde olduğu ve bu doğrultuda Papara isimli ödeme kuruluşunun yasa dışı bahis örgütleriyle örtülü bir anlaşma süreci içerisinde olduğu anlaşılmıştır.” ifadelerine yer verildi.
Papara Elektronik Para AŞ’nin yasa dışı bahis ve kumar suçlarının finansmanı için önemli bir aracı haline geldiği, kuruluşun faaliyetlerinin ödemelerinin güvenliğini tehdit etme riski taşıdığı aktarılan açıklamada, 13 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği belirtildi.
Açıklamada, soruşturma kapsamında örgüt elebaşı ve örgüt üyelerine ait başta PPR Holding AŞ olmak üzere 10 şirket, yat, 5 tekne, 3 kiralık kasa, 74 araç, 7 daire ve villaya yönelik mal varlıklarına el koyma tedbiri uygulandığı aktarılan açıklamada, şirketlere sulh ceza hakimliğince TMSF’nin kayyum olarak atandığı kaydedildi.
Emniyet güçlerince düzenlenen operasyonda aralarında Ahmed Faruk Karslı’nın da bulunduğu 13 şüphelinin gözaltına alındığı öğrenildi.
Tüm bu olayları aktardıktan sonra gelelim Türkiye’deki fintech sektörünün fraud (sahtekârlık) gerçeklerine. Aklımıza gelen tüm açıkları ve bu açıkların nasıl kapatılabileceğine dair bilgilendirmeyi aşağıda yapacağım (özellikle bu bölümdeki katkılarından dolayı eski dostum ve gelecekte güzel işler yapacağımız iş arkadaşım Sezer Bey’e can-ı gönülden teşekkür ederim):
Türkiye’de Fintech Ekosisteminde Sahtekârlık Gerçeği
(Saha Gözlemi, Sistem Açıkları ve Stratejik Yönler)
Türkiye gibi dijitalleşmenin hızlı, düzenlemelerin ise zaman zaman arkadan geldiği pazarlarda finansal dolandırıcılık (fraud), yalnızca teknik bir sorun değil; çok boyutlu, sistemsel bir risk alanıdır. Bu mesele sadece kullanıcı hatası ya da teknoloji açığı değil, aynı zamanda finansal mimarinin zayıf noktalarını istismar eden yapıların stratejik davranış biçimidir.
Ödeme Sistemlerinde Dolandırıcılık
• Kart-sahibi olmayan (CNP) işlemler e-ticaret tarafında hâlâ yüksek oranda görülmekte.
• SIM kart kopyalama, oltalama (phishing) ve sahte banka çağrıları ile yapılan hesap ele geçirmeler (ATO) oldukça yaygın.
• Bazı perakende alanlarda POS cihazı manipülasyonu ve klonlama hâlâ ciddi bir tehdit.
• Mikro işletmelerde ve pazar yerlerinde chargeback dolandırıcılığı (geri ödeme suistimali) arttı. Düşük hacimli ama çok tekrarlı işlemlerle sistemler sömürülüyor.
Kimlik, e-KYC ve Onboarding Açıkları
• Sahte veya sentezlenmiş kimliklerle hesap açılışı hâlâ mümkün. Gelişmiş API sistemleriyle entegre olmayan KYC süreçleri ciddi zaaf oluşturuyor.
• Dijital onboarding süreçleri hız ve kullanıcı deneyimi adına güvenlikten feragat edebiliyor.
• e-Devlet, MERNİS, TCKN kontrolleri gibi devlet kaynaklı doğrulamalar bile çoğu zaman yetersiz kullanılmakta.
BNPL, Mikro-Kredi ve Hızlı Finansal Ürünlerdeki Riskler
• Kimlik hırsızlığı ve sahte başvurularla Buy Now Pay Later (BNPL) sistemleri istismar edilmekte.
• Mobil uygulamalar üzerinden yapılan limit artırımları, “bot benzeri davranışlarla” istismar edilebiliyor.
