Evlilik üzerine...

Bana hep aynı sorular geliyor: Neden bu saate kadar evlenmedin? Yaşıtların evlendi çoluk çocuk sahibi oldu, hatta çocukları büyüdü, sen niçin bekliyorsun? Bir sorun mu var? Bu yazımda bu soruların cevaplarını kendi perspektifimden anlatırken içinde yaşadığımız toplumun da bir analizini yapacağım.

Hep aynı soruyu cevaplamak zorunda kalmak hiç hoşuma gitmiyor. Ailem artık sormaktan vazgeçti, yakın arkadaşlarım hiç sormuyorlar çünkü beni tanıyorlar, en fazla sorular da beni tanımayanlardan geliyor.

Google’a benim ismimi yazdığınızda ilk iki sırada “Serhan Süzer sevgilisi” ve “Serhan Süzer eşi” ibareleri çıkıyor. Bu durum şahsen beni kırıyor. Çünkü Google’da benimle ilgili hayatımı adadığım sürdürebilirlik veya yenilenebilir enerji üzerine aramaların çıkması gerektiğini düşünüyorum. Ama gel gelelim ki birileri kendimi adadığım işlerin ötesinde benim özel hayatımı merak ediyor.

Yazılarımda veya sosyal medyada özel hayatımı paylaşmıyorum. Bu yazıda bu kuralı biraz esneteceğim. Bu yazıyı yazmamı tetikleyen iki etken var.

Ya sabır!

Birincisi geçen hafta bir arkadaşımla konuşurken bana şunu söyledi: “Geçen gün girişimcilik ekosisteminde tanınan bir ortak arkadaşımızla senin hakkında konuşuyorduk (adını burada yazmayacağım tabii ki), bana seninle ilgili ‘Bu yaşa kadar evlenmemişse bir sorun var demektir’ dedi.” Bu yorumu duyduktan sonra kendi kendime ‘ya sabır’ dedim. Bu yorumu yapan arkadaşımız da bu arada 40 yaş bendinde. Yani herhalde kendinde bir sorun görüyor ki, bu yaşa kadar evlenmeyende bir sorun olduğu sonucuna varmış. Bu yoruma yazının ilerleyen bölümlerinde cevap vereceğim.

İkincisi ise dün “TÜİK açıkladı! Türkiye'nin evlenme yaşı belli oldu” başlıklı bir habere denk geldim, bu konuda yazmak farz oldu dedim kendi kendime. Bu haberi https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tuik-acikladi-turkiyenin-evlenme-yasi-belli-oldu-41756046 linkinde okuyabilirsiniz.

Haberde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre resmi olarak ilk evliliğini 2020 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 25,1 iken, erkeklerin ortalama evlenme yaşının 27,9 olduğu paylaşılıyor. Hatta iller bazında da detaylar verilerek TÜİK verilerine göre ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu ilin, kadınlarda 27,6 yaş, erkeklerde 31,3 yaş ile Tunceli olduğu belirtiliyor. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu illerin ise kadınlarda 22,2 yaş ile Ağrı, erkeklerde 26,0 yaş ile Şanlıurfa olduğunu belirtmişler.

Eğitim farkının gösterdikleri

Bir de şöyle enteresan bir istatistik verilmiş; Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre; resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2019 yılında kadınların yüzde 40,4'ünün kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu, eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının ise yüzde 15.1 olduğu görüldü. Eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranı yüzde 42,9, eğitim seviyeleri farkı bilinmeyen eşlerin oranı ise yüzde 1,6 oldu. Yani kendinden daha yüksek eğitimli kadınla evlenen erkeklerin oranı, kendinden daha yüksek eğitimli erkekle evlenen kadın oranından çok daha düşük.

