Türkiye’nin değerli filozofu İoanna Kuçuradi’yi kaybettik

04/10/2026

Yorum Yok

11 Görüntülenme

10 dakika

İleride mutlaka tanışmak istediğim insanlar listesinin tepesinde bulunan Türkiye’nin değerli filozofu İoanna Kuçuradi’yi geçen hafta 90 yaşında maalesef kaybettik. Sosyal medyada ve Youtube’da videosuna her denk geldiğimde “İşte budur” dediğim bir kişilik ve felsefe insanıydı Sayın Kuçuradi. Tanışamamış olsak da onuruna bu yazıyı kaleme almak istedim.

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Değerli filozofumuz İoanna Kuçuradi’yi sizlere anlattıktan sonra beni en çok etkileyen sözleri ve eylemlerine değineceğim. İnsanın değerini, etik sorumluluğu ve insan haklarını düşüncesinin merkezine yerleştiren, Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan önemli filozoflarından biriydi. 2 Ekim 2026’da, 90. doğum gününden iki gün önce, 89 yaşında hayatını kaybetti. Maltepe Üniversitesi de vefatını resmî açıklamayla duyurdu.

Onu önemli kılan, felsefeyi günlük hayattan kopuk bir uğraş olarak görmemesiydi. Hukukta, eğitimde, siyasette ve meslek hayatında insanlara nasıl davranmamız gerektiğini, insanın değerini koruma sorusu üzerinden ele aldı.

Hayatı ve akademik yolculuğu

4 Ekim 1936’da İstanbul’da, Rum kökenli bir ailede doğdu. 1954’te Zapyon Kız Lisesi’ni, 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl, Takiyettin Mengüşoğlu’nun asistanı oldu; 1965’te Schopenhauer ve Nietzsche’de İnsan Problemi başlıklı teziyle doktorasını tamamladı (Bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0oanna_Ku%C3%A7uradi)

1965–1968 arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde çalıştı. Ardından Hacettepe Üniversitesi’ne geçti ve 1969’da felsefe bölümünü kurdu. Bölüm başkanlığını 2003’te emekli olana kadar yürüttü; 1970’te doçent, 1978’de profesör oldu.

Hacettepe’de insan hakları araştırmalarının ve lisansüstü eğitimin kurumsallaşmasına öncülük etti. Daha sonra Maltepe Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürdü; İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ile UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü’nde görev aldı (Bkz: https://www.maltepe.edu.tr/insanhaklari/tr/merkez-yonetim-kurulu).

1980’den itibaren Türkiye Felsefe Kurumu’nun başkanlığını yaptı. 1998–2003 arasında Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun başkanıydı. Dolayısıyla etkisi Türkiye sınırlarını aşan bir düşünür ve kurum kurucusuydu (Bkz: https://www.unesco.org.tr/Pages/1835/1345/Prof.%20Dr.%20%C4%B0oanna%20KU%C3%87URAD%C4%B0)

Başlıca eserleri

Aşağıdaki liste, bütün yayınlarını değil, düşüncesini tanımak için öne çıkan kitaplarını içeriyor:

Eser Temel konusu
Nietzsche ve İnsan — 1966 Nietzsche’nin insan ve değer anlayışı
Schopenhauer ve İnsan — 1967 İnsan ve kişi ayrımı; insanın olanakları
İnsan ve Değerleri — 1971 Değer, değer yargıları ve değerlendirme problemi
Etik — 1977 Kişiler arası ilişkilerde doğru değerlendirme ve değerli eylem
Sanata Felsefeyle Bakmak — 1980 Sanat ve edebiyat eserlerini felsefi açıdan değerlendirme
Çağın Olayları Arasında — 1981 Toplumsal olaylara felsefe ve etik bilgisiyle yaklaşma
Uludağ Konuşmaları — 1988 Özgürlük, ahlak ve kültür kavramları
İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları İnsan haklarının temelleri; hukuk, devlet ve siyasetle ilişkisi
Adaletin Gerektirdiği Hukuk — 2023 Hukukun adalet, insan onuru ve etikle ilişkisi

