Bahsi geçen Emily’nin (tabii gerçek ismi Emily midir, bilemiyoruz. Şimdilik onun bize deklare ettiği ismini kullanacağız) yorumunu sizlerle paylaşarak yazıma başlayayım. İşte Emily’nin eleştirilerle dolu yorumu (önce orijinalini paylaşıyorum, sonra çevirisini yapacağım):
“As a student studying failed revolutions, it’s honestly surreal that you’re out here lecturing the world about democracy and freedom while your own country is suppressing journalists and crushing the opposition.
It’s pretty rich that you’re talking about corruption when Turkey’s judiciary is basically just a tool of the ruling party.
And it’s laughable to see a blogger criticizing other countries… Did you run out of problems in Turkey?
If you’re really worried about corrupt governments, maybe start by looking at your own backyard.
Your analysis would be way more credible if you started at home — Turkey is not a democracy, and you know it.”
Çevirisi:
“Başarısız devrimleri inceleyen bir öğrenci olarak, kendi ülkeniz gazetecileri baskı altına alırken ve muhalefeti ezerken, dünyaya demokrasi ve özgürlük hakkında ders vermeniz gerçekten gerçeküstü.
Türkiye’nin yargısının esasen iktidar partisinin bir aracı olduğu bir ortamda yolsuzluktan bahsetmeniz oldukça ironik.
Ve bir blog yazarının diğer ülkeleri eleştirmesi gülünç… Türkiye’deki sorunlarınız mı bitti?
Eğer gerçekten yolsuz hükümetlerden endişeleniyorsanız, belki de kendi arka bahçenize bakarak başlamalısınız.
Analiziniz, kendi ülkenizden başlasaydınız çok daha inandırıcı olurdu – Türkiye bir demokrasi değil ve bunu siz de biliyorsunuz.”
Eleştirilere cevabım
Şimdi gelelim, bu eleştirilere verdiğim cevaba. Önce orijinal mesajı sonrasında da tercümesini paylaşacağım:
“Hello Emily (I am not sure if this is your real name or your e-mail address is correct, but I will call you as you registered and share my response with you),
I do not understand why you are so offended with my article (here is the link: https://serhansuzer.com/tr/guc-zehirlenmesi-abdnin-sonunu-getirir-mi/). Anyone can criticize anybody. I can criticize your government and you can criticize current Turkish government. And I am not defending the actions of our current government. In fact, I do not feel that the current Turkish president and his administration represent me and people like me. And the bottom line problem is the characteristics of “Baby Boom Generation.” Look at all the leaders of various countries all around the World and analyze how they manage their countries. You will understand what I mean.
Furthermore, the difference between Turkish and US presidents is that when US does anything positive or negative the whole world is positively or adversely affected because of globalization and such a military and financial power your country has. Therefore, it does definitely concern me the actions of Trump administration and I have every right to criticize Trump and his administration. I recommend that you read my following article that I posted today (here is the link: https://serhansuzer.com/tr/abdnin-kurtulus-recetesi/). It is in Turkish and English translation will be posted soon. In this article, I come up with many solutions to the challenges/problems your country is facing.
In addition, if you read my article carefully, I am relating to our history and how Ottoman Empire collapsed and US administration making similar mistakes which will result in the collapse of the whole US system. You are saying that you are studying failed revolutions. My advice to you is to study revolution of Ataturk and how Türkiye (the name changed officially from Turkey to Türkiye) was established as a secular country. For instance, our alphabet changed from Arabic to Latin, women were given the equality right with men (i.e. women had the right to vote 30 years before Swiss women), how they changed the way people dressed up, and how they put a secular constitution into effect.
Finally, my advice to you is to watch very closely what happens in Turkiye until 2030 and compare these changes with what happens in the US until 2030. In every country, there are good people and bad people and my wish is that good people are in charge of their countries all over the world.”