Bu veri bize üç sonucu işaret ediyor. Birincisi maalesef kadınların eğitim seviyelerinin erkeklere göre daha düşük olduğunu görebiliyoruz. ‘Çocukları esasen büyüten, yetiştiren annedir’ mantığıyla olaya bakarsak, kadınların iyi karakterli ve iyi eğitimli olmalarının toplumun kaderini belirleyici bir unsur olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden gelişmiş ve sorunlarını asgariye indirmiş bir ülke olmak istiyorsak kadınların eğitimi konusuna öncelik vermeliyiz.

İkinci sonuç da erkeklerin kendilerinden daha iyi eğitimli bir kadınla evlenmek istememesi. Bu birçok erkekte vardır aslında. Kadının her anlamda kendilerinden daha aşağıda olmasını isterler. Kendi ayaklarının üzerinden duran iyi eğitimli bir kadın, özgüveni olmayan bir erkeği korkutur. Bu tip erkekler isterler ki, kadın hep kendilerine muhtaç olsun, bağımlı olsun. Böylelikle ipleri ellerinde tutmak isterler. Bu erkekleri şahsen zavallı kategorisinde görüyorum. Halbuki erkek şunu dese ve çabalasa saygı duyarım: Ben de kendimi geliştirmek için çaba göstereyim, eşimin de kendini geliştirmesine yardımcı olayım. Olması gereken budur.

Üçüncü sonuç da eğitimli kadınların erkek beğenmemesi veya sorunlu bir evliliktense bekâr kalmayı tercih etmeleridir.

Bir kez evlenme hedefi

İşte benim kafa yapımı anlatan istatistik sonucu da budur. Eğitimli kadınların kendilerine eş beğenmemelerine saygı duyuyorum. Evlendiklerinde sorun yaşayacaklarına bekar kalmayı tercih etmelerine de saygı duyuyorum. Saygı duymanın ötesinde bir erkek olarak ben de öyle yapıyorum.

Annemle babam ben 11 yaşındayken boşandılar. Birbiriyle alakası olmayan bu iki karakterin nasıl evlendiklerini hâlâ anlamış değilim. Ancak onların boşanmaları sonucunda çocuk aklımla çok üzüldüğümü ve evde huzur olmamasına rağmen onları beraber görmek istediğimi hatırlıyorum. Bir de 3 kardeş olarak ailenin dağılmasının hepimizin üzerinde sonuçları oldu. Burada aileye sonradan girenlerin de ciddi negatif etkilerini yaşadık. Bütünlüğü tam olarak sağlayamadık. Üstelik sonrasında hayatta en çok değer verdiğim kişilerin başında olan babaannemin yanında çok keyifli büyümemize rağmen bunu söylüyorum. Gülten Halam da sağolsun, büyürken hep yanımızdaydı. Okul vs. işlerine bizim için hep koşturdu.

Ancak hep bir boşluk hissettik. Hissettik diyorum çünkü ikiz kardeşimin ve kız kardeşimin de böyle hissettiğini biliyorum. Kendi ailemde yaşadıklarım sonucunda şu sonuca vardım: Hayatımda bir kez evlenmek istiyorum. Benimle hayata aynı perspektiften bakan bir bütün olabileceğimiz ve çocukları beraber büyütebileceğimiz bir evlilik hayal ediyorum. Hani bizim kültürde yeni doğan çocuklar için “Allah analı babalı büyütsün” derler ya. Tam olarak da budur istediğim.

Evlenmeler azalırken, boşanmalar artıyor

O yüzden şu ana kadar özel hayatımda “evlensek nasıl olur acaba?” diye düşündüğümde ve kafamda canlandırdığımda hep bir sıkıntı gördüğüm için bir türlü ikna olmadım. İleride boşanma riskini gördüğüm bir ilişkiyi de devam ettirmedim.

Boşanma demişken, Türkiye’de bu konudaki istatistiklere de bakalım. Anadolu Ajansı’nın https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/evlenmeler-azaldi-bosanmalar-artti/1745213 linkinde çıkan haberine göre Türkiye’de evlenmeler azalırken, boşanmalar artmış.