• Kredi tahsis süreçlerinde risk skoru hesaplamaları dolandırıcılar tarafından oyunlaştırılabiliyor.
Sosyal Mühendislik ve Organize Yapılar
• Yatırım tavsiyesi, banka görevlisi taklidi, WhatsApp gruplarında “içeriden bilgi” kurgusuyla yapılan yönlendirmeler hâlâ çok etkili.
• Kurban sadece birey değil, bazen etrafındaki sosyal çeper de bilinçli olarak yönlendirme mekanizması içinde kullanılıyor.
Fraud-as-a-Service (FaaS) ve Organize Dijital Suç Ekosistemi
• Telegram gibi platformlarda Türkiye’ye özgü phishing kit’leri, sahte banka siteleri, SMS servisleri açık şekilde satılıyor.
• Fullz paketleri (isim, TCKN, selfie, IBAN dahil tüm bilgiler) yeraltı pazarlarında el değiştiriyor.
• Bazı dolandırıcılık grupları, içeriden bilgi sızdıran kişilerle entegre çalışarak kurumsal yapıları da manipüle edebiliyor.
Bahis, Para Aklama ve Vergi Kaçakçılığı – Yasadışı Bahis Üzerinden Para Akışları
• Yasadışı bahis siteleri, Türkiye’de finansal sistemin dışında kalan bireyler için birer “nakit transfer aracı” haline gelmiş durumda.
• Bahis işlemleri çoğu zaman gizli cüzdanlar, “dönen IBAN” yapıları ve şüpheli ödeme geçiş noktaları üzerinden ilerliyor.
• Sanal POS’lar veya alternatif PSP’ler üzerinden sistem içi paralar, dışa aktarılmadan önce “temizleniyor.”
Kara Para Aklama (AML) Yöntemleri
• Yüksek frekansta ve düşük tutarda yapılan işlemlerle “smurfing” tekniği kullanılıyor.
• Kripto borsaları, dijital cüzdanlar ve hatta oyun içi para sistemleri “mixing” aracı olarak işlev görüyor.
• Bazı dolandırıcı gruplar, yasal görünen tüccarlarla iş birliği içinde “temiz paraya dönüş” planları yürütüyor.
Vergi Kaçırma ve Kayıt Dışı Gelirler
• Sahte fatura zincirleri üzerinden elde edilen gelirler, fintech uygulamalarıyla mikro-paylaştırılarak kayıt dışına çekiliyor.
• Kayıt dışı kalan hizmet gelirleri, ödeme platformları üzerinden “kişisel transfer” gibi gösterilerek vergi denetiminden kaçırılıyor.
• Bazı ‘freelancer’ ve mikro-girişimciler, platform komisyonlarının dışında ödeme alarak hem dolandırıcılığa açık hale geliyor hem de vergi kaybına sebep oluyor.
Sistemsel Boşluklar ve Regülasyon Sorunları
• KVKK, PSP’ler ve bankalar arasında fraud verisi paylaşımını kısıtlıyor; bu da kolektif savunma imkânını ortadan kaldırıyor.
• MASAK, dolandırıcılıktan çok kara para aklamaya odaklı çalışıyor; dijital fraud vakaları çoğu zaman radarın altında kalıyor.
• TCMB’nin FAST ve dijital onboarding projeleri önemli adımlar atsa da, risk skorlama ve olay sonrası müdahale tarafında hâlâ açıklar mevcut.
Ne Yapılmalı?
1) Gerçek zamanlı risk skorlama, davranışsal analiz ve cihaz verisine dayalı doğrulamalar yaygınlaştırılmalı.
2) Graph tabanlı analizlerle, ağ davranışları ve bağlantılı şüpheli kullanıcı grupları tespit edilmeli.
3) AML & e-KYC entegrasyonları, sadece onboarding’de değil, işlem anında da aktif hale getirilmeli.
