Bir önceki yazımda “tenisin yazılı olmayan kurallarını” ele almıştım. Bu yazıda Avustralya Açık’ta 3. tura çıkarak bizleri gururlandıran tenisçimiz Zeynep Sönmez’in ne kadar düzgün karakterde ve her açıdan rol model olabilecek bir tenisçi olduğunun altını çizerek, diğer taraftan rakibi Kazak (Rus) tenisçi Putintseva’nın da o derece tenisin etik kurallarını çiğneyen ve hadsiz hareketleriyle tenis severleri kızdıran bir kişiliğe sahip olduğunu belirtmiştim.
Bu son yazımı da şu paragrafla sonlandırmıştım:
Djokovic’in vurguladığı gibi başarılı olmanın anahtarı belki de sürekli pozitif düşünmeye çalışmak değil, negatif düşüncelerde fazla vakit geçirmemektir. Negatif düşünceyi kesip o an’a odaklanabilmek ve önüne bakabilmektir. Bu şekilde mental gücünü koruyup daha da güçlendirebilenler elit sporcu, mimar, mühendis, aşçı, iş insanı vb. olabiliyorlar.
38 yaşında final başarısı
Hazır laf Djokovic’ten açılmışken; kendisi geçen pazar günü 38 yaşında olmasına rağmen inanılmaz bir performansla Avustralya Açık Grand Slam turnuvasında final oynadı. Finalde kaybetmiş olmasına karşın sergilediği örnek tavırlarla herkesten sempati topladı.
Şimdi filmi biraz geriye sarıp Djokovic’in nereden nereye geldiğini analiz edelim. Federer, Nadal ve Djokovic ile ilgili ilk yazımı 2020 senesinin ekim ayında “Tenisin gelmiş geçmiş en büyüğü kim olacak?” başlığıyla (Bkz: https://serhansuzer.com/tr/tenisin-gelmis-gecmis-en-buyugu-kim-olacak/) kaleme aldım. Bu yazıda “Geçtiğimiz Pazar günü Fransa Açık Tenis Turnuvası yine epik bir finalle Djokovic’i yenen Nadal’ın oldu. Turnuvayı açık ara en fazla kazanan sporcu olan Nadal 13. kupayı alırken, kazandığı Grand Slam sayısını da 20’ye yükseltip Federer’in gelmiş geçmiş en fazla Grand Slam kazanan sporcu unvanına ortak oldu. Şu aşamada tüm tenis severlerin aklında şu soru var: Kariyerleri bitmeden tenisin gelmiş geçmiş en büyüğü kim olacak? Federer mi? Nadal mı? Djokovic mi?” sorusuna cevap aradım.
Federer’in emekliliği
Bu yazıdan tam 2 sene sonra Federer’in emekliğe ayrılmasıyla ilgili “Gerçek bir tenis efsanesine veda” başlıklı yazımda (Bkz: https://serhansuzer.com/tr/gercek-bir-tenis-efsanesine-veda/) özetle şunları aktarmıştım:
İsterse tüm istatistiklerde geride olsun, Federer’in yeri başka. Bence Muhammed Ali boks için, Michael Jordan basketbol için neyse Federer de tenis için o. Oynadığı süre boyunca hep tenisin zirvesinde oldu. 40 yaşına geldi, hâlâ sıralamada ilk beşte. Aralarındaki en kaliteli ve en iyi rol modeli de hep o oldu.
Bana göre GOAT yani “Tüm Zamanların En İyisi” olmanın tek kriteri istatistik değildir. Asıl kriter kaç kişiye ilham verdiği ve ne kadar insanın kalbine girebildiğidir. O yüzden bu yarış nasıl sonlanırsa sonlansın tenisin GOAT’u Federer’dir.