Türkiye'de 2019 yılında evlenen çift sayısı 541 bin 424, boşanan çift sayısı ise 155 bin 47 olmuş. Evlenen çiftlerin sayısı 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,3 azalırken, boşanan çiftlerin sayısı yüzde 8 artış göstermiş.

Boşanmaların ötesinde isteksiz şekilde evli kalanların da istatistiği çıkarılsa durumun ne kadar vahim olduğu gözlemlenebilir. Yani boşanma süreçleri kolay olsa ve tek tarafın isteğiyle hemen boşanılabilse, boşanan sayısı evlenen sayısını yakalar. Hatta “Evliliğinizden mutlu musunuz?” gibi bir soruyu çiftlere sorsalar (tabii samimi olarak cevaplamaları önemli), evlilik müessesini tartışmaya başlarız.

Evlilikten önce evlenme sözleşmesi

Kendi okul arkadaşlarıma baktığım da ise bir kere evlenip mutlu bir aile kuranların da (ki bu arkadaşlarım azınlıktalar), evlenip boşananların da (çoğunluktalar) ve hatta iki- üç kez evlenip boşanıp çocuk yapanların da olduğunu söyleyebilirim. Yani arkadaşlarım arasında her telden çalanı var.

Evlenip boşananların yaşadıkları trajedileri gözlemledikçe gözümün daha da korktuğunu söyleyebilirim. Boşanmalarda öyle böyle çekişmeler olmuyor. Genelde çiftlerden biri ciddi arıza çıkarıyor ve ‘çekişmeli boşanma’ dediğimiz kavramla boşanmada her türlü zorluklar baş gösteriyor. Sorunu çözmek üzere tutulan boşanma avukatlarının tam tersi bir yaklaşımla sorunu canlı tuttuklarını hatta sırf kendi PR’larını yapmak adına aile sırlarını basınla paylaştıklarını dahi gözlemledim. Yani nereden baksanız tam bir rezalet.

Tüm bunları gördükten sonra evlenmeden önce evlilik sözleşmesi imzalamanın Türkiye’nin bu ortamında doğru bir yaklaşım olduğuna karar verdim. Bu konuda çoğunluk ters düşünse de hatta bu konu dillendiğinde genelde çiftlerden biri klasik bir yaklaşımla “Bana güvenmiyor musun?” dese de en başından temel kuralları belirleyecek bir evlilik sözleşmesi kadını da erkeği de korur ve ileride çıkabilecek her türlü tatsız olayların önüne geçer.

Sonuçta evlilik dediğimiz kavram da esasında bir sözleşmedir. Kuralları devletin belirlediği, ihtilaf olduğunda taraflara ve hâkime göre sonuçların esnetilebildiği çoğu zaman da özgürlüğü engelleyen iptidai bir yapıdır. Madem birlikte nasıl yaşayacağımıza dair devletin belirlediği kurallar silsilesi var (ki bunu düşündüğünüzde özünde çok saçma), bu kuralların belirlediği ortamın ihtilaf yaşandığında nereye gideceğinin ucu açık bırakılması yerine onu başından eşlerin belirlemesi makuldür. O yüzden de Türkiye ortamında evlilik sözleşmesi doğru bir karar olur. 

Bir de evlilikte kimse kimsenin tapusunu almıyor. Bu yaklaşım da yanlıştır. Bizler insanız, alışveriş merkezinden satın alınan bir mal değiliz. Hepimizin duyguları, hayattan beklentileri ve yapmak istedikleri var.


Mantık evliliği mi, aşk evliliği mi?

Bu sorunun cevabı kafamda son derece net. Her ikisi de.

Sadece mantıkla evlenilmez, bu evliliği götürürsün, mutlu olduğunu düşünürsün, kendini ikna etmeye çalışırsın ancak bir süre sonra bir boşluğa düşersin. Sana başkaları çekici gelmeye başlar, eşinden gittikçe uzaklaşırsın. Mutsuz olursun.