Çevirisi:
“Merhaba Emily (Bu sizin gerçek adınız mı yoksa e-posta adresiniz doğru mu emin olamadım, ancak kayıtlı olduğunuz isimle size sesleneceğim ve yanıtımı sizinle paylaşacağım),
Makaleme neden bu kadar gücendiğinizi anlamıyorum (yazıya https://serhansuzer.com/tr/guc-zehirlenmesi-abdnin-sonunu-getirir-mi/ linkinden ulaşabilirsiniz). Herkes herkesi eleştirebilir. Ben sizin hükümetinizi eleştirebilirim, siz de mevcut Türkiye hükümetini eleştirebilirsiniz. Ve ben mevcut hükümetimizin eylemlerini savunmuyorum. Aslında, mevcut Türkiye Cumhurbaşkanının ve yönetiminin beni ve benim gibi insanları temsil ettiğini düşünmüyorum. Ve asıl sorun “Bebek Patlaması Kuşağı” (II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda doğan insanları ifade eder. “Bebek patlaması kuşağı” terimi bu kuşak için 1963 yılına kadar kullanılmasa da, bu kuşak çok yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük kuşak grubuydu) karakteristik özellikleridir. Dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin liderlerine bakın ve ülkelerini nasıl yönettiklerini analiz edin. Ne demek isteğimi anlayacaksınız.
Ayrıca, Türkiye ve ABD cumhurbaşkanları arasındaki fark, ABD olumlu veya olumsuz bir şey yaptığında, küreselleşme ve ülkenizin sahip olduğu askeri ve mali güç nedeniyle tüm dünyanın olumlu veya olumsuz etkilenmesidir. Bu nedenle, Trump yönetiminin eylemleri beni kesinlikle endişelendiriyor ve Trump’ı ve yönetimini eleştirme hakkım var. Bahsi geçen makalemden sonra bugün de yeni bir makale yayınladım, okumanızı tavsiye ederim (yazıya bu https://serhansuzer.com/tr/abdnin-kurtulus-recetesi/ linkten ulaşabilirsiniz). Türkçe ve İngilizce çevirisi yakında yayınlanacak. Bu yazıda, ülkenizin karşı karşıya olduğu zorluklara/sorunlara birçok çözüm önerileri sunuyorum.
Ayrıca, ilgili makalemi dikkatlice okursanız, bizim tarihimizin önemli bir parçası olan Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle, ABD yönetiminin benzer hatalar yapması ve bunun sonucunda tüm ABD sisteminin çökme potansiyeli arasındaki benzerlikleri dile getiriyorum. Başarısız devrimleri incelediğinizi söylüyorsunuz. Size tavsiyem, Atatürk Devrimi’ni ve Türkiye’nin (resmi olarak İngilize ülkemizin ismi “Turkey” kelimesinden “Türkiye” olarak değiştirildi) nasıl laik bir ülke olarak kurulduğunu incelemenizdir. Örneğin, alfabemiz Arap alfabesinden Latin alfabesine geçti, kadınlara erkeklerle eşit haklar verildi (yani Türk kadınları İsviçreli kadınlardan 30 yıl önce oy kullanma hakkına sahipti), insanların giyim tarzını değiştirdiler ve laik bir anayasayı nasıl yürürlüğe koydular.
Son olarak, size tavsiyem, 2030 yılına kadar Türkiye’de neler olacağını çok yakından izlemeniz ve bu değişiklikleri 2030 yılına kadar ABD’de olacaklarla karşılaştırmanızdır. Her ülkede iyi insanlar ve kötü insanlar vardır ve dileğim, dünyanın her yerinde ülkelerin yönetimine iyi insanların gelmesidir.”
Gerçekleşen bazı olgular
Emily’e cevabımı bana deklare ettiği e-mail adresine gönderdim. Tahmin ettiğim gibi e-mail adresi fake (sahte) çıktı ve attığım e-mail bana geri döndü. Umarım bu makalemi de okur ve yanlış yerden baktığı perspektifini düzeltir.
Yukarıda Emily’e yazdığım cevabım dışında konuyla ilgili okuyucularımın düşüncelerini derinleştirmek adına gerçekleşen bazı olguları aşağıda paylaşıyorum:
1) Şimdiki ABD Devlet Başkanıyla Türkiye Cumhurbaşkanı çok iyi anlaşıyorlar (neden çok iyi anlaşabildiklerini tahmin ediyorum). Hatta Trump’ın defalarca Erdoğan’ı kamuoyunda övdüğüne tanık olduk. Önceki ABD Devlet Başkanı Biden tam bir Türkiye düşmanıydı. Türkiye’nin aleyhine ne varsa onu yaptı. Üstelik bunu göstere göstere de yapmadı, son derece sinsince yüzümüze gülüp arkadan dolanarak yaptı (Aynı Biden Afganistan gibi stratejik bir ülkeyi onca emeği ve harcamaları tek kalemde silip teröristlere teslim etti). ABD ile Türkiye arasındaki dengeleri değiştirdi. Trump ise bu anlamda gri alanda.