Bir dönemi sonlandıran İspanyol güneşi
Bu yazımdan sonra genç tenisçi Alcaraz’ı ilk kez kaleme aldığım “Teniste 3 büyükler dönemini sona erdiren İspanyol güneşi” başlıklı yazımda (Bkz: https://serhansuzer.com/tr/teniste-3-buyukler-donemini-sona-erdiren-ispanyol-gunesi/) “Bundan tam 20 sene önce Wimbledon’ı kazanarak 3 büyükler (Big Three) dönemini başlatan Roger Federer’in kariyerinde en büyük iki rakibinden biri, 3 büyüklerin son temsilcisi ve en başarılısı olan, 36 yaşında bile herkesi yenmeye devam eden Novak Djokovic’ti. İşte aynı zamanda 3 büyüklerin üçüncüsü, başarılı ve atletik Rafael Nadal’ın vatandaşı olan yeni İspanyol güneşi Carlos Alcaraz, Djokovic’i üstün bir oyunla devirerek 3 büyükler döneminin sona geldiğini tüm dünyaya gösterdi.” diyerek Alcaraz’ı anlatmıştım.
Bu yazıdan sonra 2024 senesinde Djokovic Paris’te oynanan Roland Garros tenis turnuvasında bir şampiyonluk daha kazanarak istatistiklerde herkesin önüne geçti. Bu durumu da https://serhansuzer.com/tr/tenisin-gelmis-gecmis-en-buyugu-djokovic-oldu/ linkinde okuyacağınız “Tenisin gelmiş geçmiş en büyüğü Djokovic oldu” başlıklı yazımda “Geçmişte teniste gelmiş geçmiş en büyük kim olacak başlıklı bir makale kaleme almıştım. Roger Federer, Rafael Nadal ve Djokovic’i kıyaslayan bu yazımda en büyük sıralamasında ilk temennim Federer, ikinci temennim Nadal diye yazmış ve son olarak Djokovic’i saymıştım. Bu sene, Djokovic Paris 2024 Olimpiyatlarında kazandığı altın madalyayla istatistiksel olarak gelmiş geçmiş en büyük tenisçi olduğunu ispatladı.” sözleriyle anlatmıştım.
İçime sindirememe nedenlerim
Tüm bu yazdıklarımdan Djokovic’i benim de bir türlü içime sindiremediğimi anlayabilirsiniz. Bunun birkaç sebebi var:
1) Djokovic kendini ispat etmek için Federer ve Nadal’a karşı oynadığı oyunlarda ilk başlarda hep bir katakulli yaparak kazanma yoluna gidiyor imajı veriyordu. Örneğin kaybedeceğini anladığı maçlarda tam kırılma anlarında sakatlanma numarası yapıp içeri girerek uzun süre çıkmıyor, maçı da soğutuyordu. Döndüğünde ise maçı çeviriyordu.
2) Maçlarda zaman zaman gereksiz bağırmalarına tanık oluyorduk.
3) Yine maçlarda aşırı hırslı görüntüsüyle hakemlere itiraz ediyor ve sürekli söyleniyordu. Teniste rol modeli olarak beklediğimiz o “cool” davranış şeklini gösteremiyordu.
4) Federer ve Nadal gibi iki efsane tenisçinin şampiyonlukları süpürdükleri bir dönemde hiç beklenmedik şekilde 3. kişi olarak aralarına girmiş, adeta partiyi bozan adam imajı çiziyordu. Putintseva gibi kötü karakter timsali aşırı hareketleri olmasa da ve kariyeri boyunca mücadele ettiği Federer ve Nadal gibi tenisin gelmiş geçmiş en iyi tenisçilerinden daha başarılı olsa da bir türlü aynı sempatiyi toplayamayan bir tenisçi oldu Djokovic.
5) Djokovic’in hiçbir zaman heyecanlandıran bir oyunu olmadı. Genelde tek düze bir oyunla maçı sonuna kadar bırakmayarak başarılı oldu. Öne çıkan bir özelliği yok. Bir başka deyişle, ne servisi, ne forehand’i, ne backhand’i, ne atletik özellikleri yani tenisi tenis yapan vuruşlarda ve fiziksel özelliklerde en iyisi diyebileceğimiz bir özelliği yok. Tüm özelliklerin toplamında ve kırılma anlarını hep lehine çevirerek gelmiş geçmiş en iyi tenisçi istatistiklerine sahip oldu.