Sadece âşık olarak verilen kararlar da bir süre sonra kâbusun haline gelebilir. Çünkü tutkulu aşkın da bir süresi vardır. Bu süre geçtikten sonra gerçeklerle yüzleşirsin. İlişkilerde fiziksel çekicilik önemli ve etkilidir ama bu da bir yere kadar sürer. Dünyada milyarlarca güzel kadın ve yakışıklı erkek var. Bu iş bu kadar kolay olsaydı, evlilikleri bu kadar konuşmazdık. Çünkü her gün fiziksel olarak beğendiğin kişiyle uyanırsın, bu belki sana keyif verir ama bir süre sonra yeterli olmaz. O fiziki özelliklerinin dışında seni o ilişkinin beslemesi gerekir. Yani eşinden bir şeyler öğrenmek, tartışabilmek istersin. Bir yerde kolektif akıl olursun.

Yani benim gözümde güzellik sadece fiziksel değildir, zihin güzelliği denen bir kavram vardır. Kişinin zihnini, yani düşünce tarzını, bilgi ve birikimini de beğenirsin. Hatta bu bazen daha bile çekici olabilir benim için.

Çiftlerin birbirini tamamlaması

Dünyanın farklı farklı ülkelerinde farklı kültürlerde kadına bakış açısı ve çiftler arasındaki denge de değişiyor. Örneğin Orta Doğu veya Asya ülkelerinde genelde erkek daha dominant durumdayken, Amerika’da kadınların dominant olduğundan bahsedebiliriz. Hatta Amerikan Türk’ü bir arkadaşım (kadın) “Amerikalı erkekler neden Uzakdoğulu kadınları tercih ediyor? Bunu hiç düşündün mü?” diye şakayla karışık sormama çok alınmıştı.

Bana göre mesele dominantlık değil. Erkekle kadının yarış içinde olması hiç değil. Doğal olan iki ayrı cins olan kadınla erkeğin birbirlerini tamamlayabilmesidir. Kadınların üstün olduğu taraflar var, erkeklerin üstün olduğu taraflar var. Sonuçta herkesin kendi karakteri ve özelliği var. Hayattan beklentisi var. Önemli olan tüm bu unsurların birbirini tamamlayabilmesi ve birlikte daha güçlü ve motive hissedebilmektir.

Güzel bir evlilikte herkesin kendi alanında özgür olması, çiftlerin birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilmeleri, birbirlerine yardımcı olmaları, motive etmeleri ve bir bütün olabilmeleri gerekir. Tabii insanlığa, vatan ve millete hayırlı evlatlar yetiştirmeleri de bu işin son noktasıdır. Belki de beraber mutlu olabilmenin ötesinde evliliğin en önemli anlamıdır.

Diğer önemli kriterler

Bana göre evlilikte;

1) Güven olmazsa olmazdır. Eşine gözün kapalı güvenebilmen gerekir.

2) Çocukların annesi veya babası olabilecek kapasiteyi taşımaları gerekir. Sonuçta hayatınızın en önemli varlığını beraber büyütüp yetiştireceksiniz. Ne yaptığını bilen ve sevgi dolu bir çiftin yetiştireceği çocuklar ileride hem mutlu hem de topluma faydalı bireyler olurlar.

3) Çiftlerin kötü gün dostu olması gerekir. Yani nikahta kullanılan cümle kalıbındaki “Hastalıkta ve sağlıkta…” repliğinin tam karşılığı budur. Ne olursa olsun çiftlerin birbirinin arkasında durabilmesi gerekir.

4) Bir de iyi gün dostu olmaları gerekir. Yani beraber geçirecekleri vakitten keyif alabilmeleri önemlidir. Çiftlerin beraber eğlenebilmesi ve birlikte vakit geçirmekten keyif alması gerekir.