2) İsrail Erdoğan yönetimine tepkili. Bölgede kimin sözü geçecek bilek güreşine tanık oluyoruz.
3) Bölgede kartlar yeniden dağıtılıyor:
a) Genel olarak Yunan halkının tepkilerine rağmen Yunan hükümeti İsrail ile her konuda stratejik iş birliğine yöneldi. Bu iş birliğinin içine Kıbrıs’ı da kattılar.
b) ABD, Kürtlere verdiği desteği çekti ve eski terörist, şimdiki devlet başkanı Şara’nın liderliğindeki Suriye Ordusu’nu IŞID’in bölgeden arındırılması için desteklediğini deklare etti.
c) İran, bildiğimiz İran. Oradaki ayaklanmalarda 15.000’in üzerinde insan hayatını kaybetti, sonuç değişmedi, devrim gerçekleşmedi. Yazık oldu bu insanlara.
Tüm bu tespitlerimizden sonra bölgedeki dengeleri yine Türkiye’nin değiştireceğini söyleyebilirim. Türkiye’de olacaklar, bütün bölgenin dengelerini baştan aşağıya değiştirecektir. O yüzden bahsettiğim gibi 2030 senesine kadar Türkiye’de olacakları izleyin. Temennim bu süreçten Türkiye’nin bölgedeki barış ve istikrarın teminatı haline gelecek kadar güçlenerek çıkması.
Not: Geçenlerde Matt Damon ve Ben Affleck’in başrollerini paylaştığı ve beraber prodüksiyonunu yaptıkları Netflix’te yayınlanan “The Rip” adlı filmde Matt Damon’ın elindeki dövmelerin anlamını açıklarken söylediği sözler benim bu yazıda tam olarak anlatmak istediğimi yansıtıyor. Dizideki Teğmen Dane Dumars ve ekibi benim her ülkede tam olarak aradığım insan tipi. Filmin fragmanını paylaşıyorum: https://www.youtube.com/watch?v=yeR5bcbRPak
Filmde Matt Damon’ın canlandırdığı Teğmen Dumars adlı karakter oğlunu çocukken kanserden kaybettiğini ve oğlunun ölmeden evvel babasına söylediği son sözler de benim hissiyatımı yansıtıyor: “Are we the good guys?” yani “biz iyi insanlar mıyız?” diye soruyor oğlu ve dizideki Dumars sağ eline bu sorunun kısaltmasını dövmeleştiriyor: A. W. T. G. G.
Babası da oğlu vefat etmeden önce son sorusunu cevaplıyor: “We are and always will be” yani “İyi insanlarız ve hep öyle kalacağız” ve kısaltması “W .A. A. W. B.” harflerini de sol eline dövme yapıyor.
“Her ülkede iyi insanlar ve kötü insanlar vardır ve dileğim, dünyanın her yerinde ülkelerin yönetimine iyi insanların gelmesidir.” demekle filmdeki Teğmen Dumars ve ekibinin karakterinde olan insanlardan bahsediyorum. Dürüst, prensipli, insanlara saygılı, suçluların hakkından gelebilecek nitelikte becerikli, liyakatli ve daha yaşanabilir bir dünya ve tüm canlılar için çalışan.





Amerika başka kıtaya hiç karışmazsa yeni gezegen bulup gizlice gidiyordur
Emily her ne kadar yersiz bir alınganlık göstermiş olsa da tespitleri çok yerinde. Ülkemizdeki mevcut konjonktürün Amerikada’dan dahi bu kadar sahih ve berrak görünmesi üzücü. Umarım Emily, fake mahlasın arkasına sığınmış bir Türktür. Aksi taktirde, dünyayı kendi ülkelerinden ibaret sanan ortalama bir Amerikalı nezdinde dahi ülkemizin böyle bir izlenim vermesi vahim. Nitekim sizin cevabınız da oldukça yerinde. (özellikle Baby Boom Generation tespiti). Çağın dışında kalmış bu çok yaşlı siyasetçiler, nüfusun dinamiklerinden kopuk bambaşka paradigmalarla absürt yönelimler içerisindeler. Özellikle 2030 yılına kadar Türkiye’de olacaklara ilişkin ise endişeliyim. Böylesi bir ateş çemberinin içinde dirayetli duracak iktisadi ve politik direncimiz var mı ? 2028 seçimleri neye gebe ? Anti demokratik, otoriter ve hukuksuz uygulamaların kör göze parmak yapıldığı bir ortamda, halkın olası bir değişim iradesi ne derece gerçekleştirilebilir ?