6) 2021 senesinde pandemi döneminde Avustralya Açık’a katılmak için Avustralya’ya adım attığında ülkenin kurallarına kafa tutup aşı olmayarak ülkeye giriş yapmak istedi. Ülkeye girişine izin verilmedi, belli bir süre göz altında tutulup sonra ülkeden ayrılması istendi, tabii turnuvaya da katılamadı. Bu davranışını aşı karşıtları ve ülkesi Sırbistan’da büyük destek aldı. Benim gibi aşının pandeminin önünü keseceğini düşünenlerin de tam tersine tepkisini çekti.
Yaşanan tüm olumsuzluklara ve hakkında geliştirilen negatif söylemlere rağmen Novak Djokovic yoluna hep devam etti. Mental güç konusunda kendini en üst düzeyde geliştirmiş bir sporcu olan Novak, büyük başarılara imza attı (Bkz: https://www.oggusto.com/spor/novak-djokovic-kimdir).
Djokovic’in başarıları
Önce tenisin zirvesi sayılan Grand Slam turnuvalarındaki başarılarından başlayalım:
• Erkekler tenisinde en fazla Grand Slam kazanan oyuncu
• Dört Grand Slam turnuvasının tamamında çoklu şampiyonluk
• Avustralya Açık’ta turnuva tarihinin en fazla şampiyonluk kazanan ismi
• Grand Slam turnuvalarında uzun yıllara yayılan yarı final ve final istikrarı
Djokovic’in Grand Slam başarıları kupa sayısıyla sınırlı kalmıyor. Farklı dönemlerde, farklı rakiplere karşı ve farklı kort koşullarında gelen bu zaferler, onun kariyerini dönemsel bir başarıdan çıkarıp kalıcı bir standart haline getiriyor.
Grand Slam Şampiyonluk Dağılımı
| Turnuva | Şampiyonluk Sayısı |
| Avustralya Açık | 10 |
| Fransa Açık | 3 |
| Wimbledon | 7 |
| ABD Açık | 4 |
| Toplam | 24 |
Şimdi de bütün büyük turnuvalardaki başarılarına bakalım:
Büyük Turnuva Başarıları – Özet Tablo
| Turnuva Kategorisi | Şampiyonluk |
| Grand Slam | 24 |
| Masters 1000 | 40 |
| ATP Finalleri | 7 |
| Olimpiyat Oyunları | 1 |
| Toplam Büyük Turnuva | 72 |
Bir de başarılarına genel perspektiften göz atalım:
• Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda tek erkeklerde altın madalya
• 428 hafta ile ATP tarihinde en uzun süre dünya 1 numarası
• 8 kez yıl sonu dünya 1 numarası
• 99 ATP tekler şampiyonluğu
• Erkekler tenisinde rekor 24 Grand Slam şampiyonluğu
• Dört Grand Slam turnuvasının tamamını en az üçer kez kazanan tek oyuncu
• Tüm Masters 1000 turnuvalarını en az iki kez kazanan tek tenisçi
• Dünya 1 numarası olarak ulaşılan 16.950 ATP puanı ile rekor
• ATP tarihinde ilk 250 top-10 galibiyetine ulaşan ilk oyuncu
• Kariyer toplamında en yüksek ödül gelirine ulaşan tenisçi
• Roger Federer, Rafael Nadal ve Andy Murray karşısında pozitif başa baş karnesi

En büyük rakiplerine karşı üstünlüğünden bahsetmişken bu konuyu daha da açalım:
Zirve Mücadelesi: Dünya 1 Numarası Süreleri
Bu rekabetleri tarihsel ölçekte anlamlı kılan unsurlardan biri de ATP dünya 1 numarası koltuğunun paylaşım süresi oldu:
• Djokovic: 428 hafta dünya 1 numarası, 8 kez yıl sonu 1 numarası
• Federer: 310 hafta dünya 1 numarası, 5 kez yıl sonu 1 numarası
• Nadal: 209 hafta dünya 1 numarası, 5 kez yıl sonu 1 numarası
• Djokovic ile Federer 50 kez karşı karşıya geldi ve Djokovic toplam eşleşmede 27–23 üstünlük sağladı.