4) Vergi uyum (tax compliance) için ödeme sistemleriyle Gelir İdaresi Başkanlığı arasında doğrudan API iletişimi kurulmalı.
5) Yasa dışı bahis ve yüksek riskli sektörlerin işlem ayak izleri, diğer işlem türlerinden ayrıştırılarak özel olarak izlenmeli.
Sektördeki kırılganlıklar ve işlenen suçlarla ilgili olayları global perspektiften analiz etmek isterseniz de bununla ilgili geçenlerde güzel bir makale okudum. Tavsiye ederim: https://www.rekabetregulasyon.com/fintechin-iki-yuzu-papara-vakasi-ve-carla-friedin-uyarilari/
Bu makalede belirtilen şu hususlara da dikkatinizi çekmek isterim:
Dijitalleşme, bankacılığı şubeden telefona taşıdı; peki aynı hızda denetim ve şeffaflık da bu yeni düzleme taşınabildi mi? Görünen o ki, fintech’in çekim alanı genişledikçe, düzenleyici boşluklar da daha görünür hale geliyor.
Sonuç ve Politika Önerileri
Fried’in yazısı ve Türkiye örneği, dijital bankacılığın şu sonuçlara işaret ettiğini gösteriyor:
• Kolaylık riski artırıyor: Mobil uygulamalarla para devri “tıklamayla” olduğu için, mevduat sadakati sarsılabilir. Bu da bankaların istikrarını zayıflatabilir.
• Kredi riski yükseliyor: Dijital faiz artışları, riskli kredilerin artmasına yol açıyor. Kaynak kayması hızlanabilir.
• Düzenleme gerisinde kalınıyor: Gölge bankacılık, açık bankacılık ve BNPL gibi yeni modeller, düzenlemelerin çerçevesine tam oturmuyor.
• Türkiye vakası: Papara ve İninal üzerinden gerçekleşen yasa dışı bahis işlemleri iddiaları, fintech şirketlerinin yarattığı hız ve denetimsizlik kombinasyonunun risklerini net biçimde ortaya koydu.
Bu çerçevede;
1) Sıkı gözetim ve işlem limitleri: Dijital hesaplarda işlem limiti, şüpheli işlem izleme, AML/KYC standartları güçlendirilmeli.
2) Veri paylaşımına şeffaflık ve hak temelli yaklaşım: Açık bankacılıkta veri paylaşmayan bireyler otomatik olarak risk grubuna sokulmamalı; tüketici hakları korunmalı.
3) Finansal okuryazarlık: Bilgilendirme kampanyalarıyla fintech kullanımına dair farkındalık artırılmalı.
4) Düzenleyici esneklik artışı: Gölge bankacılık alanında (örneğin online mortgage, BNPL, fintech kredi vb.) kapsam genişletilmeli, kurumlar arası koordinasyon (BDDK, MASAK, TCMB) güçlendirilmeli.
Dijital devrim kolaylık sağlıyor; fakat denetim boşlukları ve sistemik riskler ihmal edilirse, bankacılık altyapısı kırılgan hale gelebilir. Bu yüzden devrimsel teknolojileri yalnızca hayatı kolaylaştıran unsurlar olarak değil, aynı zamanda güvenilirliğin sürdürülmesini sağlayacak politika altyapıları ile desteklememiz şart.
Sahtekarlığın ve dolandırıcılığın psikolojik boyutu: Squid Game
Şimdi gelelim yaşanan tüm bu sahtekarlıkların ve dolandırıcılıkların psikolojik boyutuna. Dizinin içinde kimi insan yaşadıkları talihsizliklerden dolayı kimi insan da aç gözlülük ve sahtekâr kişiliklerinden dolayı kendilerini Squid Game (Kalamar Oyunu) içinde buluyor. Oynadıkları çocuk oyunları olmasına rağmen oyunu kaybedenler bunu hayatlarıyla ödüyorlar. Geride kalanlar da toplanan parayı bölüşüyor.