Tarihli ilk eserler üniversitenin yayın listesine, diğer kitapların içerikleri yayınevi açıklamalarına dayanıyor. Tüm eserlerinin listesini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde bulabilirsiniz: https://felsefe.hacettepe.edu.tr/tr/prof_dr_ionna_kucuradi_-5

Ayrıca İnsan Haklarının Felsefi Temelleri ve Barışın Felsefesi gibi kitapların editörlüğünü üstlendi. Bunları tek yazarlı eserlerinden ayırmak gerekir. İlk yayımlanan kitabının ise Perdenin Arkası adlı bir şiir kitabı olması, düşünce dünyasının edebiyatla bağını da gösteriyor (Bkz:  https://www.tfk.org.tr/yayinlar258.html)

Şimdi gelelim Kuçuradi’nin beni en çok etkileyen düşünce ve paylaşımlarına. İlk olarak “Etik konusunda neden önemliydi?” sorusuna cevap arayalım.

Kuçuradi’nin yaklaşımını üç temel fikir üzerinden anlayabiliriz:

1) Ahlâk ile etik aynı şey değildir

Onun kullanımında ahlâk, bir toplumda veya kültürel grupta geçerli davranış kuralları ve değer yargılarıdır; bunlar değişebilir. Etik ise insan ilişkilerindeki değer sorunlarını araştıran felsefi bilgi alanıdır. Bu nedenle bir davranışın toplumda kabul görmesi, onun insanın değerini koruduğunu tek başına göstermez (Bkz: https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/acmazdan-cikisin-yolu-insan-haklari-ioanna-kucuradi/)

2) İyi niyetin yanında doğru değerlendirme gerekir

Etik davranmak, yalnızca hazır bir kurala uymak değildir. Karşımızdaki kişiyi, somut koşulları ve eylemin neyi koruyup neyi zedeleyeceğini anlayabilmek gerekir. Etik kitabının ayırt edici yönü, değerli eylemde bulunmayı bir bilgi sorunu olarak da ele almasıdır (Bkz: https://tfk.org.tr/etik412.html)

Bunu bir örnekle açıklayalım: Bir yöneticinin herkese aynı işlemi uygulaması, farklı koşullardaki çalışanlar için adil sonuç vermeyebilir. Kuçuradi’nin yaklaşımı, kuralın uygulanmasının yanında somut insanın durumunu da değerlendirmeye çağırır.

3) İnsan hakları, hukukun değerlendirilmesini sağlayan etik ilkelerdir

İnsan haklarını yalnızca yürürlükteki kanunların verdiği haklara indirgemez. Hukukun da insan haklarına göre kurulması ve denetlenmesi gerektiğini savunur. Bu bakış, “Kanuna uygun olması yeterli mi; insanın değerini koruyor mu?” sorusunu gündeme getirir (Bkz: https://aydindoganvakfi.org.tr/haberler/28-aydin-dogan-odulu-prof-dr-ioanna-kucuradi-ye-takdim-edildi/).

Üstelik insan haklarının istisnasız herkes için, suç işlemiş kişiler için de geçerli olduğunu vurgular. Bu, suçu onaylamak değil, cezalandırırken de insanın temel haklarını korumaktır.

Ayrıca eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğini de Kuçuradi bizim için güzelce özetlemiş. İoanna Kuçuradi, mesleki eğitim verilmeden önce etik ve değerlerle ilgili eğitim alınması gerektiğini vurguluyor. “İyi eğitim nasıl olur?” sorusuna şu şekilde yanıt vermiş (Bkz: https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/acmazdan-cikisin-yolu-insan-haklari-ioanna-kucuradi/):

Çok genel şekilde söylersem: eğitim, kişilere bilgisel ve etik yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olan bir eğitim olmalı; eğitilenlerin olan bitenlere ödünç gözlerle değil, kendi gözleriyle ve etik değer bilgisi ve insan hakları bilgisiyle bakabilecek duruma gelmesine yardımcı olan – bunun alıştırmalarını yaptıran – bir eğitim olmalı, derim. Ve bu eğitim, ilk ve ortaöğretimde tek tip eğitim olmalı, yani kişilerin insanlaşmasına yardımcı olan ve onları öyle yaşamaya hazırlayan bir eğitim. Böyle bir eğitimle tek tip insan yetişmez. Meslek bilgisi bu temel verildikten sonra verilirse, kişinin o mesleği, etik sorumluluğunu da taşıyarak yapmaya çalışacağına ümit edilebilir.