• Djokovic ile Nadal 60 kez karşılaştı ve Djokovic toplamda 31–29 üstünlük sağladı.
Tüm bu istatistikleri paylaştıktan sonra Djokovic’in istastiksel üstünlüğüne rağmen Federer ve Nadal’ın kariyerlerinde üstün karakter sergilemeleri ve rol model oluşlarından dolayı bu üçlü rekabette favorim her zaman sırasıyla Federer ve Nadal olduğunun yine altını çizmek isterim.
Djokovic’in kendini geliştirme başarısı
Djokovic ise kendini sürekli yenileyen ve geliştiren bir karaktere sahip olduğu için son dönemde gösterdiği üstün performans ve karakter yapısıyla kendisini sevmeye başladım. Sergilediği pozitif tavırlara örnek vermek gerekirse:
1) Kortta eski agresifliği yerine dingin ve olgun bir enerjiyle pozitiflik saçıyor.
2) Top toplayıcılardan seyircilere yaptığı şakalar ve esprilerle herkesin gülümsemesine sebep oluyor.
3) Sosyal medyada kişisel gelişim üzerine konuşmalar yaparak gençlere örnek oluyor.
4) Özellikle mental güç konusunda tüm profesyonel sporculara hatta zor dönemlerden geçen tüm insanlara ilham oluyor.
5) Kadınlar turnuvasında 3. Turda maçı kaybeden tenisçimiz Zeynep Sönmez’e gidip tebrik etmesi ve cesaretlendirmesiyle tüm Türklerin takdirini kazandı. Zeynep gibi kişisel gelişime açık ve iyi karakterli bir tenisçinin Djokovic gibi gelmiş geçmiş en iyi tenisçiden övgü alması kendisine harika bir motivasyon olmuştur. Ayrıca Putintseva ile yaptığı maçta Zeynep’e ateşli bir şekilde destek veren Türk seyircisini de övmüş. Bu da şahsen hoşuma gitti. Ne de olsa aynı coğrafyanın insanlarıyız. Birbirimizi iyi anlıyoruz.
6) Avustralya Açık Grand Slam turnuvasında 38 yaşında olmasına rağmen tüm gençlere kafa tutarak finale kadar geldi. Özellikle yarı finalde son dönemin en başarılı iki tenisçisinden biri olan Sinner’ı eleyerek finale çıkması herkes için büyük sürpriz oldu.
7) Finalde de tenisi domine eden Alcaraz’a karşı ilk seti kazanarak büyük bir sürprize imza atabileceğinin sinyalini verdi. Ancak sonrasında Alcaraz oyununu toparlayarak sonraki 3 seti de kazandı ve 3-1 skorla şampiyon oldu. Djokovic’in 38 yaşında verdiği mücadele ayakta alkışlandı.
8) Kendisi için böyle önemli bir finali kaybetmesine rağmen eski negatif tavırlarından eser yoktu. Tam tersine bu yenilgiyi büyük bir olgunlukla karşıladı ve yine tüm tenisçilere ve profesyonel sporculara örnek oldu.
Sonunda sempatimi kazandı
Bundan sonra ben de Djokovic’e sempati duymaya ve onu desteklemeye başladım diyebilirim. Tabii yeni nesilde Alcaraz’cıyım. Ancak finalde Djokovic kazansaydı da üzülmezdim. Bu bile onunla ilgili hissiyatımın ne denli olumluya döndüğünü gösteriyor. Bu yüzden bu yaşlarda bir grand slam daha kazanmasını isterim ki bunun mümkün olabildiğini herkese göstersin.
Djokovic’in son dönemindeki bu olumlu tavrı ve negatif özelliklerini törpülemiş olması tüm rekorları kırmış gerçek bir şampiyona yakışıyor.