Her oyun sonrası onlarca kişi hayatını kaybetmesine rağmen para hırsı yüzünden geride kalanların hep çoğunluk oyuyla oyunlara devam etmeleri sağlanıyor. Sonuçta oyunlara katılan çoğu insanın aç gözlülüğü, bencilliği ve kısa yoldan köşeyi dönme refleksi yüzünden yüzlerce insan hayatından oluyor. Hayatını kaybedenlerin organları da organ mafyasına satılıyor.
Kendimi özdeşleştirdiğim karakter
İçeride gerçekten düzgün karakterler de var. Squid Game’de bir ara olay adeta iyi ve kötü karakterler arasındaki mücadeleye dönüyor. Dizinin ana karakteri Seong Gi-hun oyunları sona erdirmek için büyük mücadele veriyor. Ancak yaşanan olaylar onu aşıyor. Yine de dizinin sonuna kadar mücadeleyi elden bırakmıyor. Burada Seong Gi-hun’ı canlandıran Lee Jung-jae’yi alkışlamak gerekiyor. Dizi karakterine mükemmel bir şekilde hayat veriyor. Normalde her diziyi beğenmem ama beni de bu diziye bağlayan Seong Gi-hun karakteri oldu. Kendimi adeta o karakterin içinde buldum. Senarist kimi baz alarak bu karakteri yarattı, tamamen kendi kafasından mı uydurdu bilemiyorum ama, Squid Game’i izlerken adeta kendimin Kore versiyonunu ekranda görmüş gibi oldum.
Adamın dizide aldığı bütün aksiyonları ve hatta verdiği yanlış kararları ben de birebir o şekilde uygulardım. Örnek vermek gerekirse, ilk oyunlardan inanılmaz bir para kazanmasına rağmen “Bu parada oyundaki diğer insanların kanı var” deyip paraya dokunmaması, oyunları bitirmek için elinden geleni yapması hatta hayatını riske atması, oyunların içinden müdahale etmeye çalışması ve gerektiğinde hayatını riske atarak silahlı çatışmaya girmeyi göze alması, en sonunda da oyuncu olarak dahil edilen bebeğin yerine kendi hayatını feda etmesi. Bunların hepsini ben de o şekilde yapardım. Benim için başka alternatif olmazdı. Seong Gi-hun ile kurduğum empati nedeniyle diziyi hızlıca izleyip bitirdim.
Sonunda bu işlerin Kore’de bitmesine sevindim ama Amerika’da başlayacak olması da hoşuma gitmedi. Amerika’da devam ettiği bölümleri de merakımızdan izleyeceğiz. Ancak Seong Gi-hun’ın bir şekilde ölmemiş olmasını ve diziye devam etmesini dilerim.
Seong Gi-hun gibi insanlar lazım
Sonuç olarak Squid Game’de büyük çoğunluğa hakim olan aç gözlülük, fazla para kazanma hırsı, bencillik, insanları satın alma dürtüsü, sıkıştığında annesini bile satabilen zavallılık ve karakter yoksunluğu, insanların zaaflarından faydalanıp onları normal şartlarda asla yapmayacakları işlere doğru manipüle etme gibi insanların karanlık tarafını yansıtan kötü karakter silsilesi maalesef Türkiye’deki fintech sektörünün de psikolojik boyutunu açıklıyor.
Sektörde dudak uçuklatan sorunların uzun vadede yaşanmaması için Squid Game’in ana karakteri Seong Gi-hun gibi insanların sektörde faaliyet göstermesi ve baskın pozisyona geçmeleri gerekiyor. Bir de devlet tarafında ilgili regülasyonların bu işleri bıçak gibi kesecek şekilde çıkarılması, sektörü denetleyen ve düzenleyen kurum olan Merkez Bankası’nın da objektif bir şekilde bu süreçleri tavizsiz takip etmesi ve vakit kaybetmeden aksiyon olması gerekiyor.
*Fintech: Financial Technology (Finansal Teknolojiler)