Filozofun değerli sözlerinden bazıları

Şimdi gelelim benim için de ciddi anlam ifade eden Kuçuradi’nin bazı sözlerine:

Aşağıdakiler, söyleşi ve konuşmalarda kaynağı doğrulanabilen kısa ifadeleridir:

• “İnsan hakları hukuk değildir. İnsan hakları, etik ilkelerdir.”
Hakların, hukuk düzenini yönlendiren ve değerlendiren ilkeler olduğunu anlatır. (Bkz: https://aydindoganvakfi.org.tr/haberler/28-aydin-dogan-odulu-prof-dr-ioanna-kucuradi-ye-takdim-edildi/).

• “İnatla umutluyum. Bu bir yaşam biçimi…”
2024’teki Aydın Doğan Ödülü töreninde dile getirdiği bu söz, kamusal tutumunu da yansıtır. (Bkz: https://aydindoganvakfi.org.tr/haberler/28-aydin-dogan-odulu-prof-dr-ioanna-kucuradi-ye-takdim-edildi/).

• “Temel haklar / insan hakları istisnasız herkes içindir.”
Hakları, yalnızca sevdiğimiz veya haklı bulduğumuz kişilere tanımamamız gerektiğini vurgular (Bkz: https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/acmazdan-cikisin-yolu-insan-haklari-ioanna-kucuradi/).

• “Ders keyif yeri değil, uğraşma yeridir.”
Öğrenmeyi, hazır cevap dinlemekten çok kişinin kendi çabasıyla anlaması olarak görür (Bkz: https://www.insanokur.org/her-zaman-ogrenecegimiz-seyler-vardir-ioanna-kucuradiyle-soylesi-elif-sahin-hamidi/).

• “Ben etik değerleri, insanı koruyan yaşantı ve eylem olanakları olarak görüyorum.”
Dürüstlük, adalet ve saygının insan ilişkilerindeki önemini özetler (Bkz: https://apacikradyo.com.tr/programlar/vakayiname/degerler-ve-toplumsal-kutuplasma-prof-ioanna-kucuradi-ile-soylesi).

Kuçuradi’yi anlamak

Bence Kuçuradi’nin kalıcı önemi, etik davranışın düşünme ve öğrenme gerektirdiğini göstermesidir. İnsan haklarını slogan olmaktan çıkarıp kavramsal temelleriyle ele aldı; bunun için kitaplar yazdı, öğrenciler yetiştirdi ve kurumlar kurdu. Goethe Madalyası ve 2024 Aydın Doğan Ödülü gibi ödüller de bu katkılarının gördüğü takdirin örnekleridir (Bkz: https://felsefe.hacettepe.edu.tr/tr/prof_dr_ionna_kucuradi_-5).

Onu okumaya başlamak için Uludağ Konuşmaları, ardından İnsan ve Değerleri ve Etik, düşüncesine giderek derinleşen bir giriş sağlar.

İonna Kuçuradi’nin videolarını ne zaman izlesem hep şu düşünceden kendimi alamadım: “Bir gün güzel Türkiye’mizde her şeyi baştan aşağıya değiştirme imkanımız olsa, bu reformları Kuçuradi gibi çok değerli düşünce insanlarının görüşleriyle şekillendirmek isterdim.” Bu değerli bilim insanını belki kaybettik ama tespit, düşünce ve tavsiyeleri bizimle. Her yerde bize bıraktığı düşünce belleğini aktaran bu değerli miras var.

Kuçuradi’nin düşüncelerini Türkiye için bir reform yaklaşımına dönüştürseydim, insanın değerini korumayı kamu kararlarının ve mesleki başarının temel ölçütü yapardım. Bunu eğitimle, şeffaf karar süreçleriyle ve bağımsız denetimle birlikte uygulardım. Çünkü etik bilgisi gerekli olsa da çıkar çatışmalarını ve gücün kötüye kullanılmasını tek başına engelleyemez.