Saygı

Tüm bunları söyledikten sonra bana “Serhan, evliliğe çok fazla anlam yüklüyorsun” diyebilirsiniz. Bir açıdan haklısınız. Ancak ben size olması gereken ideal birlikteliği tanımlıyorum. Tüm bu kriterlerden önce gelen bir başka kavram var: Saygı.

Yakın bir lise arkadaşımın eşiyle sohbet ederken, ona “sence evlilikte olmazsa olmaz kriter nedir?” diye sormuştum. O da biraz düşündükten sonra son derece net bir şekilde “saygıdır” demişti. Dikkatinizi çekerim, sevgi demiyor, saygı diyor. Sonra düşündüm, çok haklıydı. Hem çok eğlenceli hem de zor bir karakter olan bu lise arkadaşımın son derece oturaklı eşinin yıllardır nasıl idare ettiklerini merak ederdim. Birbirinden güzel iki çocuklarının olmasını ötesinde idare eden taraf lise arkadaşımın eşiydi. O da aklımdaki soruyu cevaplamış oldu. Son derece mantıklı. Sevgi çok önemli. Ama saygı olmazsa hiçbir şeyin değeri kalmaz, o evliliği sürdürmenin manası olmaz. Çiftler önce birbirlerine saygı duymak durumundalar. Ondan sonra her şeyi o saygının üzerine inşa edebilirsin.

Geç olsun güç olmasın

Yazının içinde belirttiğim girişimcilik ekosistemindeki ortak arkadaşımın “bu yaşa kadar evlenmemişse bir sorun vardır” öngörüsünün aksine, ortada düşünsel veya fiziki hiçbir sorun yok. Aksine yaşadığım tüm zorluklara rağmen önemli başarılara imza atmış olmanın özgüveni, gelecekte yapacağım insanlığı geliştirecek projelerin motivasyonu ve fiziksel olarak da yirmili yaşlarım seviyesinden hiçbir şey kaybetmemiş olmam (spor ve genetik) beni 20’li ve 30’lu yaşlarda kuracağım ailedeki baba figüründen daha güçlü ve sorumlu bir aday yapıyor.

Sadece bu işi bir kez yapma isteğinden dolayı fazla seçici olma durumu var. Yaş ilerledikçe seçicilik seviyesi de yükseliyor.

Bir bütün olabileceğim, gönül rahatlığıyla çocuklarımızı yetiştirebileceğimiz, beraber mutlu olabileceğim ve hayatta yapmak istediklerimizi birlikte gerçekleştirebileceğimiz hayat arkadaşımı bulduğumda da gerekeni yapacağım. Kimse merak etmesin.

Bu arada farkındaysanız eş bulmaktan bahsetmiyorum. Hayat arkadaşı bulmaktan bahsediyorum. Biz bunu kendi yaşam süremiz içinde muhtemelen göremeyeceğiz ama ileride insan doğasına aykırı ve bir anlamda çağ dışı olan evlilik müessesinin yerine hayat arkadaşlığı gelecek. Bunu da öngörüsü yüksek biri olarak antrparantez belirteyim.

 

Bu yazı vesilesiyle de şu mesajı vermek isterim: Şiddet gören kadınların sayılarının gün geçtikçe arttığını çıkan haberlerden gözlemleyebiliyoruz. Bu bir anlamda ülkemizin geri kalmışlığının ve el kaldıran erkeklerin de acizliğinin göstergesi. Bu sorunu ülke olarak çözmek zorundayız. Kadına şiddete hayır!

 

Son olarak iki gün sonra kutlanacak Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü de şimdiden kutlarım!

Tüm okuyucularıma da mutlu bir yaşam dilerim.

İlginizi Çekebilir
Yorumlar ( 0 )
Bu yazı hakkında ilk yorumu siz yapın...
Yorumlarınız için