Kuçuradi’nin hareket noktası şu: Doğru davranmak, somut durumu ve karşımızdaki insanı doğru değerlendirebilmeyi gerektirir. Etik, yalnızca davranış kurallarının listesi değildir; insan ilişkilerinde hangi değerlerin korunduğunu veya harcandığını araştırır (Bkz: https://tfk.org.tr/etik412.html).

Aşağıdaki uygulamalar, bu düşünceden hareketle geliştirdiğim önerilerdir.

1) Aidiyet yerine eylemi değerlendirmek

İlk değişim, aynı davranışı yapan kişilere aynı ölçütü uygulamak olmalı. Bir usulsüzlüğü yapanın siyasi görüşü, dini, ailesi veya bizimle yakınlığı, değerlendirmeyi değiştirmemeli.

Kuçuradi’nin kültürel değer yargılarıyla etik değerleri ayırması burada işe yarar: Bir çevrenin onayladığı davranış, sırf onaylandığı için adil değildir. Dürüstlük ve adalet, kişilerin somut ilişkilerinde ortaya çıkar (Bkz:  https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/acmazdan-cikisin-yolu-insan-haklari-ioanna-kucuradi/).

Ben bunu kurumlarda şu soruyla sınardım: “Bu kararı karşı gruptan biri verseydi yine savunur muyduk?” Bu soru tek başına yeterli değildir ama çifte standardı görünür kılar.

2) Eğitimi etik değerlendirme alıştırmalarına dönüştürmek

Okullarda ve mesleki eğitimde gerçekçi olaylar üzerinden düşünme çalışmaları yaptırırdım:

• Arkadaşının kopya çektiğini gören öğrenci ne yapmalı?
• Güvenlik sorunu tespit eden mühendis, işini kaybetme tehdidiyle karşılaşırsa nasıl davranmalı (Bu sorunu bugünlerde özellikle yapay zekâ şirketlerinde yaşıyoruz)?
• Yakınının başvurusunu değerlendiren yönetici hangi sorumlulukları taşıyor?
• Hızlı kazanç için müşteriye riski eksik anlatan finans çalışanı hangi değerleri zedeliyor?

Öğrenciden beklenen, öğretmenin hoşuna giden cevabı vermesi değil; olguları ayırması, eksik bilgiyi fark etmesi, seçenekleri ve etkilenen kişileri değerlendirmesi olurdu.

Bu, Kuçuradi’nin eğitimin insanların kendi gözleriyle, etik değer ve insan hakları bilgisiyle değerlendirme yapabilmesini sağlaması gerektiği görüşüne dayanıyor (Bkz: https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/acmazdan-cikisin-yolu-insan-haklari-ioanna-kucuradi/).

Öğretmen eğitimi sürekli olmalı ve düzenli uygulama olmadan tek bir “etik dersi” eklemek yeterli olmaz.

3) Kamu yönetiminde iyi niyet beyanını denetlenebilir karara çevirmek

 

Alan Önerdiğim uygulama Korunacak değer
İşe alım ve terfi Önceden açıklanan ölçütler, gerekçeli değerlendirme, etkili itiraz Eşit fırsat ve adalet
Kamu ihaleleri Karar gerekçelerinin ve çıkar ilişkilerinin açıklanması; bağımsız inceleme Kamu kaynağının dürüst kullanımı
Sosyal yardım İhtiyaca dayalı açık ölçütler; kişisel verilerin korunması İnsan onuru ve ayrımcılığın önlenmesi
Denetim Bulguların izlenmesi, düzeltici işlemlerin açıklanması Hesap verebilirlik
Usulsüzlük bildirimi Güvenli başvuru kanalı ve misillemeye karşı koruma Doğruyu söyleme özgürlüğü

Etik davranan kişinin kariyerini tehlikeye atan bir kurum, çalışanından etik davranış beklerken kendi sorumluluğunu yerine getirmiyor demektir. Bu nedenle eğitim kadar kurumsal güvence de gerekir.

4) Hukuku insan hakları açısından değerlendirmek

Kuçuradi, insan haklarını hukuken türetilmesi gereken etik ilkeler olarak görür (Bkz: https://aydindoganvakfi.org.tr/haberler/28-aydin-dogan-odulu-prof-dr-ioanna-kucuradi-ye-takdim-edildi/). Bu yaklaşımı kullanarak her düzenleme için şunları sorgulardım:

• Hangi hakkı koruyor, hangi hakkı sınırlıyor?
• Sınırlama gerekli ve ölçülü mü?
• Vatandaşın karara itiraz edebileceği bağımsız bir yol var mı?
• Aynı durumdaki insanlara aynı şekilde uygulanıyor mu?

Yolsuzlukla mücadelede de bu ölçütlerden vazgeçmezdim. Mağdurun hakkını korumak ile şüphelinin adil yargılanma hakkını korumak birlikte yürütülmeli. Aksi halde adalet arayışı başka bir hak ihlaline dönüşebilir.

5) İş dünyasında başarı ölçütünü genişletmek

Şirketlerde kârlılığın yanında şu sonuçları da izlerdim: Müşteriye risklerin doğru anlatılması, çalışan güvenliği, çevreye verilen zarar, şikâyetlerin çözümü ve tespit edilen usulsüzlüklerin giderilmesi.

Geçen yazımda ele aldığım “fon krizi” bağlamında Kuçuradi’nin yaklaşımını şöyle uygulardım: Bir finansal ürünün getirisi kadar, onu alan kişinin neye yatırım yaptığını anlayıp anlamadığı da sorgulanmalı. Yönetici, müşterinin bilgi eksikliğinden yararlanıyorsa sözleşmedeki imza etik sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu, onun görüşlerinden çıkardığım bir uygulama sonucudur. Bu bilgi eksikliği yüzünden birçok yatırımcı (özellikle küçük yatırımcılar) mağdur oldu.

6) Reformun başarısını sonuçlarla ölçmek

Başlangıçta birkaç belediye, okul, hastane ve şirkette pilot uygulamalar kurardım. Başarıyı verilen seminer veya imzalanan etik taahhüt sayısıyla ölçmezdim. Şunlara bakardım:

• Haksız kararlar düzeltilebiliyor mu?
• Usulsüzlük bildiren kişiler korunuyor mu?
• Tekrarlanan ihlaller azalıyor mu?
• Vatandaşın ve çalışanın itirazı gerçekten dinleniyor mu?
• Tespit edilen zarar gideriliyor mu?

Kuçuradi’nin yaklaşımına eklemem gereken kurumsal unsur, bilinçli kötülüğü de hesaba katmak olurdu. Bazı insanlar yanlış yaptıkları için değil, yanlışın kendilerine kazandırdığını bildikleri için davranır. Bu nedenle etik eğitiminin yanında bağımsız denetim, etkili yaptırım ve zararların giderilmesi gerekir.

Türkiye açısından Kuçuradi düşüncesinin en güçlü kullanımı, “iyi insan” söylemini somut sorumluluğa çevirmektir.

Çürümüşlüğü aşmak için

Günümüz Türkiye’sinde her yerde bir çürümüşlük söz konusu. Bu hak etmediğimiz durumu düzeltmek için tüm kurum ve kuruluşlarda iyi insanlara ihtiyaç var. Bu insanların da Türkiye’yi bu kokuşmuşluktan temizleyecek ve çağ atlattıracak hamleleri yaparken aşağıda sıraladığım şekilde hareket etmeleri elzemdir:

1) Kararını bilgiyle ver, kararlılıkla eyleme dök.

2) Tüm eylemlerinde etkilenecek insanları düşün ve vicdanla hareket et.

3) Her konuda şeffaf ve dürüst ol.

4) Mesleki eğitimden önce etiği, insani değerleri, kendi kendini eğitebilmeyi, yetiştirme yetisini ve sorumluluktan kaçmayacak disiplini aşıla.

5) Adil ve insan haklarına saygılı ol.

6) Ümidini hiç kaybetme. Her zaman bir çıkış yolu vardır.

Bilmem anlatabildim mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir